Türkiye'de klasik müzik olabilir mi?
JOSE Carreras ile birlikte konser veren soprano Simge Büyükedes’in büyük bir sanatçı olduğunu anlattığım arkadaşımla, bu konuyla bağlantılı enteresan bir tartışma yaptık. Klasik müzik hakkında bilgisi ve merakı benden çok fazla olan arkadaşım, Türkiye gibi Hıristiyan kültürüyle oluşmamış ülkelerde iyi klasik müzik yapılamayacağını söyledi. Çünkü klasik müziğin Hıristiyan kültürüyle iç içe büyüyüp geliştiğini, zevklerin ve beklentilerin de ona göre oluştuğunu, bu yüzden o değerleri paylaşmayan ülkelerde klasik müziğin aynı duygularla çalınamayacağını ve hep ikinci sınıf kalacağını, daha kalitesiz olacağını söyledi.
MAHLER
Viyana Kraliyet Operası’na direktör olarak atandığında Yahudi Mahler’in Katolik olmak zorunda kaldığı bir dünyada bu argümanın tabii ki doğru yanı vardı. Ancak ben Türkiye’de kaliteli klasik müzik yapılmasındaki zorluğun temelinde din etkisinden başka bir şeyin olduğunu düşünüyorum. Bunu ifade edebilmem için klasik müziğin büyüklerinin çalıştığı ve yarattığı ortamları biraz anlatmam gerekiyor. O ortamlarda Katolisizm tabii ki neredeyse mutlak olarak etkindi, ancak başka bir şey de vardı.
O ZAMANLAR ŞEHİRLERDE
O şehirlerdeki sosyal yaşam neredeyse klasik müzik dünyası etrafında dönüyordu. Sinemanın olmadığı günlerde sıradan insanlar operaya film seyretme keyfini yaşamak için gidiyorlardı. Aileler çoluk çocuk gidiyordu operaya.
OPERADA YUHALAMAK
Klasik müzik konseri dinleme adabının sıkı kurallara bağlandığı günlerden önceki o günlerde seyirciler konserde çalınan parçaya alkış tutarak eşlik ederler, beğenmediklerini yuhalarlar ve hatta sahneye bir şeyler bile fırlatırlardı. Seyircinin konser sürerken içki içtiği de bilinir. Yani bugünün konserlerinde gençliğin davranış biçimlerini o günlerde büyük bestecilerin konserlerinde görmek mümkündü. Hatta o günlerin seyircilerinin bugünün gençlerinden daha şanslı olduğu bile söylenebilir; çünkü o zamanlar en azından konserlerde içki içilmesi yasaklanmıyordu.
DEDİKODU MALZEMESİ
Bunun yanında şehrin insanları için en büyük dedikodu malzemesi, besteciler ve büyük opera sanatçılarıydı. Herkes onların onların hayatını takip eder ve özel yaşamları hakkında dedikodu yapardı. Bestecilerin eşleri de ayrı takip edilirdi. Denilebilir ki bugünün gazeteleri o günlerin Viyana’sında olsaydı, birinci sayfanın sürmanşetinde seksi kadın fotoğraflarının yerine bir Mahler’in, bir Strauss’un fotoğrafları ve haklarındaki son dedikodular yayınlanacaktı. İnsanlar yolda bu bestecilere rastladıklarında onlara bir süperstarlarmış gibi davranırlardı. Mahler’i sokakta gören herkes, saygıyla birbirine “Der Mahler” diye fısıldar, o biraz yürüyüp uzaklaştıktan sonra da aleyhinde dedikodular başlardı.
KONSER GÜNLERİ
Konser günleri şehir bir başka âlem olurdu. Örneğin, Richard Strauss’un Graz şehrinde yeni operası Salome’yi yöneteceği 16 Mayıs 1906 gününde, şehrin bütün barlarındaki müşteriler arasındaki tek konunun bu olduğu biliniyor. Mahler ile Strauss’un sahneye çıkacakları opera binasına nasıl birlikte geldikleri, Mahler’in geç kalmaya başlayan Strauss’u “konseri onun yerine kendisinin yönetmekle tehdit ettiği” şehirde o gün konuşulan konuydu. Salome operası o gün büyük başarıyla sahnelendi. Şehrin sıradan insanları o kadar bayılmıştı ki bu operaya, Mahler sıradan insanların bu operayı neden bu kadar sevdiklerini anlamadığını bile söyledi. Şehirde bu opera birkaç gün sokaklarda en fazla konuşulan konuyu oluşturdu. Arkadaşımın dediği gibi, din tabii ki klasik müziğin yaratılmasında ve algılanmasında etkilidir, ancak ben bu anlattığım sosyal ortamın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.
PİYANO DERSİ MODASI
Arkadaşım bugün 40 milyon insanın piyano çalmayı öğrenmeye hevesli olduklarını söyledi. Türkiye’de de kendilerini modern, çağdaş olarak tanımlamaya çalışan aileler, çocuklarına piyano dersi aldırıyorlar. İstanbul’da bir piyano dersi furyası yaşanıyor. Çin de Türkiye de modernleşmenin üstten empoze edildiği ülkelerdendir. İki ülkede de klasik müzik bir Batılılaşma projesi çerçevesinde ele alındı.
BİR VAZİFE OLARAK KLASİK MÜZİK
Devlet üst yönetimi Ankara’da vazife yapar gibi konsere gitti. Konser dinlemenin askeri kurallarını onlar koydu. Bir Batılılaşma projesinin zorunlu ev ödevi olarak klasik müziği sevmek, sevdirmek tabii ki başarılı olamadı. Türkiye’de hiçbir zaman klasik müzik, hayatın doğal bir parçası olamadı. İşte bu yüzden ben Türkiye’de iyi klasik müzik yapılamayacağını düşünüyorum. Dinin önemi vardır elbette, ama benim anlattığım koşulların çok daha önemli olduğunu sanıyorum.