Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Zaten Aziz Yıldırım ile Mehmet Ali Aydınlar arasında da çatışma yok!

        Aydınlar’ı, bırak Federasyon’u, Fenerbahçe başkanlığına layık gören Yıldırım değil miydi!

        ***

        Zaten Önder Sav ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında da çatışma yok!

        Kılıçdaroğlu’nu, bırak parti yönetimini, Genel başkanlığa taşıyan operasyonun operatörü Sav değil miydi!

        ***

        O yüzden…

        Birdenbire bazı iletişim daire başkanlıklarından yapılan “Cemaat ile iktidar arasında çatışma yok. Uyduruyorlar” açıklamasına inanırım.

        Çünkü memlekette, dostluk, kankalık, arkadaşlık gibi; her mutabakatın, bir nevi koalisyonların da nasıl uyumlu, sadakat ve vefa ile anlayış ve de hoşgörü dolu olduğunu bilebilecek yaştayım!

        ***

        O yüzden…

        Şu gazetede filancanın, berikinde falancanın; bu mevzularda cahil sayılan fanilere dahi, bu kadar sarih vakada aşırı izahat zahmetine girmesi gereksizdi.

        Biz bile anlardık…

        MİT operasyonu başlarken, KCK operasyonu polislerinin hemen sürülmesinden.

        Biz bile anlardık…

        MİT operasyonunda ısrar edilirken, Savcı’nın hemen kazınmasından.

        Biz bile anlardık…

        Özel dokunulmazlık kanunu hazırlanırken, bir yandan da KCK-MİT operasyonundaki çok sayıda polisin hemen alınmasından.

        Biz bile anlardık…

        Katiyen çatışma yok” diye yazdığı yazısı manşete konan yazarın; iki gün önce “Çatışma var. Başbakan hiç böyle öfkeli olmamıştı” diye bildiren (iyi haber veren) Ankara Temsilcisi’ni yalanlamasından.

        Biz bile anlardık…

        Birinin matem saydığı “MİT kanunu”nu, diğerinin “Atanmışlara karşı demokrasinin zaferi” bilmesinden.

        Biz bile anlardık…

        Çatışmasız” dünyanın “çatışan, çelişen” manşetlerini, haberlerini okuyarak…

        Hiçbir atışma, çatışma olmadığını!

        ***

        Sâki, bir mutabakat da oluştu sanki.

        İktidar kadrosundan deniyor ki, “İsrail işidir bu!”

        Cemaatten deniyor ki, “Belki de Mossad verdi bunları savcılara”.

        Olabilir tabii.

        Çatışma yoksa, bîçare Mossad da oradan oraya koşturup helak olmuştur, nifak ve fitne için!

        ***

        Kafamız kifayetsiz ya, esas anlayamadığım şu:

        Tamam, istihbarat örgütleri, polis, savcılar, iktidar, cemaat, cemiyet, ordu… herkes uzlaşabilir, çatışabilir, birbirine girebilir, bir ötekini kandırabilir; olabilir, olmayabilir.

        Ama “Gazeteciler”e ne oluyor?

        Gazeteciler istihbaratçı mı?

        Gazeteciler polis mi?

        Gazeteciler savcı mı?

        Gazeteciler iktidar sözcüsü mü?

        Gazeteciler cemaat gözcüsü mü?

        Gazeteciler asker mi, kazasker mi, kaymakam mı, sadrazam mı?

        Gazeteciler”, nasıl oluyor da böyle oluyor?

        Nasıl oluyor da, her saniye (eskiler gibi) birer “Andıç printeri”ne, propaganda yazıcısına, halkla ilişkiler şirketine, birer fotokopi makinesine dönüşüveriyor?

        Nasıl oluyor da, aidiyet, biat, itaat; gazeteciliğin şüphe, sorgulama, mesafe, hakikat, vicdan, heyecan, itiraz ve cesaret dünyasının yerine bu kadar kolay geçebiliyor?

        ***

        Bu arkadaşlar (tabii bir kısmı); eski “yamanmış”, yamalı, damalı, gamalı “Gazetecilik modeli”ne çatmışken; onların neo-klonu çıkıverdi.

        Elbet o devir geçtiyse, bu devir de geçecek…

        Ama korkarım, yeni nesiller de, havasından mı suyundan mı ne; iktidar ve güç(lü) olmanın buyruk-kuyruk konforunu bir şeye değişmeyecek!

        Bir günah gibi nesilden nesle miras kalacak.

        ***

        Yazı nereye gidecekti, nereye vardı!

        Kafama şey edeyim.

        Oysa, “Kendi savaşını zaten çözmedikçe; Suriye katliam cehennemi, İran hedef kaldıkça; Batı karakolu Türkiye’nin bir cennet olmayacağını”…

        10 yıl önce gibi, olan biteni bir de Arapça, Farsça (tabii İngilizce, İbranice) üstünden tercüme gerektiğini yazacaktım!

        Bir de, “el parasıyla keyif yapan; gazeteci tehdit eden Almanya Cumhurbaşkanı” istifa mı, ne…

        Yok artık, bunun için de!

        Japonlar intihar da ediyormuş böyle durumlarda.

        Fakat hayatın gerçek tadı bizde:

        Harakiri yerine, kakarakikiri!

        Herkesin keyfi yerinde; herkes yerli yerinde!

        Diğer Yazılar