Türk kahvesi, 5 asır sonra endüstri devrimini yakaladı!
Topkapı Sarayı Müzesi’nde, “Bir taşım keyif: Türk kahvesinin 500 yıllık öyküsü” sergisini gezdikten sonra, sergiyle aynı ismi taşıyan kitabı elime aldığımda, Filiz Çalışlar Yenişehirlioğlu’nun “Bir fincan kahvenin kırk yıldan fazla hatırı var” yazısı ilgimi çekti. Erzurum, Artvin, Kars, Erzincan, Tunceli, Adıyaman, Kayseri, Sivas çevresinde; 19. ve 20. yüzyıllara ait mezar taşlarında yoğun biçimde kahve takımları desenlerinin yer aldığını yazıyor. Kayseri’nin ilçe ve köylerindeki mezar taşlarında belirgin biçimde; kahve fincanı, ibriği, kavurma tavası, dibeği, tepsisi, değirmeni, sandığı ve tokmağı desenleri görülüyor. Hem kadın, hem de erkeklere ait mezarların taşlarındaki kahve imgelerinin, ölen kişinin misafir sevdiğini anlatma amacıyla yapıldığı varsayılıyor.
TÜRK KAHVESİ İKİNCİ ‘BATI SEFERİ’NE ÇIKIYOR
Meddahlık geleneği veya mesir macunu gibi 10 geleneksel tüketimden sonra Türk kahvesi de, 2013 yılında UNESCO’nun “Somut Olmayan Kütürel Miras Listesi”nde yer aldı. Bu Türk kahvesinin, pişirme yöntemi ve sunuş seremonisi ile uluslararası alanda tescillenmesi anlamına geliyor. Müze gezimize rehberlik eden elektrikli küçük ev aletleri firması Arzum’un patronu Murat Kolbaşı, Topkapı Saray Müzesi ile birlikte sergiyi düzenleyen Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği üyesi şapkasıyla, güncel bilgileri de paylaşıyor. “Dünyada 20 milyar dolarlık kahve pazarı var. 2014 yılında toplam 8 milyar dolar değerinde kahve makinesi satıldı. Dünyada her gün içilen 1.1 milyar fincan kahvenin, yalnızca yüzde 10’u Türk kahvesi. Türk kahvesini yaygınlaştırmak için, pişirme makinesi teknolojisini espresso ve fitre kahve makinesi seviyesine getirmemiz gerekiyor.” 16. yüzyılda Osmanlı toprak parçası olan Yemen’den İstanbul’a gelen kahve, Viyana Kuşatması ile 17. yüzyılda Avrupa’ya ulaşıyor. Avrupa kahveyi, Arapça şarap anlamına gelen “kahva” kelimesinden esinlenerek “Arap şarabı” olarak tanımış. Arçelik’in 2004 yılında piyasaya çıkardığı “Telve” makinesi, pazarın büyümesini sağladı. Avrupa’da ise kahve makineleri 1900’lerin başında üretilmeye başlanmıştı. Kolbaşı, tüketimini yaymak için 4-5 yılı alan 2 milyon dolarlık bir Ar-Ge çalışmasıyla, Türk kahve makinesi “Okka”yı piyasaya çıkardı. Çin’de üretilen makinenin akıllı kartı Macaristan’dan alınıyor. Yılda 100 bin adet satmayı planlıyor. Bunun yüzde 70’ini de Suudi Arabistan, Yunanistan, Dubai, Kuveyt, Endonezya ve Almanya’ya ihraç edecek. Türk kahvesinin endüstriyle tanışması için, bu topraklara gelmesinin üzerinden 5 asır geçmesi, Türklerin teknolojiyle sınavı olsa gerek... Okka otomatik olarak; suyu, şekeri ve kahveyi karıştırıyor, ideal ısıda pişiriyor, köpüğü iki fincana eşit dağıtıyor, büyük boy fincan kahve yapabiliyor, doğrudan fincana servis edebiliyor ve hazneyi temizleyebiliyor. Bir de kahve çekirdeğini çekebilse, dünyanın her yerinde herkes Türk kahvesi pişirme üstadı olabilir... Zira Türk kahvesini “Türk” yapan, sadece ülkeye has pişirme ve kahveyi öğütme yöntemi. Zira tüketilen kahve çekirdeğinin tümü, ağırlıkla Brezilya olmak üzere yurtdışından getiriliyor.
TÜRK KAHVESİ İÇECEK KADAR ZENGİN DEĞİLİZ!
Türk kahvesi tüketiminin dünyada artma ihtimalinin, Türkiye’den daha çok olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki kahve zincirlerinde müşterilerin (2013 verilerini paylaşan bir araştırmaya göre) yüzde 34.2’si filtre kahveyi, yüzde 24.9’u cappuccino’yu tercih ederken, Türk kahvesi binde 9 ile geriden geliyor. İç pazarda toplam kahve tüketiminde yüzde 75 olan Türk kahvesinin payı, son 5 yılda uluslararası kahve zincirlerinin sayısının 2’ye katlanmasıyla yüzde 65’e geriledi. Türkiye’nin kahve tüketiminde 195 ülke arasında 104’üncü sırada olmasının, Türk kahvesi pişirme yönteminin bize fazla sofistike gelmesinden kaynaklandığını düşünmüyorum. Ancak pahalı geldiği kesin. Yanında fal bakan olursa maliyeti kurtarıyor!..