Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YAKIN ve uzak geçmişin sürekli sorgulandığı bir dönemdeyiz. Bu sorgulamada Cumhuriyet döneminin temel bazı meselelerine yönelik bir yüzleşmenin izleri kadar kültür savaşlarının izdüşümlerini de bulmak mümkün. Bu kültür savaşlarının çeşitli boyutları var. Toplumun kimliğinin ne olduğu/olması gerektiğiyle ilgili kavga bu yansımaların en barizi.

        Öte yandan özellikle uzak tarihle hesaplaşmadaki yöntem ve dil bu toplumun ortak bir tarihi olmadığı gibi pek de sağlıklı sayılmayacak bir noktaya bizi götürebilir. Sevap ve günahlarıyla ortak tarihe sahip olduğunu kabullenemeyen toplumların ise geleceği nasıl inşa edecekleri ciddi bir soru haline gelebilir.

        Osman Ulagay çoğunlukla kendisini hayli yalnız bulmuş bir gazeteci. 1990’ların başında solcu bilinen bir aydın olarak “Özal’ı Aşmak İçin” kitabındaki, göç olgusu üzerinden yaptığı çözümlemeler verili Türk modernleşmesi şablonlarına uymadığından başta o dönemki gazetesi Cumhuriyet’in şimşeklerini üzerine çekmişti.

        İlerleyen yıllarda küreselleşme olgusunu çok yakından izleyen Ulagay gene kendi çevresinin ağır tepkilerini üzerine çekecek düşünceleri, saptamaları kitaplarında ve yazılarında paylaştı. 28 Şubat ’tan önceki kitaplarının birinde kullandığı “Dar Çevre ” kavramı yerleşik düzenin başat aktörlerine yönelik bir uyarıydı aslında.

        Meramı da, özetlenecek olursa şuydu: Türkiye küresel ekonomiye eklemlendikçe, göçle toplumsal yapısı değişen Anadolu sermayesi yükselirken toplumun geneline bir şey sunamayan, imtiyazlarından vazgeçmek istemeyen, ekonomi ve siyasette kapalı devre güç sahibi olmakta ısrar edenler kendilerini var eden sistemi de batıracaklardı.

        Olaylar aynen bu şekilde gelişti. 2001 kriziyle çöken sistem 2002 seçimlerinde AKP’nin önünü açtı ve son on yıla yayılan derin iktidar kayması başladı. İlerleyen yıllarda Ulagay 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki darbe çabaları ve CHP’nin iktidar olacağı hayalleri üzerinden gerçekle yüzleşmekten ısrarla kaçınan, korkularına teslim olmuş geçmiş dönem seçkinlerine sert eleştiriler yöneltti.

        “Türkiye Kime Kalacak?”ta da Ulagay AKP’nin yükselişini, iktidarda kalışını ya halkın cahilliğine ya da ABD’nin (Batı’nın) Türkiye üzerindeki menfur emellerine bağlayanlara ateş püskürüyor: “Ben bozuk plak gibi bu eski ezberi tekrarlayan insanlarla aynı ortamlarda yetişmiş biri olarak isyan ediyorum onlara”.

        Ancak bu kitap esas olarak köklü bir AKP eleştirisi içeriyor. Birikim dergisindeki “AKP’nin Ustalık Döneminde Siyaset” başlıklı mükemmel yazısında Menderes Çınar’ın vurguladığı AKP demokratlığının “sığlığı” ve giderek barizleşen yetersizlikleri teması, Ulagay’da da çok güçlü. Ulagay ek olarak AKP’nin bugün dünyada sergileyebildiği gücün Atatürk’ün kendi dönemine göre “cüretkâr bir modernleşme projesini hayata geçirmesi sayesinde mümkün olduğu” saptamasıyla tarihsel sürekliliğe vurgu yapıyor. Din ağırlıklı dünya görüşü nedeniyle iktidarın Türkiye ’deki insan sermayesinin tümünden yararlanmayı reddetmesini kıyasıya eleştiriyor.

        Ancak o projeyi bugün de uygulamayı değil günümüz şartlarına göre Türkiye’nin önüne yeni bir proje koymayı gerektirdiğini savunuyor. AKP’nin asıl başarısının küresel dinamikleri anlamak, buna göre yeni bir projeyi hayata geçirmek ve hepsinden önemlisi “Türkiye’nin geleceğine inanarak” topluma da bu heyecan ve özgüveni aşılayabilmek olduğunu vurguluyor.

        Bu bağlamda kitabın başlığındaki soruyu yanıtlamak için şu soruyu sormak gerekiyor: “Muhalefet, Türkiye’yi kendi özlemlerine göre yeniden biçimlendirme yolunda bir hayli mesafe almış olan AKP’nin ve destekçilerinin Türkiye tahayyülüne rakip olabilecek ve toplumun dikkatini çekecek farklı bir Türkiye tahayyülü ortaya koyabilecek mi?”

        Diğer Yazılar