Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Büyük büyük, derin, tarihi, köklü meselelerin dışında (yanında), hayatı zehir eden yahut hayat eden bir de “insan kumaşı” vardır, derdi büyükler!

        Kumaş dedikleri şuydu:

        Kötü ruh ile ona inat, sadece ruh!

        ***

        Misal, diye anlatırdı, bir dede:

        Adam vardır; baba, kız babası.

        Ama, katılması zaten facia da; kendi halindeyken de, 13 yaşındaki bir kızın satılmasına, yaşının iki katı insanın baskısına, saldırısına., tacizine, tecavüzüne atılmasına, üstüne üstlük nihayetinde suçlu dahi bulunmasına zerre isyanı yoktur.

        Evlat, derdi; bir insan, bir adam, bir kadın; o çocuk kendi çocuğu gibi öfkelenmedikçe, bütün çocuklar bu hoyratlık, bu merhametsizlik, bu vahşet ve sefalet karşısında, yetimdir, öksüzdür, yeniktir!

        ***

        Bir nine, dura dura, derin nefeslere dala dala, misal, derdi.

        Hiçbir ana, evladını kısacık yaşasın, belalarla boğulsun, uğursuzluklarla kuşatılsın, ölüm kuşansın diye doğurmaz.

        Umudu iyilik, duası iyilik, sevdası iyiliktir.

        Lakin, diye devam ederdi; her ana, evlatların kolayca harcanmasında, kısacık ömürlerin daracık tarihleri arasına mezarlarının açılmasına, onca çocuğun mezarsız dahi yok olmasına isyan etmedikçe; bu hoyratlık, bu merhametsizlik, bu vahşet ve sefalet karşısında, bütün analar esasta matemdedir, eksiktir, yeniktir!

        ***

        Belki de onların yaşlı bilgeliğinin; öyle büyük bilmişliklerden değil, kalplerinin olgunluklarından süzülmüş insanlığının basit, kolay okunur, ne ki zor hissedilir bir dersidir:

        Kendi çocuğunun da başına gelmiş gibi…

        Kendi çocuğunun da başına gelirmiş gibi…

        Kendi çocuğunun da başına gelecekmiş gibi!

        Sonra zaten bir eşik daha kalır atlamaya:

        Kendi çocuğunun başına hiç gelmeyecekmiş gibi de olsa; tek bir çocuğun başına geldiğinde de, o senin çocuğunmuşçasına, kardeşinmişçesine!

        ***

        Hayırla anarım…

        Bunları böyle sıradan, böyle olağan, böyle insan söyleyebilenleri de duyduk, dinledik.

        Kalpleriyle konuşurlardı.

        İnançlarında içten, insanlıklarında titiz, şefkatlerinde sevecen, büyüklüklerinde mütevazı, isyanlarında insanlardı.

        Nur içinde olsunlar hep!

        Garip bir vaka!

        Bana iletilen şu olayın bir askerî ve tıbbî; bir de medya yanı var.

        1. TSK’da, yardımcı sağlık personeliyiz: Astsubay, hemşire, sivil memur.

        2. Geçen yıl Sağlık Hizmetleri Tazminatı çıkarıldı ve askerî doktorlara ek ödeme başladı.

        3. Bize herhangi bir ek ödeme çıkarılmadı; konuyu askerî mahkemeye götürdük.

        4. Cevap olarak, konunun TBMM’nin işi olduğu söylendi; Meclis’e başvurduk, komisyonlarda kaldı.

        5. Kendi aramızda para topladık; hiçbir yerden destek almadan. 11 bin 500 TL civarı.

        6. Şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek için hazırlık yapıyoruz; elimizden tek gelebilen bu.

        ***

        Şimdi burasına da lütfen dikkat, sayın basın mensupları:

        7. “Bazı internet sitelerine, haber kanallarına, gazetelere bu durumu duyurduk, izah ettik. Ama kimileri bizden 2 bin 500 TL’den 10 bin TL’ye kadar para istedi.”

        8. Biz yolsuzluk, hırsızlık yapmıyoruz; sadece hakkımızı istiyoruz.

        9. Bu mektup yüzünden başımıza gelebilecek her türlü zulmü göze alarak sizden yardım bekliyoruz.

        ***

        Tabii mektup böyle numaralı yazılmamıştı.

        Sıraya dizdim; çünkü adaletsizlik de böyle zincirlemedir.

        Bir”den yola çıkarsın; “dokuz” doğurturlar.

        Bir de, nasıl doğru olabilir; nasıl olabilir…

        Para karşılığı haber”den sonra, “haber karşılığı para” meselesi de o kadar çok konuşuluyor ki…

        Medya tezgâhları vardı; demek ki, tezgâh medyası da mevcut!

        Ben utanmasam, sen utanmasan, nasıl olacak böyle!

        Diğer Yazılar