Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TARİHİN bu türden cilveleri var. Kıbrıs'ta Rauf Denktaş'ın cenazesi vesilesiyle Türk devleti (derin olanı ve olmayanıyla), "Döndük, buradayız, yeni yönetim altında hizmetinizdeyiz" mesajını en mutantan şekilde verirken, Beşiktaş'taki Özel Yetkili Mahkeme de Hrant Dink cinayetindeki kararlarını açıkladı.

        Devletin bir erki olan yargının bu kararıyla bu erkin nasıl bir devlet anlayışıyla, hukuk zihniyetiyle teçhiz edildiğini de bir kez daha en şeffaf haliyle görebildik. Zaten hatırlayacaksınız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türk devletini tam da bu zihniyetinin ürettiği tavır ve davranışlardan mahkûm etmişti bile.

        AİHM'ye göre Türk devleti elindeki doğru istihbarata rağmen Dink'i koruyacak önlemleri almayarak onun yaşam hakkını ihlal etmişti. Yaraya tuz basmak kabilinden de cinayette sorumluluğu olan kamu görevlilerini etkili bir şekilde soruşturmamış, bazılarını terfi ettirmişti. Bu tespitlerin işaret ettiği anlayışla Beşiktaş kararının ruhu uyum içindedir.

        O nedenle mahkemenin kararıyla adadaki görüntünün bağını bir kez daha not ettik.

        Zerre kadar hukuk mefhumu olan, ruhunun ufacık bir köşesinde olsun adalet duygusu taşıyan herhangi bir vatandaş açısından bu karar bir hakaret ve tükenmeyecek bir utanç kaynağıydı. Bunların içinden on binlercesi dün bu hakareti iade etmek, ülkenin vicdanının sesi olmak, tümümüzün üzerine sürülecek lekeyi hemen silmeye başlamak iddiasıyla İstanbul'da Taksim Meydanı'ndan Dink'in kurduğu Agos Gazetesi'ne yürüdü.

        O yürüyüşe katılmak, tıpkı beş yıl önceki o görkemli ve hepimizi gelecek hakkında her şeye rağmen umutlu olmaya sevk eden büyük cenaze yürüyüşüne katılmak kadar coşku vericiydi. Bir isyanı, adalet arayışını ve her şeye rağmen hukuksuzluğa, ülkede kol gezen açık-kapalı ayrımcılığa ve korkulara teslim olmama iradesini yansıttığı ölçüde de anlamlıydı.

        Son yılların gelişmeleri hukuk devleti ve demokrasi yolunda nerelere saptığımız hakkında zaten bize yeterince mesaj veriyordu. Ama Dink davasının tüm bu işler içindeki yeri hep çok özeldi. O davanın nasıl ele alındığı, nasıl işleneceği bizim bundan sonra nasıl bir ülkede yaşayacağımızı da belirleyecekti. Bunca yılın sivilleşme, demokratikleşme, hukuka saygılı olunmasını sağlama davasının bundan sonraki serencamını ortaya koyacaktı.

        Koydu. Bu karar Türkiye'de yasadışı işlerin açığa çıkarılması için açılmış ve her şeyi örgütlü suça bağlayan tüm davaların meşruiyetine de gölge düşürmüştür.

        Tam da bu nedenle mücadele devam edecek. Kendileri bilmeselerve anlamasalar bile, bu karara isyan edenlere saldıranların da daha iyi, müreffeh, korkudan arınmış bir geleceğe sahip olmaları mücadelenin devamına bağlıdır.

        Devletin bir kesimi bu kararın utancının ve ağırlığının altından tipik gamsızlık ve pişkinlikle kalkılamayacağının belli ki farkındadır. Bundan sonrası için yalnızca temyiz süreci değil, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görevlendirdiği Devlet Denetleme Kurulu raporu da dikkatle izlenecektir. Kim bilir Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun Mülkiye Müfettişleri'nce iğdiş edilmeye çalışılan raporu da bu dönemde tekrar su yüzüne çıkacaktır. Yani en azından idari sorumluluk ortaya çıkarılacak ve cezalandırılacaktır.

        Abdi İpekçi, Bülent Ecevit'in en büyük destekçisi ve bu ülkenin sayılı gazetecilerinden birisiydi. Ecevit'in Başbakanlığında öldürüldü. Bülent Ecevit ahirete bu cinayetin dibine ulaşamamış, sorumluları içeri atamamış "derin devlete" teslim bir siyasetçi olarak gitti.

        Başbakan Tayyip Erdoğan Hrant Dink'in ölümü üzerine cenaze evine eşiyle birlikte gidip taziyede bulunmuştu. Gönül ister ki o da "Hrant'ın arkadaşları"na katılıp "Biz bitti demedikçe bu dava bitmez" diyebilsin.

        Diğer Yazılar