SON DAKİKA

Yiğit Sertdemir’le oyunculuk üzerine yiğitçe, sert ve demir gibi söyleşi

10 Eylül 2016 Cumartesi, 09:09:27 Güncelleme:09:15:11
Şenay Tanrıvermiş

Şenay Tanrıvermiş

[javascript protected email address]

 

Pek çok tiyatro sever gibi ben de hayrandım ama kendisiyle en eğlenceli söyleşimi yaptıktan sonra donakaldım. İyi oldu bana! Her soruda soruyu da, soranı da hem alaya alıp hem de en kestirmesinden en dolu ve net cevabı vermek tam da metinleri gibi özgün, keskin ve çok etkileyici Yiğit Sertdemir’e yakışırdı. Bana da böyle morarmak yakıştı galiba, aslında bana kırmızı da çok yakışıyor! (Okurken dikkat edin de cevaplar size de çarpmasın!)



-Yazar, yönetmen ve oyuncu olarak isminiz, en iyi ve en özgün işleri vaat eden bir marka oldu. Siz hangi alanda daha üretken hissediyorsunuz? Neresi daha özgür?

Terkoz Çıkmazı’ndan alıyorum ben bir şeyler. Pazarda erik satmışlığım da var. Marka nedir bilemedim şimdi. Reyona konulacağımı sanmadığımdan olsa gerek, halen özgür ve üretken olduğumu düşünmekteyim.

-İTÜ Makine Mühendislik bölümünü bırakıp tiyatroya geçmişsiniz. Ne kadar üretken ve başarılı olursanız olun bin pişman oldunuz mu? (Tiyatro aşkı cidden karın doyurur mu? Açken aşk bitmez mi? Formülü var mı?)

Son pişmanlık neye yarar, her şeyin bedeli var, buraya kadar. Olmadı yar.

-Metne göre oyuncu seçme kriterleri oyuncuya haksızlık değil mi? Mesela popülaritesi, fiziği, performansı, imajına göre mi rol verilir yoksa oyuncu her karakteri oynar mı?

Dekora göre mi seçilsin oyuncu? Görücü usulü mü verilsin rol? Hamamda mı beğensin analar?

-Kumbaracı50 tiyatromuza yeni, verimli ve cesur bir kanal açtı. Bir manifestonuz var mı? Nedir Kumabaracı50?

Var. Oyunlarımızda yazıyor.



-Oyuncu bedeninin taşıyıcısı mıdır? Bedeni oyuncunun vitrini midir? Oyuncu kimdir?

Kafanızda deli sorular. Taşıyıcı anne gibi oyuncu! Yaratıcı ekipten (yazar, yönetmen, dramaturg, dekoratör, kostüm tasarımcısı vs.) hamile kalır. Doğurur, teslim eder ailesine. Seyirciye. Kimse vitrindeki ürünü almaz. Teşhir ürünü mü oyuncu aşk olsun! Oyuncu, beraber seyre çıktığın kişi herhalde. Ezber yapan kişi değildir tahminen.

-Karakterin üzerine geçen, içeriğin sınırlarını aşan taşkın oyunculuklar anlık alkış alma hastalığıyla pek çok metni yaralıyorlar. Yoksa metin zayıf olduğundan mı oyuncu köpürtme ihtiyacına düşüyor?

Ortada köpürmeye teşne bir metin varsa, sabun misali, köpürür de. Ama yoksa, köpürtmek için bu kadar sulandırman da faydasız. Sen ıslandığınla kalırsın, metin kupkuru kalır.

-Tiyatro mu performans sanatlarına dahil, performans sanatları mı tiyatroya? Zaten tiyatro performans sanatı değil mi? Son yıllardaki yeni başlıklar arama ihtiyacı gelişmenin veya değişimin sonucu mu?

Yumurta tavuğa demiş ki neren eğri, tavuk da durur mu yapıştırmış cevabı: Gıdak.

-‘Gösteri Toplumu’nun kaçınılmaz sonucu olarak herkes performans gösterme çabası içindeyken sanatçı nasıl pozisyon almalı? Almalı mı? Alabilir mi? (Millet artist kesilince sanatçı kaybolur mu? Donakalır mı?)

Sol açık olmasında fayda var. Defans sanatçıya yakışmaz.

-Tiyatro ilerler mi, gelişir mi, değişir mi? Sinema gibi endüstriye dönüşse bozulur mu?

Durduğu kabahat. Hem niye bozulsun canım, alıngan değildir o kadar.

-Alternatif tiyatro kime, neye ve niçin alternatif? Tiyatro alternatifsiz olsa daha iyi olmaz mı?

Alternatif getirmeyene. Olmaz. Sanatta dikta iyi bir şey değildir. Hayatta da değildir de, onu sormadınız.



-Bazı roller oyuncuda kalır mı? Bazı karakterlere girmek o karakterlerden çıkmaktan daha zor olabilir mi? Kısacası oynadığı rol, oyuncuyu değiştirebilir mi?

‘Kısacası’dan sonrası, önceki soruların özeti değil ki. Rolün sende kalması başka, rolün seni değiştirmesi bambaşka! Rol seyyahtır, yattığı yeri beğenmez. Sen zorlasan da kalmaz, gidecek başka kapıları vardır. Karakter dediğiniz de fightclub değil ki, girmesi çıkmasından zor olsun.

-Bedenin rengine, esnekliğine, kilosuna, metresine, yaşına başına yani sınırlarına hapis midir oyuncu? Bedenden çıkılsa en fazla nereye kadar gidilir? Gidilir mi ki öyle?

Önyargıdan başka gardiyan mı var insana? Niye hapsolsun? Nereye gidilir pek bilemiyorum. Navigasyona bakmak lazım.

-Öldün Duydun mu adlı muhteşem oyununuzda Kafkaesk bir işleyişle hareket ve konuşabilme yetilerinin kaybedilme hali vardı. Dertsiz Oyun’da ise hareket ve ses yok edilerek var ediliyor, altı kalınca çiziliyor. Tiyatro metninin hareket ve söze dayalı olması sizi daraltıyor mu? Yapıyla ilgili bir sıkıntı mı? Yoksa nedir acaba?

Mevlana Şems’e diyor ki: ‘Aramızda bir engel ‘kafiye’ kaldı. Onu da kaldırdım, gel artık.’ Demediyse de, deseymiş iyiymiş. Ben daha az konuşmaya başladıkça, oyunlarımda da söz azaldı mı ne oldu? Birileriyle konuşayım bunu. İyi hatırlattınız.

-Sırada neler neler var? Bir müjdeye hasretiz!

Yarın sabah var mesela. Bundan güzel müjde mi olur?

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN