Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ORTADOĞU’daki kargaşanın ve şiddetin kısa sürede biteceği yok. Elde bir plan olsa bile kimsenin elinde sihirli değnek bulunmadığına göre bölgedeki ve dünyadaki etkili güçlerin bölgeye çekidüzen vermeleri söz konusu değil. Kaldı ki kimsenin elinde de şekillenmiş bir plan varmış gibi durmuyor. ABD’nin Ortadoğu politikalarının geçtiğimiz otuz yılda ne kadar başarısız olduğu göz önünde bulundurulursa bu sefer bir mucize beklemek anlamsız.

        Gene de ABD açısından belli hedeflerin netleştiğini söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi ve belki de en önemlisi Irak’ta ve Suriye’de Kürtlerin kendilerini yönetmeye devam etmeleri. Arap nüfus içinde bunun yaratabileceği tepkiye rağmen Kürtler konusunda stratejik bir karar verilmiş gibi gözüküyor. Bu bir vakıa. Şimdiki koşullarda bölge ülkeleri açısından tahammül edilmez bir durum gibi değerlendirilmiyor. İş Kürtlerin bağımsız olmaları noktasına geldiği takdirde bölgeden daha sert bir tepki geleceğini varsayabiliriz.

        Obama yönetimi açısından diğer önemli hedef Tahran ile bir mutabakat oluşturmak. İran ile bir anlaşmaya varılması halinde ABD’nin Asya açılımının önemli bir köşe taşı da yerine oturmuş olacak. Ne var ki buna şiddetle karşı çıkan İsrail ve Suudi Arabistan’ın Amerikan sistemindeki güçleri ve İran’a illa da ders verilmesini isteyen çevreler bu hedefi baltalayabilir

        ABD’nin Suriye’ye barış, Irak’a düzen getirmesi, hele de bunları askeri tedbirlerle yapabilmesi mümkün değil. Bölge devletlerinin otoritesi bölgede çok zayıfladı. Böyle bir ortamda asıl gücü elinde bulunduran, kabile, aşiret, dinsel ağlar gibi daha geleneksel otorite yapılarının bir şekilde aralarındaki kavganın sonu olmadığına karar vererek paydos demeleri gerekecek. Henüz o noktada değiliz ve bu nedenle kan akmaya, insanlar büyük acılar çekmeye devam edecek gibi.

        Gelecekte bölgeye bir düzen egemen olduğunda yeni bir güç dağılımı şekillenecektir. Bunun neye benzeyeceği, ayakta kalmayı becerenlerin bugün ellerinde tuttukları kozların değerine ve bunları nasıl kullandıklarına bağlı olacaktır. Bu bağlamda bölgedeki düzeni sarsan savaş devam ederken, taraflar gelecekteki pozisyonlarını sağlamlaştırmak için de çeşitli adımlar atıyor gibiler.

        Suriye’deki savaşın ve bir ölçüde Irak’ta düzenin yerleşmemesinin temel sebebi, Suudi Arabistan ile İran arasındaki büyük hegemonya mücadelesidir. Bugünün mücadelelerini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. İsrail bu çekişmede zımnen Suudların yanındadır. İran karşısında Türkiye, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve İsrail arasında oluşturulabilecek stratejik üçgen ihtimali Gazze nedeniyle bir başka bahara kaldı.

        Henüz tam olgunlaşmamış bu gözlemlere göre, Türkiye geleceğin şekillenmesinde çok belirleyici bir unsur olacak gibi de durmuyor. Bunun kanımca en önemli sebebi, Türkiye’nin elinde tuttuğu iki önemli kozu, Batı sistemine dahil olmasını ve dış politikasındaki laik ya da ekümenik konumunu, zayıflatması oldu. Buna yabana atılamayacak bir diplomatik yalnızlık eklenince ortaya çıkan tablo, bence birkaç yıl öncesinin hegemonya hayallerini suya düşürüyor.

        Bölgedeki iki önemli hasım/düşman Suudi Arabistan ve İran’ın geleceğin şekillenmesinde asıl belirleyiciler olacağını düşünüyorum. Tabii DAIŞ benzeri devlet dışı aktörlerin devletlerin egemenliğini daha da fazla tırpanlamaması, yerleşik devletlerin daha fazla çözülmemesi kaydıyla. İran’ın devlet gücü ve kapasitesini koruma açısından konumu daha avantajlı. Buna karşılık Arap Ortadoğu’su Suudi Arabistan’ın hınçla sürdürdüğü mezhep savaşı ve kendi yapısal sorunları nedeniyle daha kırılgan. Ne var ki Suudi Arabistan’ın elinde petrol silahı var ve şu sırada da bunu gayet etkili şekilde, hemen herkesi hizaya getirmek üzere kullanıyor.

        Diğer Yazılar