Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN yazımda eski CHP Milletvekili Onur Öymen’le Afrin başlığı altında yaptığım görüşmeyi aktarmıştım sizlere. Öymen, Türkiye’nin Afrin’de yapmak istediğini, amacını dünya kamuoyunun anlamamasını bir Fransız atasözüyle ifade etmişti. Fransızlar dermiş ki: “En sağır insan, bir şey duymak istemeyen insandır...”

        Düşündüm de bizim memleketin bazı muhalifleri de tıpkı Fransızların sözündeki sağırlar gibi. Anlamak istemediklerinden duymayı da tercih etmiyorlar. Yanlış anlaşılmasın. Elbette ki muhalefet muhalifliğini en sağlam şekilde yerine getirecek, ama bunun da bir mantığı olmalı. Sırf muhalefet yapacağım diye her şeyi eleştirmek, aşağılamak ne ahlaki ne de değerli!

        Şu son 3 gündür diplomatik alanda yapılan görüşmelere dair eleştirilerinde tırnak ucu kadar haklılıkları yok! Nedir muhaliflerin diplomaside eleştirdikleri konular?

        İki konu var. Birincisi Sayın Başbakan Binali Yıldırım’ın Angela Merkel’le yaptığı görüşme, diğeri Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la yapılan görüşmeler...

        Diyor ki muhalifler: “Efendim, Merkel’le görüştükten sonra gazeteci Deniz Yücel tahliye oldu. Bu tahliye o görüşmenin diyetiydi, karşılığıydı!”

        Ben de bu son derece manasız eleştiriyi ortaya sürenlere diyorum ki: Olabilir. Ne var bunda? Niye dert ediyorsunuz? Evet, Merkel rica etti, Türkiye de Deniz Yücel’i serbest bıraktı, ama acaba biz ne rica ettik bilen var mı? Yok! İşkembeden sallanıyor sadece.

        Deniz Yücel o görüşme neticesinde tahliye edildi, ama bu arada Almanya da bugüne kadar hiç tavır almadığı PKK’ya karşı tavır alacağının sözünü verdi. Bunun emareleri daha önceden verildi zaten. Başbakan Binali Yıldırım Berlin’e gitmeden, Köln Emniyeti’ne protesto eylemi için başvuran PKK yanlısı iki derneğin başvurusu reddedildi.

        Ve gerekçe olarak da şu açıklama yapıldı: “Almanya’da terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK’ya bağlılığı simgeleyen yasaklı bayrak ve sembollerin kullanılması ve bu şekilde suç eylemleri ve ihlallerinin gerçekleşmesi beklentisi.” Bu da bizim için bir ilk ve gerçekten büyük bir kazanım değil mi? Belli ki bundan böyle PKK çok rahat hareket edemeyecek Almanya’da.

        Diğer konuya gelince... Yani Tillerson’la yapılan görüşmeler ve sonucuna. Adam iki gün boyunca Türkiye’deydi ve önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çok uzun süren bir görüşme yaptı. Dün de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile. Diyor ki muhalifler: “Eee, ne oldu şimdi Tillerson’la görüşmenin sonunda? Neyi elde ettik? Var mı yeni bir durum?”

        Var efendim! Tabii görmek isteyenler için var. İstemeyenler için yine yok!

        Bir kere çok dik durdu Türkiye! ABD’nin en kritik bakanı olan Tillerson, Türkiye’nin asla burnunun dibinde düşünülen o kaos planlarına izin vermeyeceğini gördü. Kararlığının farkına vardı.

        Öyle olmasa saatlerce oturur muydu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında. Ya da ertesi günü Dışişleri Bakanı’mızla o kadar vakit geçirir miydi?

        *********

        SEVİLAY NANAY OLABİLME İHTİMALİ ÜRKÜTTÜ!

