Sotheby's'in ardından
Geçtiğimiz hafta Londra'da gerçekleşen Sotheby's "Çağdaş Türk Sanatı Müzayedesi", özellikle İstanbul sanat sahnesi aktörlerinin en çok konuştuğu konulardan biriydi. Benim de internet üzerinden canlı olarak izlediğim bu müzayedenin sanat dünyamız için nasıl bir önemi var peki? Ya da gerçekleşen bir müzayede bir ülkenin sanatına olan ilgiyi ölçmeye yeter mi?
MÜZAYEDEDE YAŞANANLAR
Genç sanatçıların yanında Türk sanat sahnesinin duayen isimlerinin eserlerinin de alıcıya sunulduğu müzayedede 1950'lerden bugüne uzanan 90 Nejad Melih Devrim, "Soyut Kompozisyon" adetlik bir seçki yer alıyordu. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Modern ve Çağdaş Türk Sanatı Müzayedesi" daha önceki yıllarla kıyaslandığında satış rakamı en düşük seviyede kalan müzayede oldu. Gerçekleşen satış, 1.5 milyon sterlin, yani yaklaşık 4.2 milyon TL ile ifadelendi. Bu miktarın neredeyse yarısını ise Nejad Melih Devrim'in "Soyut Kompozisyon" adlı, 1952 tarihli büyük boyutlu yağlıboya tablosu oluşturdu. Tahmini fiyat aralığının üst sınırının neredeyse iki katına çıkan bu eser tam 735.650 sterline alıcı buldu. Daha önceki senelerde sırasıyla yakalanan %72, %67 ve %65'lik satış oranının bu yıl %40'a düşüşü farklı yorumlara sebep oldu. Kimilerine göre bu durum hiçbir şey ifade etmezken, kimileri için umutsuzluk doluydu. Kimilerine göre ise bir süredir şişirilen fiyatlarla oluşturulan suni pazarın balonu patladı. Ve beraberinde, bundan sonra daha realistik fiyatlarla oluşturulacak bir piyasa beklentisi hayali de şekillenmeye başladı.
GLOBAL SAHNE
Bu yazıda her ne kadar Sotheby's özelinde ilerlense de aslında dikkat çekilmek istenen şey Türkiye sanat ortamının dünyaya açılması konusunda artık farklı bakış açılarıyla ilerlememiz gerekliliğine vurgu yapmaktır. Bir müzayede şirketi ne kadar büyük olursa olsun, bir ülkenin sanatının global sahneye asıl çıkış kanalını bununla sınırlandırmamak gerekir.
Sonuçta "ikinci el pazarı"nın şekillendirdiği müzayedelerin tamamen spekülatif ortamlar olduğu gerçeğini hepimiz biliyoruz. Özellikle yeni yeşermeye başlayan Türk çağdaş sanat ortamı için bir risk taşıdığı da unutulmamalı.
Son beş senedir bu ortamda yaşanan sıra dışı hareketlilik aşikâr. Ancak bu hareketlilik genellikle üretimlerin niteliğinden çok, işlerin pazardaki konumlanışlarını tartışmak üzerinden ilerleyen bir hal almış durumda; ki asıl üzerinde düşünülmesi gereken konu da bu. Zira sanatın kendi içindeki sorunsallarını aşma çabasına girmek yerine, satış rakamlarının havada uçuşması, doğal olarak bizi renklerin giderek soluklaştığı bir ortama doğru itiyor.
Yurtdışında modern ve çağdaş sanatımızı var edebilmenin tek yolu tabii ki müzayedeler değildir. Hangi yapıtın kaça satılıp satılmadığını bir tarafa bırakalım. Artık sanatçısıyla, sanat kurumlarıyla, galerileriyle gerek bienallerde, gerek sempozyumlarda, gerekse fuarlarda boy göstererek global arenaya çıkarılan bir Türk çağdaş sanat sahnesi var etmeyi hedeflemenin vakti. Tüm bunların gerçekleşebilmesi için devlet desteğine ihtiya