Ben Türklükten istifa etmem, vatan için canım feda olsun
ERTUĞRUL Özkök, "Eğer tüm sorun bensem aradan çekileyim, siz bir başınıza kalın. Türklükten istifa ediyorum" diyen bir yazı yazdı.
Bunu okuyunca ikimizin ne kadar farklı olduğumuzu anladım. Ben ne kadar hayal kırıklığı yaşarsam yaşayayım Türklükten istifa edemeyeceğimi ve vatan için canımı feda etmeyi sürdüreceğimi biliyorum.
O isterse istifa etsin, ben istifa etmem; aksine bu ülkenin bir yardıma ihtiyacı varsa, elimden ne geliyorsa onu yapmak için burada kalır çalışırım.
Ben vatansever bir insanım.
Örneğin, talep yok denilerek içki yasaklandıktan sonra bir ara ben de "Acaba Türklükten istifa mı etsem?" diye düşündüm. Ama sonra vazgeçip bu soruna makul bir çözüm için yardım etmeye karar verdim.
THY madem "İçkide talep eksikliği var" diyor, o zaman doğrudur. Bu talep eksikliğini kapatmak için babam ve ben gönüllüyüz. Yeri gelmişken söylemeliyim; benim babam da bir vatanseverdir, babasına bak oğlunu al.
Ben THY'nin "Talep yok" dediği uçuşların listesini çıkardım. Kendi cebimden babam ile bana o uçuşlara bilet alacağım. Uçuşta ne kadar içki arzı varsa o kadar içeceğiz, arz ve talebi eşitleyeceğiz, böylece sorun da kendiliğinden ortadan kalkacak. Bakın biz Ertuğrul Özkök gibi değiliz; istifa edip gitmek yerine burada kalıp ülkenin hayati sorunlarına cevap buluyoruz.
Sadece bir sorun çıktı. Babam, "Uçarım ama o gidilen yerlerde uçaktan inmem" dedi. Ben de ona, "Zaten oralarda uçaktan inmek için bir neden yok; sadece ismiyle birlikte içkiyi yasaklatabilen bir şehirde bizim ne işimiz var. Uçaktan inmeye değecek yerlere uçuşlarda ise içki halen var" dedim ve uçağı İstanbul'a geri dönünceye kadar terk etmemeye karar verdik.
Bu dediğim formül kabul görürse THY uçuşlarında içki arz fazlası sorunu tamamen ortadan kalkar; hatta korkunç bir içki kıtlığı bile başlayabilir. Babamla benim geçmişte iflasın eşiğinde olan bazı meyhaneleri korumamız altına alıp her akşam giderek onları dünyanın en karşı mekânları haline getirmişliğimiz vardır.
Hükümete sesleniyorum: Bundan böyle hangi şehirde, hangi kurumda "Artık talep yok" diyerek içkiyi ortadan kaldırmayı düşünürseniz, no problem, bizi çağırın babam ile ben sorunu kısa sürede çözeriz. Hatta kafam atarsa tüm ailemi çağırırım. Sorunlu yere halalarım, teyzelerim, amcalarım hep birlikte gidersek sadece Türkiye'de değil, tüm Avrupa genelinde arz fazlası içkiyi ortadan kaldırabiliriz.
Umarım hükümet bu fedakârlığımı unutmaz ve yeri geldiği zaman beni ödüllendirir.
Kahve ve şarap
BİR ara çıldırmış olduğum için Arap Baharı üzerine birçok kitap almışım. Çoğunu okumadım, okumayacağım da. Şu anda normale dönüş sürecinde olduğumdan sadece yemek kültürü ve tarihi üzerine kitap okuyorum. Kitap okumaktan yine zevk almaya başladım.
Şunu fark ettim ki, Arap Baharı üzerine kitaplar görebildiğim yerde olduklarında bile kafam tam çalışmıyor. İyi yazabilmem ve güzellikler düşünebilmem için kafamdan Arapları ve onların bitmez tükenmez sorunlarını atmak zorundayım. Arap Baharı kitaplarımı toplu halde kütüphanemin göremeyeceğim noktalarına kaldırdım ve önlerine bir sıra kitap daha koyup görünmemelerini sağladım.
Artık onların bulunduğu bölgeye kazayla baktığımda "best food writing" kitaplarını yıllar itibarıyla sıralanmış görüyorum. Bu benim için bir tür yoga. Bir arınma, içimin temizlenme süreci. Modern insanların modern sorunlarıyla uğraşıp güzel yazılar okuyorum.
Arap Baharı kitapları ortadan kalktığı için olmalı kahve ve şarap başlıklı yazıyı düşünebildim herhalde. Adam Gopnik, "The Table Comes First" adlı kitabında yazmış... Modern anlamıyla restoranların ortaya çıktığı yıllarda eğer kahve ve alkol restoranlara giremeseydi ve bunların içilmesi yemekle koordine edilmeseydi modern şehirli yaşam doğamayacaktı.
İçkinin belirli bir sırayla içilmesi kuralını Fransızlar değil İngilizler koymuştur. "Klaret" dedikleri kaliteli bordo şaraplarına tutkun olan İngilizler, Fransızların 1855 yılında kategorilere ayrıştırdığı şarapların yemekte hangi sırayla içilmesi gerektiğinin kurallarını koydular.
Yemek öncesi şampanyayla başlayıp beyaz şarapla devam eden, daha sonra kırmızılara geçen ve en sonunda en ağır kırmızıyı içen yeni restoran müşterisi için bu kuralları İngilizler koydu. Restoranlar ilk kez Fransa'da çıkmış olabilir ama içki adabını İngilizler, modern anlamıyla garson servisini de Ruslar koydu.
Yazar Malcolm Gladwell, şarabın yakın gözlük gibi sonuçlar doğurduğunu ve kahvenin de uzağı görmemizi sağlayan sıvılar olduğunu söylemiştir. Yani şarap, önümüzdeki işe veya kişiye konsantre olmamızı sağlayıp bunun ötesini görmemizi o an için önler. Bu özelliği nedeniyle aşkın, seksin konuşulduğu masaların doğal içeceği hep şarap olmuştur.
İngiliz barlarında da barda içkisini yudumlayan kişi için hayattaki en önemli insan, o an konuştuğu barmen olabiliyor. Oysa kahve, kafein etkisiyle bizi uyarıyor ve dünyaya çıkıp onu fethetme arzusu veriyor.
Tüm iyi yazarlar çok içerler ama hiçbiri yazarken içmez. İş yazmaya geldiğinde, dünyayı çıkıp fethetmek duygusunu, o enerjiyi veren kahvesini yudumlayarak yazar.
Bu yazıyı şu anda ilk Mr. Gurme çekimimizi yaptığımız Mimolette Restoranı'nda yazıyorum. Şarap içiyorum, arada bir de kahve; bu yazı da bundan dolayı aklıma geldi.