Kutsal bir suç örgütü!
Millet şaşırmaktan ve savrulmaktan fırsat bulup az düşünse, daha iyi anlayacak.
.
***
Bir çocuğun en büyük hayal kırıklığı da olmalı Devlet!
Tüm tarih, yurttaşlık bilgilerinin; verilen nice öğüdün; üniformalı yahut lacili korku ve heveslerin; düzen, asayiş, saygı, itaat, biat adına tüm gündelik işlerin orta yerindeki “kokuşmuşluk ve suç”u fark ederse.
Milli Eğitim, Milli Güvenlik, Milli Savunma, Milli İstihbarat; milli onca şey.
Hepsini “hepimize ait, hepimizin takımı” gibi halisane tutmanın ve bağlığın nihayetinde, yeniden yeniden varılan kıssadan hisseye bak:
Devlet, bir suç örgütü olarak da örgütlü!
Bunu bizim dememize de hiç gerek yok.
Türkiye Cumhuriyeti savcıları, hakimleri, “millet adına” mahkemeler, “bağımsız yargı”, iddianameler bunları sıralıyor!
***
Dokunduramaz, konduramazsınız belki.
Ama bir uçuverin, azıcık kuş bakışı atıverin.
Daha uzak geçmişi sonra anarsınız; yakın geçmişe koşun.
Darbe yapılabilsin diye suikastlara, sabotajlara, katliamlara bulaşmış, örgütlemiş Devlet!
İçindeki suç ağına yaklaşmış savcıyı, polisi, askeri de yok eden örgüt!
Gladio, Kontrgerilla, Özel Harp Devleti!
İşkence ve infazlarıyla, özgürlük ve hak gaspıyla Darbe Devleti.
“Terörle mücadele” diye; köşe bucak insan kaçırıp yok eden Emniyet ve Jandarma’nın İnfaz Devleti!
Susurluk ne ki:
İtirafçılar, Hizbullah, domuz bağı, toplu mezar, kayıplar, uyuşturucu, mafya Devleti!
Cezaevi katliamlarının Hayata Dönüş Devleti!
Andıç, 28 Şubat, 27 Nisan Devleti!
Ergenekon Devleti, Balyoz, Ayışığı, Sarıkız, Kafes, Islak İmza vesaire Devleti!
Son olarak savcıların iddiası:
“Bizatihi teröre bulaşmış” Devlet!
Son olarak, karşı iddia:
“Haddini aşmış, hükümete savaş açmış” Devlet!
***
Bunların hepsi şu anda, öyle ya da böyle, dava, gerilim konusu değil mi?
Bir kısmına inanmış, bir kısmına inanmamış olabilirsiniz.
Ama hepsini birden reddeden; devleti suçtan azade, sadece suç kovalayan, güvenlik sağlayan bir örgüt olarak göreniniz var mı?
***
Kimimizin kültüründe Devlet kutsal bir masumiyettir; onu zaten bir kalemde geçiniz.
Kimimizin kültüründe ise Devlet, “sınıflar üstü” değil, “sınıfsal” bir şeydir.
Bu kısmen doğru, ama yetersiz kalır bazen.
Devlet, hele bizimki gibi “yukarıdan aşağı” belirlenen ve belirleyen, tarihî toplumsal devrim(ler)i cılız ötesi memleketlerin devleti ise; bizatihi kendi kendisinin “özerk” baskı aracı olarak da hareket eder.
Bazı durumlarda belli sınıflara karşı olsa da…
Sık sık, henüz çözülememiş milli, etnik, dini meselelerin “ötekileri”ne karşı.
Sık sık siyaseti, dış politikayı, devlet içi rekabetleri de dizayn etmek üzere.
“Devlete karşı suçlar” diye geniş bir külliyat oluşturup kuşaktan kuşağa devreden Devlet-Zihniyet; hak ve özgürlükten ziyade, hatta onları gasp edip keserek, ezerek; öncelikle “Devleke Karşı Suçlara Karşı Devlet” tadında örgütlenir.
Kendini bu kadar derin biçimde “Korkular, suçlar” ekseninde tanımlayan Devlet zihniyeti; suç örgütü karşısında yahut o gerekçeyle; örgütlü suça da sarılır!
Hükümetler, darbeler, siviller değişse de; bu omurga değişmez!
***
“Devletimiz”in içinden çıkamadığı da bu “Suç krizi”!
Nice kuşak ve toplumun birçok kesimi kesimi hep “devlete karşı suçlu, potansiyel suçlu” sayılageldi; ordu istihbarat, polis, yargı o kadar çok kendi halkına karşı örgütlendi ki…
Nereye el atsan, Kutsal Bir Suç Örgütü Olarak Devlet de çıkıyor bir yerden!
O yüzden “Devletin kendini savunma refleksi”ne münasip kanun ihtiyacı hiç bitmiyor!
Devleti korumak için Terörle Mücadele Kanunu; hatta Devleti Terörle Mücadele Kanunu’ndan Koruma Kanunu…
Özel birimler, bitirimler, biricikler; Devlet içinde devletçikler!
Not: KCK tarikiyle bir sürü mücadele, yeni gözaltılarla, sendika baskınlarıyla, sinemacı Müjde Mizgin Arslan dahil, bir günde çok sayıda kadının toplanmasıyla da sürüyor. Bir adı da “Devlet İç Savaşı” oldu tabii!