Allah'ın lütfu
Fenerbahçe; korner atmadan; maçın başından sonuna kadar bir kez bile oyuna hakim olmadan; toplam 3 pozisyondan 2 gol çıkartarak ve Volkan’ın inanılmaz futbolu ile resmen Allah’ın lütfu kabilinden bir 3 puan kazandı. Galatasaray ise 30. dakikadan 2. golü yediği 80. dakikaya kadar neredeyse Fenerbahçe ceza sahası önünde oynadığı maçı kaybetmesinin yansımalarını ileride hissedecektir. Bana göre Fatih Terim çok iyi bir teknik adam örneği sunduğu; başlangıç 11’i de değişiklikleri de çok doğru yaptığı maçta “Hırs”ına engel olamamanın bedelini ödedi. Fenerbahçe’nin teslim bayrağını çekmek üzere olduğu anlarda Özer-Bienvenu-Stoch üçlüsünü 3 oyuncusu ile (Eboue-Semih- Ujfa) ile durdurabileceğini sanmak gibi bir “fazla hırs”ın sonucu olarak 2. golü ağlarında gördü. Öncelik 1-1’i korumak ve yarı-kontrolyarı hücum futboluna dönmek olmalıydı. Bu mantalite eleştirim hariç Galatasaray baştan sona kadar kritik edilmeyecek bir futbol oynadı.
Gelelim galip takıma. Her zaman ısrarla söylüyorum. Klasik 4-4-1-1 dizilişi ile oynadıklarında; orta ikiliden birinin Selçuk Şahin olması durumunda bu takım Türkiye’de en zor yenilecek takımdır. Süper Final serisinde Aykut Kocaman bu bilindik alışılageldik oyuna dönünce Fenerbahçe hiçbir ekstra iş yapmadan bir çok maçta “0”ı cebine koyarak oyuna başlar oldu. Telekom Arena’da da bu gelenek değişmedi. Ziegler’in sürpriz koşusuna da Bienvenu’nun Stoch’a aktardığı pası da bir daha izleyenler tüm enerjisine rağmen Semih’in ideal bir büyük takım stoperi olmadığını görecektir. Kocaman bu eksikliği iyi çalıştırmış. Kocaman; 4-4-1-1 dizilişi ile; Bienvenu-Stoch hamleleri ile maçta yapabileceğinin maksimumunu yaptı. Çok eleştirdiğim Özer Hurmacı çok katkı sağladı. Özer’i tebrik etmek boynumuzun borcu. Yine de Bekir gibi; Bienvenu gibi; Stoch gibi doğru hamlelere; uygun dizilişe rağmen takımın hiç ama hiç pas yapamaması cidden üzerinde çalışılması gereken bir sorun. Tüm bu artılara ya da eleştiriler de eninde sonunda gelip bireysel performanslara dayanıyor. Necati’nin 3; Aydın’ın 2 yüzde yüz pozisyonlarında Volkan öne çıktı. İşte bireysel yetenek. Her şeyi yapıyorsunuz kaleciye takılıyorsunuz. Ya da Selçuk arkadaşlarının altıpasta yapamadıklarını 20 metreden yapabiliyor. Alex öldürücü pasla Ziegler’i Fenerli yapıyor; Stoch, o dakikada o baskıda o temiz vuruşu yapabiliyor. Bireysel yetenek farkı sonucu böyle belirliyor işte.
Sonuçta Fenerbahçe çok iyi mücadele ettiği; acı çektiği anlarda dayanma iradesi gösterdiği; kötü oynadığı ama sonucu almasını bildiği bir müsabakayı kazandı. Sadece 3 puan değil olağanüstü bir özgüven ve geleceğe yönelik ‘hava’ da kazandılar. G.Saray’da ise bundan sonrası tamamen Terim’e bağlı. Takımı strese girecek mi; aşırı gerilim yüklenecek mi yoksa sakince yola devam mı edecek buna Fatih Hoca karar verecek. Bu takım hala 2 puan farkla avantajlı. Ve hala en büyük rakibi gerilimi.