Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ABD'de dış politikanın tartışıldığı en önemli kuruluşlardan birisi Council on Foreign Relations'dur(Dış İlişkiler Konseyi). 1921 yılında kurulan konsey ABD'yi yönetme tekelini uzun dönem elinde tutmuş Doğu Yakası seçkinlerinin bir kurumudur. Eskisi kadar olmasa bile halen Amerikan dış politikasının belirlenmesi, tartışmanın hangi parametreler dahilinde yapılacağı gibi konularda etkilidir.

        4500 üyesi arasında bugün Angelina Jolie'den, Ferid Zekeriya'ya, Rockefeller Ailesi'nin üyelerine kadar iş, sanat, siyaset ve akademi dünyasının en önde gelen isimleri yer alır. Konsey yayınladığı raporlar, düzenlediği konferanslar, yönetim kadrolarına yaptığı öneriler dışında dünyanın en etkili uluslararası ilişkiler dergisi kabul edilen Foreign Affairs Dergisi'ni de yayınlar.

        Konseyin yayınladığı son raporlardan birisi "ABD-Türkiye ilişkileri: Yeni bir ortaklık" başlığını taşıyor. Yayının sorumluluğunu eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ve Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley taşıyor. Yayına hazırlayan da konseyde araştırmacı olarak çalışan Türkiye ve Mısır üzerinde uzmanlaşmış Stephen Cook.

        Raporun açılış cümlesi şöyle: "Uluslararası ilişkilerde geçen on yılın en önemli gelişmelerinden birisi Türkiye'nin yükselen bir bölgesel ve küresel güç olarak ortaya çıkmasıdır." Bugünün Türkiye'sinin daha demokratik, müreffeh ve siyaseten daha etkili olduğunu savunan raporun girişi şöyle devam ediyor: "Eğer Türkiye'de bugünkü eğilimler sürer ve uluslararası sistemde gücün yeniden dağıtılması devam ederse, gelecek on yıl içinde Türkiye kendisini çevreleyen bölgede ve onun ötesinde en önemli aktörlerden birisi olacaktır."

        Türkiye'nin bu yeni konumunu göz önünde bulundurarak rapor ABD'nin hedefinin "ikili ilişkileri yalnızca ortak Amerika-Türk çıkarlarını yansıtacak şekilde değil, Türkiye'nin ekonomik ve siyasal olarak başarılı, değişen Ortadoğu'da yeni bir rol üstlenecek yeni statüsünü de yansıtacak şekilde modernleştirmek" olduğunu savunuyor.

        İkili ilişkilerin geçmişi hakkında duygusal değerlendirmede bulunmayan ve geçmişte iki ülke arasında pek çok önemli gerginlik yaşandığını hatırlatan rapor Başkan Obama'nın 2011 yılında Başbakan Erdoğan ile 11 kez telefonla konuştuğunu hatırlatarak işe başlıyor. Türkiye'nin resmen bir müttefik ancak ABD'nin ikili ilişkilerinde çok sıkıntı yaşadığı ve yaşamaya devam edeceği bir ülke olduğunun altını çiziyor. "Bu gerçekliğin temelinde de Türkiye'nin biraz da aradaki güç ilişkisinin dengesizliği nedeniyle ABD'ye duyduğu derin güven eksikliği yatar."

        Türkiye'deki siyasi liderlerin ABD ile iyi ilişkilerin menfaatlere uygun olduğunu görmelerine rağmen Turgut Özal dışında bunu açıkça kamuoyuyla paylaşmamaları raporun yazarları açısından değişmesi gereken bir durum. Ancak "ABD ve Türkiye ilişkilerine biraz gerginlik ve güvensizlik damgasını vurduysa da Ankara'nın ABD açısından jeostratejik önemi azalmadan sürmektedir".

        Bu durumda da "ABD Türkiye'yi yalnızca Hindistan ve Brezilya gibi yeni partnerleriyle olduğu gibi değil nihayetinde en yakın müttefikleri Japonya ve Güney Kore gibi potansiyel bir stratejik ortak olarak görmelidir". İlişkilerin Türkiye'nin yükseldiği yeni dönemde üzerine oturtulması gereken temel ilkeler ise şöyle sıralanmış: Eşitlik ve karşılıklı çıkarlara saygı; karşılıklı güven ve sırdaşlık; ortak hedef ve stratejileri saptamak üzere yakın ve yoğun danışmalar; birbirlerinin dış politikalarında sürprize yer olmaması; farklılıkların mutlaka var olacağını kabul ederek bunları ilişkilere zarar vermeyecek şekilde yönetmek.

        Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin stratejik önemi ABD açısından Türkiye'nin demokrasisindeki aksaklıkların göz ardı edilmesine yol açardı. Konseyin raporunda demokrasi konularının da işlenmesi bu nedenle önem taşıyor.

        Diğer Yazılar