Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İnsan olmanın bu takvim yaprağındaki alınyazısı, avuçtaki “11-12 Eylül çizgisi” belki de şuradan geçiyor:

        a) 11 Eylül 1973, Şili darbesi; seçilmiş sosyalist başkan Allende’nin Başkanlık Sarayı’nda öldürülmesi. Darbecilerin, CIA ve uluslararası büyük şirketler tarafından kotarılıp desteklenmesi.

        Sen ne yana düşüyorsun Şili’de?

        b) 11 Eylül 2001, (temeli 70 yıl önce aynı gün atılmış) Pentagon gibi bir askeri hedef bir yana; kulelerde ve uçaklarda onca sivilin öldürülmesi. (Hem de ABD, Mısır, İsrail arasındaki Camp David Anlaşması yıldönümünde)

        Sen ne yana düşüyorsun ABD’de?

        c) 11 Eylül 2001 saldırılarının bahane olarak kullanılıp Afganistan’dan Irak’a, ülkelerin işgal ve istilası; aynı, 1919’daki Honduras işgali gibi; petrolden boru hatlarına, paylaşım, yerleşim planlarının çok önceden mevcut olması; bu saldırılarda ABD’deki saldırıların belki 100 katı insanın, çoluk çocuk öldürülmesi.

        Sen ne yana düşüyorsun Ortadoğu’da?

        d) Henüz 2. Dünya Savaşı olmadan, soykırım kampları kurulmadan, 11 Eylül 1921’de Osmanlı bakiyesi Filistin’de ilk İsrail devleti adımının atılması; bir yıl sonra İngilizlerin orada manda kurması.

        Sen ne yana düşüyorsun Filistin’de?

        e) Ki yine bir 11 Eylül’de, 1982’de, Lübnan’daki Filistinli göçmenleri koruyan uluslararası gücün çekilmesinden hemen sonra, İsrail’in Sabra ve Şatila kamplarında yüzlerce Filistinli katletmesi.

        Sen ne yana düşüyorsun Sabra ve Şatila’da?

        f) Sonra; 12 Eylül 1980.

        Tamam şimdi hepimiz darbe karşıtıyız da; onun anayasasına yüzde 90’dan fazla evet oyu veren, idamlarını alkışlayan, paşasının ağzından çıkan her şeyde boncuk bulan, boyun eğmekle kalmayıp yaltaklanan kim? Misal bugün her iki kişiden biri AKP’ye oy verdi, bir başka 12 Eylül’de her iki kişiden ötekinin bir parçası da evete gitti, biliyoruz; peki o gün her 10 kişiden 9’u kimdi?

        Hangi AKP’li, hangi CHP’li, MHP’li, hangi cumhuriyetçi, demokrat, muhafazakar gazeteciydi?

        Yani, sen ne yana düşmüştün; ne yana düşüyorsun, ne düşünüyorsun usta!

        Tabii bir de, sıradan günler, sıradan 11 ve 12 Eylüller, sıradanlaşan ölümler var.

        12 Eylül 2011; 30’uncu yıla doğru. Şemdinli’ye saldırı, “iki şehit”.

        Evren darbesi”nin Diyarbakır Cezaevi’nin kan gölünden, o gün doğmamış çocuklara sonsuz ölüm mirası!

        Tarihçi

        Akşam’da Burcu Bulut, “hakiki tarihçi” Mete Tunçay ile iki gün yayınlanan iyi bir söyleşi yaptı.

        Bizim gençliğimizin klasiğidir, iki ciltlik “Türkiye’de Sol Akımlar” kitabı; öğrencisi olmayan nicesi için de “Hoca”dır.

        Mustafa Kemal’den Tayyip Erdoğan’a, özellikle ordu üstüne “Hoca”nın dediklerini bulup okursunuz umarım. Dipsiz Kuyu’nun inatçı konularına denk düşen iki alıntı yapayım, Akşam’da Bulut’un sorularına verdiği cevaplardan:

        • OYAK: Orduya yönelik kişisel eleştirilerim var. Ama benim bakışım farklı tabii. Mesela OYAK Türkiye’de kapitalizmin kalesi haline geldi. Askerlere fazladan para vermek için bir takım vergi muafiyetleri tanındı. Banka kuruldu sonra satıldı. Bunlar sıradan kapitalizm oyunlarından başka ne olabilir?
        • HİZMET: Ordudaki normalleşme programının arkasındayım. Ordu profesyonelleşmeli. Mecburi askerlik kaldırılmalı. Emir eri diye bir şey, her subayın bir kölesi vardı. Bulaşıkları yıkar, çocukların altını temizler, evin kölesi gibi subayın karısına teslim edilirdi. Bunun kaldırılmasından başlanarak oldukça yol kat edildi. Geç bile kalındı.

        Diğer Yazılar