Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İsrail ile bir anlaşmaya varıldığı ya da kısa süre içinde varılacağına dair haberlerin yarattığı şaşkınlık, ülkenin geneline hâkim olan tiyatro düşkünlüğünün bir parçası sanki. Öncelikle meselenin hangi boyutlarıyla tartışılacağı konusunda bir mutabakata gerek var. Zira stratejik olanla siyasi veya ahlaki olanı karıştırmaya kalkınca ortaya tahlil çıkmıyor. Olsa olsa öfke boşalması, feryat ve hayli yüksek dozda sinisizmle, riya dökülüyor ortaya.

        Gerçi bir yandan HAMAS’ın siyasi lideri Halid Meşal sık sık Türkiye’ye geliyor, İsrail’deki terör eylemlerinden sorumlu tutulan HAMAS mensupları İstanbul’da yaşıyordu ama iki ülke ilişkileri kopmuş değildi. Ticaret, Mavi Marmara’da 10 Türk’ün katledilmesinden sonra durmamış, durmadığı gibi de artmıştı. Bir ara kopan akademik dünyalar arasındaki ilişkiler, karşılıklı sivil toplum ziyaretleri, ortak ilgilenilen konuların tartışıldığı konferanslar, ilk yılın ardından yükselen bir tempoyla sıklaşmıştı. Başbakan olduğu dönemde Tayyip Erdoğan, istihbarat ilişkisinin tümüyle kopmadığını söylemişti.

        Askeri ilişkiler ise ciddi şekilde azalmış, Türkiye pek çok platformda, özellikle de NATO’da İsrail’in katılacağı tatbikatların yapılmasına karşı çıkmıştı. Cumhuriyet Gazetesi’nin rakamlarına göre, bir ara neredeyse sıfıra düşen Türkiye’ye gelen İsrailli turist sayısı bu yıl 172 bini geçmişti. Karşılıklı yapılan iyi niyet jestlerinin de sayısında son zamanlarda artış vardı.

        Bunun da ötesinde tarafların “gizli” olarak bir araya geldikleri biliniyordu. Bu buluşmaların çay, kahve içmek için değil aradaki sorunları çözmek ve tam kapsamlı diplomatik ilişkileri tesis etmek amacıyla yapıldığı bir sır değildi. Üç temel koşuldan özür ve tazminat halledilmiş, Gazze ablukası ise orta yerde kalmıştı. Ablukanın kaldırılmasının, ki sonradan eklenmiş bir koşuldu, işi yokuşa sürmek demek olduğunu hemen herkes biliyordu. Orada bile İsrail, Türkiye’ye birtakım istisnai kolaylıklar sağlamıştı.

        Bu konudaki sert tutumu herkesçe bilinen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha geçenlerde ilişkilerin düzelmesinin bölge ve Filistinliler için de iyi olacağını söylemesi herhalde tesadüf değildi.

        İsraillilerin tatsız bir hamleyle daha anlaşmanın açıklanması için tüm şartlar oluşmadan haberi dünyaya ilan etmeleri bir sıkıntı yaratmıştır. Ancak anlaşmanın onların sızdırdığı maddelerden oluştuğunu mutlak doğru diye kabul etmek için de şu an bir neden yok. O nedenle anlaşma resmileşmeden değerlendirme yapmak anlamlı değil.

        Ne var ki nihai anlaşma hangi şartları içeriyor olursa olsun atılan adımı Türk dış politikasındaki zamanı çoktan gelmiş rota düzeltmesinin bir parçası diye görmek gerekir. Son zamanlardaki gelişmelerin hemen hepsinin arka planında, Arap isyanları sonrasındaki Türk dış politikasının fena halde rulman dağıtması var.

        5 yıl öncenin pırıl pırıl görüntülü, bölge ve dünya gelişmelerinde sözü geçen, sözü dinlenen ülkesi artık yok. Arap isyanlarıyla birlikte ortaya çıkan konjonktür, Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte çok yanlış değerlendirildi. Mısır’daki darbenin ardından, Arap devletleri arasındaki ilişkiler kavranamadı. Sonuçta Mursi’yi deviren Sisi’nin sponsoru ve başhamisi Suudi Arabistan ile isabeti tartışmalı bir ittifak ilişkisine girildi.

        İran’ın gelecek yıldan itibaren dünya sistemine dönecek olması, Rusya’nın ABD’nin boşalttığı alanda Ortadoğu siyasetine müdahalesi, Türkiye’nin giderek ıssızlaşma görüntüsü veren müthiş yalnızlığı; Batı ittifakının, NATO’nun, AB’nin hatırlanmasına yol açtı. İsrail ile ilişkileri normalleştirmek de bunun bir parçası.

        Dış politikada bu ayarlar neredeyse ışık hızıyla yapılırken ülkenin Güneydoğu’sundan gelen iç savaş görüntüleriyle bezeli şehir muharebeleri, Suriye denkleminden çıkarılmış, Irak’ta sıkıntı yaşayan Türkiye’nin elini daha da zayıflatacaktır. Korkarım Arap isyanlarının başında kapasitesinin çok üzerinde hedefleri önüne koyan Türkiye, işin sonunda kapasitesinin bir hayli altında bir konuma kendisini mahkûm edecektir.

        Diğer Yazılar