Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Halklar bir kez daha “İmitasyon Soğuk Savaş”ın sıcak hevesleri içinde boğuluyor.

        İyi kalpli ABD ve kankaları…

        İyi kalpli Rusya ve Çin!

        Tarihin kaçınılmaz seyri”nden “Tarihin sonu” palavrasına kadar umut pompalanmıştı…

        Şimdi artık aşırı “ideolojik” bir mesele de olmadan takke düşüp kel görünüyor:

        Genleri sömürgeci ve emperyalist olan bölgesel etkinlik, tahakküm mücadeleleri, umut ve insan tanımaz.

        Birleşmiş Milletler bir karikatürdür.

        Hala İkinci Dünya Savaşı nizamı taşıyan Güvenlik Konseyi; bin bir renkteki halkları değil, Konsey’deki büyük halkaları umursayan bir “politbüro”dur.

        Dünyaya iyilik, güzellik, barış, adalet, demokrasi memokrasi telkin edenler; bir savaş masasını “Birleşmiş Milletler”; bir “kurtlar sofrası”nı Güvenlik Konseyi olarak dizayn etmiştir.

        ***

        Humus Katliamı ile ABD ve ekibi “Suriye’ye acil müdahale” istedi.

        Rusya ve Çin ise, “Hayır” dedi.

        ABD işgal istiyordu; Rusya ve Çin ise ellerinde rehin kalmış bir rejimden yana ağırlık koydu.

        Terörle mücadele” diye işgal ettiği Irak’ı tam bir “terör mezbahası”na çevirmiş…

        Terörle mücadele” diye işgal ettiği Afganistan’da binlerce sivilin ölümünden sorumlu ve Taliban’la da kaş göz işaretleri yapan ABD.

        Arka bahçe”de insanların hayallerinin, kimliklerinin, haklarının ne olduğunu umursamayan otoriter Rusya ile…

        Komünizm” görünümlü “otoriter kapitalizm” ile sağcı, gerekirse faşizan olmayı düşünebilen bir büyük sermaye hayaline ilham kaynağı; en ziyade kendi işçisini sömürüp küresel kapitalist sistemi ayakta tutan Çin.

        ***

        ABD’nin BM Elçisi Susan Rice dedi ki, “Bu Konsey’in bir çift üyesinin amaçlarımızı engellemesinden tiksiniyorum.”

        Bunu söyleyen Rice Hanım; onlarca yıldır Filistin halkına nefes verebilecek her türlü BM kararını veto etmiş ABD’nin temsilcisi.

        Zamanında Ruanda’da soykırımı seyretmeyi telkin etmiş bir diplomasi prensesi.

        Ambargo ve bombardımanlarda on binlerce Iraklı çocuğun ölümü üzerine, “Olacak o kadar” demeye getirmiş eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın gözdesi.

        ***

        Türkiye devleti madem ki çok duyarlıydı komşudaki kana…

        Güvenlik Konseyi ağalarından çok farklı biçimde; hemen Suudi Arabistan-Katar trenine atlamadan; “muhalifler”e acilen angaje olup beslemeden; bölgesel bir “Alevi (Şii)-Sünni” iç savaşında saflaşmadan; bir komşu gibi davranabilirdi.

        Nasıl yıllarca “otoriter, baskıcı Esad Rejimi” ile abartılı biçimde kan kardeş, ailecek sevgi dolu olunmuşsa; bu süreçte de onun tam tersi uca, kana kan intikam bir düşman olunmazdı.

        ***

        Halklar, bir sürü oyunun içinde “hak”lanan değil; haklanan olmak zorunda!

        Birbirlerini de hallederek!

        Alınlarına yazılmış sanki.

        Enselerine de.

        Bir de bu var!

        Görünenin aksine; ABD ve İsrail’in Esad’dan da o kadar kurtulmak istemediği;

        Esas hedef İran iken, yine de belli bir dengeyi koruyan, hatta “İsrail sınır muhafızı” gibi davranabilen rejimi çok da devirmeyi arzu etmediği;

        Bir kısım Arap dünyasını böyle oyalarken, Rusya ve Çin’in arkasına sığınıp fiilen müdahaleden kaçınıldığı gibi tezler de var.

        Aynen, tersten…

        Bu ikilinin, İran’ı fiilen nüekleer bir güç olmaya, nihai hesaplaşmaya itmeye uğraştığını iddia edenler gibi.

        Nitekim, Ulusal İstihbarat şefi James R. Clapper Senato Komitesi’ne “İran’ın nükleer silah yapıp yapmak istemediğini de bilmiyoruz” dediği halde, İran’a karşı artan yaptırımlarla Tahran’ın çaresizce nükleer silaha itildiğini söyleyenler gibi.

        Diğer Yazılar