        HABERTÜRK Gazetesi’nden Nalan (Koçak), harika bir gazeteci... Birkaç gündür adı nedeniyle Twitter’da fenomen olan ve bizim memleketin gözdesi haline gelen Cambridge Üniversitesi hocalarından Bence Nanay’ı konuşturmuş. Olay oldu haber! Herhalde Trump’la falan konuşsaydı bu kadar ses getirmezdi. İnanamadım dün Nalan’ın haberi üzerine milletin yazıp çizdiklerine.

        Demiş ya, “En çok da yapılan evlilik teklifleri hoşuma gitti” diye. Kızlar, adamı evlilik teklifine boğdu. Bir ara, “Ben de yapayım bir teklif, madem mutlu oluyor” dedim ama sonradan vazgeçtim. “Niye?” diye soracak olursanız... Yani hani olmaz da, diyelim adam teklifimi kabul etti ve evlenelim dedi.

        Düşünsenize soyadım NANAY olacak! Sevilay NANAY! Gerçi kafiyeli de oluyor. Kulağa fena gelmiyor, ama yine de Nanay olma korkusuyla sırf adam mutlu olsun diye yapacağım espriden bile vazgeçtim!

        ********

        MÜEBBET BİRAZ AĞIR OLMADI MI?

        BİLDİĞİNİZ gibi dün mühim bir karara imza atıldı İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce. Aralarında Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da bulunduğu 6 sanık hakkında Anayasa’yı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Tabii henüz bilmiyoruz bu kadar ağır bir cezalandırmanın hangi delillere dayandırılarak verildiğini.

        Bunu mahkeme gerekçeli kararını açıklayınca öğreneceğiz, ama vicdanen bir şeyi söylemek zorundayım: FETÖ’nün medyasını yöneten, yönlendiren Ekrem Dumanlı gibi esas adamları yurtdışında elini kolunu sallayıp gezerken bu insanlarla ilgili böyle bir kararın verilmiş olması biraz ağır kaçtı bence.

        Elbette ki masum değil adı geçenler. Asla değil. Mesela Nazlı Ilıcak. Uzunca bir süre birlikte yazdık Sabah’ta. Bilen bilir, hiç yıldızımız barışmadı. Aynı gazetede olmamıza rağmen çok ciddi kavgalar yaptık kamuoyunun gözleri önünde. Sevmedim ben Ilıcak’ı hiç, o da benden hep nefret etti!

        Ve şuna da inanıyorum: Günahı çok büyük. FETÖ denen o alçakların bu ülkede çevirdiği kirli oyunlarına hep alet oldu. Bilerek ve isteyerek maşaları oldu ama işte o kadardı! Yani bir aletti, maşaydı Nazlı Hanım, ana unsur değildi.

        Dün karar sonrası birkaç hukukçuyla görüştüm. Yazıyı yazmadan önce hukuken onların da görüşünü aldım. Hemen hepsi, “Bu karar çok ağır. Mahkemeye göre bu sanıklar bizzat Anayasal düzeni değiştirmek için darbe girişiminde silahlı eylemde bulunmuş veya birilerini azmettirmiş olarak kabul görmüş. Bunu hangi delillere dayandırdılar bilmiyoruz, önce gerekçeli kararı görmek lazım” şeklinde görüş bildirdi. Mahkemenin elinde bu insanların “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme” suçunu ispat eden hangi delil var göreceğiz. İnşallah bir delil vardır. Yoksa eğer bu iş AİHM’ye gider ve bozulur.

        Şahsen ben istemem böyle bir sonuç. Yani adı geçen bu insanlarla ilgili AİHM’nin, “Bu karar yanlış!” demesini arzu etmem. Neden? Çünkü asıl unsur olmasalar da bu insanların vaktinde FETÖ’ye yardım ve yataklıkta bulunduğuna eminiz. Bir ceza almalılar. Almalıydılar ama bu ceza adil olmalıydı. Kararında olmalıydı. AİHM’ye götürülemeyecek kadar dengeli olmalıydı...

        Haksız mıyım?

        Diğer Yazılar