Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dünya elbet umutsuz olmuyor.

        “Daha özgür, daha barışçı, daha adil, daha eşit” hayat umudu, nice kışın, karabasanın ortasında sık sık çeşitli baharlara da denk düştü:

        Fransız Baharı… Prag Baharı… Arap Baharı!

        Yeri geldi, “sosyalist bir umut”…

        Yeri geldi, “Tarihin Sonu” iddiasındaki kapitalizmin büyük vaadi “demokrasi cenneti”.

        Yeri geldi, halklar bağımsızlıklarının, iradelerinin, kendilerine saygının umudunu duydular; ama Asyalı, ama Arap, Müslüman, ama Latin, ama Afrikalı idiler.

        ***

        Oysa moda artık “İsrail kışı”.

        İsrail’in kendisini, boyutunu, niyetini çok ve çoktan aşmış benzeşme.

        “Korku, güvenlik, düşmanlık, müdahale” humması.

        Bu kışta; Obama’nın siyahı ile Merkel’in beyazı, Sarkozy’nin alı ile Erdoğan’ın akı özünde aynı yerde:

        Güvenlik devleti!

        Askeri polisleştirirken, polisin de askerileşmesi; özel güvenlik şirketlerine dahi devletin bir parçası rolü biçerek.

        Bir yandan geçmişle hesaplaşıp yüzleşirken; geçmişin asık, kaba, sert, otoriter yüzünün özenle kendi yüzüne nakli; kendi suratında o sureti yeniden canlandırmak.

        ***

        Neo-küreselleşmenin esas motoru finans (ve ekonomi) ciddi hastalıklarla bitkin.

        Çemberde sadece (kısa) dönemli bir bunalım anı olmadığı anlaşılıyor.

        Kapitalizmin piyasa yeteneği; artık aşırı kalabalık, gerilimli, aşırı eşitsiz, oynak, göçlerle karışmış, yoksun, arsız ve tedirgin bir “küre”yi sırtlayamıyor.

        “Serbest piyasa gazı” tıknefes kaldığında; esas korku, sistemin temelini tehdit edebilecek bir dalgadır; sistemin kalbi büyük kentlerde ayaklanma ihtimalleri.

        Ortada henüz hiç öyle güçlü bir dalga olmasa dahi.

        O yüzden, “düşman”a karşı bilenen devlet; hele “içeride de ötekilerden düşman yaratmışsa”, öncelikle kentleri, her vatandaşı, her sesi kontrol için tahkim edilmekte.

        21’inci Yüzyıl biraz da bu!

        ***

        “Dış ve iç kaynaklı teröre karşı” denen bütün o denetim mekanizmaları, izlemeler, dinlemeler, ateşli veya maskeli silahlar, şiddetli polis gücü, iç ve dış müdahale bölgelerinde pişirilen özel askeri kuvvetler ile ordulaşan özel güvenlik şirketleri…

        Hemen herkesin nefesini duyabilmek için.

        Özgürlük, küreselleşme, sınırsızlaşma simgesi tüm iletişim kanallarını, nihayetinde etrafı dikenli tellerle çevrili bir “Hyde Park” kılmak için.

        Tabular yıkılırken, konuşulmazlar konuşulurken dahi; hesapta “ayrık otları”nı listeleyen güvenlik ve yargı sistemiyle, esasta tüm nebatın çetelesini tutabilmek, “suç”un tanımını genişletmek için.

        ***

        Korku, endişe, baskı, müdahale, duvarlar, ayrımcılık, ezeli fişleme, ebedi kovalama, sindirme ile şekillenmiş bir “devlet modeli”nin; üstelik faşizm acıları üstünde kurulmuş İsrail devletinin “demokrasi” maskeli “kurucu ve kalıcı zalim kış”ı epeydir Batı modası.

        Türkiye açısından daha kolay bir mesele:

        Devlet geleneği zaten hepten şüphe, kontrol, baskı üstüne ise…

        Eski “yerli” gelenek ile yeni “küresel” görenek sentezinden öyle bahar umudu çıkamıyor işte!

        Belki karnabahar!

        Bugün bunlar da var

        1. Pozantı Cezaevi’nde 17 çocuk açlık grevinde. Suçları: “Terörist cenazesine katılmak”. Durumları: 4 aydır hakim karşısına çıkmadan tutuklu.

        2. Davutpaşa’da dört yıl önce 31 Ocak Pazar: Maytap atölyesinde patlama, 21 ölü, yüzden fazla yaralı, bir sürü kaçak sorumlu. Aileler, ananlar, mücadele edenler bugün önce aynı yerde; sonra Mevlit’te.

        3. İstanbul Taksim’de, Mahalleler Birleşiyor serbest kürsüsü. Piyasaya karşı mahallenin söz hakkı için!

        Diğer Yazılar