İran'la uçuruma doğru
BU yıl dünyanın çeşitli bölgelerinde yirmi kadar seçim yapılacak. Fransa, Rusya ve ABD'de yapılacak başkanlık seçimleri çoktandır dünyanın gündemini meşgul ediyor. Bunların yanı sıra Libya, Mısır, Ukrayna gibi ülkelerde de kritik sayılacak parlamento seçimleri var. Diğer ülkelerdeki seçimler dünyanın gidişatı açısından pek etkisi olmayacak yerlerde. Birisi hariç.
Mart ayında İran'da yeni parlamento seçilecek. Seçimler İslam Cumhuriyeti'nde iktidar savaşının giderek kızıştığı bir dönemde ve Batı'dan gelen yeni ambargo dalgası ülkeyi vurduğunda gerçekleşecek. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile arasındaki husumet giderek artan Ayetullah Ali Hamaney, seçimlerin geçmiştekinden daha kısıtlı katılımla yapılmasından yana. 2009 başkanlık seçimlerinin adayları Kerrubi ve Musevi'nin nerede oldukları bilinmiyor. Muhafazakâr kamp baskıyı artırıyor.
İran'ın içindeki atmosfer son yıllarda giderek daha militarist hale geliyor. Devrim Muhafızları'nın temsil ettiği askeri otoriterlik çizgisi güç kazanıyor. Muhafızlar yalnızca silaha sahip olmakla kalmıyor, İran'ın petrol sanayiini kontrol ediyor. Ciddi ekonomik çıkarlara sahip Devrim Muhafızları aynı zamanda nükleer program, gaz ve petrol altyapısını da denetim altında tutuyor.
Böyle bir ortamda zaten manevra alanları giderek daralan İran'daki muhalif çizgilerin başındaki son bela ABD Kongresi'nden geçen ve Başkan'ın onayladığı yeni yaptırımlar. İktidara geldikten sonra İran ile ilişkileri yumuşatmaya çalışan Obama kendi hatalarının da etkisiyle bu açılımlardan sonuç alamadı.
Seçim yılında Tahran'a dayak atma sevdalısı Kongre'den geçen paketi de bu nedenle bazı itirazlarla imzaladı. Paketteki en sert yaptırımlar İran Merkez Bankası'na yönelik. Bu son adımla Obama yönetimi İran'a kaçacak yer bırakmıyor. Bu tür baskılar ise bekleneceği gibi sertlik yanlılarını güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor, mollaların Batı'ya yönelik kuşkularını derinleştiriyor ve nükleer silah programını rejim açısından daha cazip kılıyor.
Kısacası, Ayetullah Hamaney'in şu sıralarda en büyük müttefiki Amerikan sağı ve onun dümen suyunda gitmeye hazır olduğunu belirterek İran'dan petrol alımlarını kesmeye hazırlanan Avrupa.
Aslına bakılırsa İran'ın durumu da içler acısı. Geçen on yılda elde edilen rekor düzeyde petrol gelirine rağmen ambargo dalgalarından toplum bunalmış durumda. Ekonomi, Ahmedinejad'ın geçen yıl uygulamaya başladığı reformlara rağmen batak vaziyette. Finans sektörü felç durumda. Riyal geçenlerde Hürmüz Boğazı'nın kapatılması tartışmaları ve füze denemeleri nedeniyle ciddi şekilde değer kaybetti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın son raporu, İran'ın nükleer programının askeri bir yöne doğru ilerlediği hakkında kanıt olmadığını söylüyordu. Ancak İranlıların işbirliği yapmaması nedeniyle kuşkular yatışmış değil. Dünyada Venezüellalı Hugo Chavez dışında neredeyse İran'a güvenen, destek veren ülke yok. Arap isyanları İran'ın cazibesini azalttığı gibi, Suriye rejiminin er ya da geç çökecek olması Tahran'ı stratejik açıdan daha zorlu günlerin beklediğine işaret ediyor.
Obama yönetiminin aslında İran'a saldırmakta çıkarı yok. Pentagon yeni bir savaşa girmek istemediği gibi petrol fiyatlarını patlatacak bir savaş Obama'nın seçim şansını öldürebilir. Ama yeni yaptırımlarla diplomatik seçenek Amerikan yönetimi tarafından bir kenara atılmış oluyor. Zira son kararlar İran'ın ağzıyla kuş tutsa da cezalandırılacağı, meselenin nükleer programdan öteye rejimi değiştirmek olduğu kanısını güçlendirecek bir adım.
Böyle bir durumda kimsenin istemediği bir sonuca doğru bodoslama gidilmesi ihtimali de artıyor. Yazık ki Türk dış politikası bu karşılıklı güvensizlik sarmalının aşılmasını, müzakere masasına dönülmesini sağlayabilecek güce sahip değil.
Bu durumda Amerikan seçim yılının bitmesine kadar dünya, savaş çıkmasın diye dua edip diken üzerinde duracak demektir.