Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TIME Dergisi’nin eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanmasıyla ilgili haberi şöyle başlıyor: “Türkiye’nin demokratik şekilde seçilmiş hükümeti bir darbe iddiasının soruşturulması sırasında Silahlı Kuvvetler’in eski başkanını tutuklayarak generallerin kanun önünde hesap vermeleriyle ilgili onyıllardır süren tabuyu yıktı.” Eğer şu ya da bu nedenle ABD’de bir generalin tutuklanması söz konusu olsaydı Time Dergisi Amerikan hükümetinin bu tutuklamanın sorumlusu olduğunu yazmazdı. Zira kuvvetler ayrılığının geçerli olduğu ve kendisine demokrasi denen rejimlerde hükümetler yargının ne yaptığıyla ilgili kararları yürütme erki olarak en fazla destekleyebilirler.

        Tutuklama kararı bir hükümetin tabu yıkma kararlılığını değil olsa olsa tabuların yıkılmasına yönelik adımları destekleme iradesini gösterir. Yazık ki yazının bu girizgâhı bile Türkiye’deki demokrasinin dış dünya tarafından giderek nasıl algılanmaya başladığının bir işareti sayılabilir. Daha geçen ay Başbakan Erdoğan’ı kapağına taşıyan, yani Türkiye’yi yakından izleyen ve Türk demokrasisini önemseyen bir dergi tarafından bile Türkiye ancak Şarklılara uygun bir demokrasi diye değerlendirilmiş oluyor. Burada hukukun üstünlüğü ilkesine uygun hareket eden, bağımsız bir yargı erkinden çok, son on yılda sivillerle askerler arasındaki bilek güreşini kazanmış yürütmenin arzusuna/çıkarına uygun hareket eden bir erk tanımlanıyor. Elhak yanılmış olduklarını söylemek kolay değil.

        Orgeneral Başbuğ’un ve ondan önce sorgulanarak tutuklanan Silahlı Kuvvetler mensuplarının yargı önüne çıkarılmaları kuşkusuz küçümsenecek bir gelişme değildir. Silahlı Kuvvetler geçmiş dönemlerde kendisini ülkenin sahibi olarak görmüş, kural, hukuk, hakkaniyet, şeffaflık, adil davranma gibi ilkeleri kendisine dert edinmemişti. Siyasette son sözü söyleme hakkını, bir demokraside böyle bir durum söz konusu olamayacağı halde, kendisinde görmüştü. Dahası yaptığı hiçbir hatanın, yanlışlığın, işlediği suçun hesabını da vermemişti. Bugün siyaseten bileği bükülmüş, sivil otoritenin kontrolü altına girmiş, bir ihtimal hukuk yoluyla hesap vermesi sağlanacak bir kurum konumundadır. TSK ve mensuplarının bu ülkenin vatandaşlarına karşı çeşitli dönemlerde hukuk dışı ve kanun dışı yollara başvurarak çeşitli kumpaslar içine girmeleri, darbe tasavvurunda hatta teşebbüsünde bulunmaları bir vakıadır.

        Ancak bu cürümler onların hukukun dışına çıkılarak, kanunlar ve kurallar zorlanarak, sağlam bilirkişi raporlarına dandik olanlarıyla karşılık verip delil diye bunlara yaslanarak, istisnai olması gereken tutukluluk haliyle yargılanmalarını mazur göstermez. Hukuk, seçici olarak uygulandığı takdirde o ülkede hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı bir demokrasi bulunduğunu söylemek yalnızca kötü bir şakadır. Bu noktada Türkiye’de sivillerin ve medyanın hukuka ve sivil-asker ilişkilerine bakışındaki bir çarpıklığı da not etmeden geçmek olmaz.

        Orgeneral Başbuğ’un ifadesinin alındığı gün Odatv davasının da duruşması vardı. Bu dava, iddianamesinden sunduğu delillere, bilirkişi raporlarında ortaya çıkan sahteciliklerden, kimisi siyasi irade tarafından suçlanan sanıkların sürdürülen tutukluluk durumlarına, adalet ve hukuk adına hicap verici bir davadır. Bu rezalete yönelik bir isyan dalgasının Türkiye medyasına hâkim olduğunu söylemek ise maalesef mümkün değildir. Hukuka saygısı olmayan, yargısı evrensel kurallara ve teamüllere göre çalışmayan, hareket etmeyen bir ülkede demokrasi ancak Time’ın layık gördüğü boyutlarda, “Şark’a yeterli” olarak var demektir. Buna müstahak olmadığımıza inanmak isterim.

        Diğer Yazılar