Enerjide masada değil oyunun içinde dönemi…
Enerji Bakanlığı’nın son aylarda peş peşe açıkladığı anlaşmalar, aslında uzun süredir hazırlığı yapılan bir enerji stratejisinin görünür hale gelmiş yeni perdesini oluşturuyor. Bu anlaşmalarla Türkiye, yalnızca kendi kaynaklarını geliştiren bir ülke olmaktan çıkıp uluslararası hidrokarbon kulvarında aktif bir oyuncuya dönüşecek. Bu gelişmelerin merkezinde ise hem dev enerji şirketleriyle yapılan ortaklıklar hem de farklı coğrafyalarda sürdürülen agresif arama politikaları yer alıyor.
Türkiye Petrolleri’nin (TPAO) İngiliz enerji devi BP ile imzaladığı mutabakat zaptı, Irak odaklı geniş bir ortak vizyonun ilk adımı olarak değerlendirmek mümkün. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın önceliği açık şekilde Kerkük sahalarına ve Irak’la ortak projelere verdiğini vurgulaması, bölgedeki iş birliği modelinin daha da derinleşeceğini gösteriyor.
Irak sahaları yalnızca üretim potansiyeliyle değil, Türkiye’nin enerji koridoru olma hedefine doğrudan temas eden stratejik öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. BP ile TPAO’nun birlikte atacağı adımlar, Türkiye’nin sahadaki teknik kapasitesini güçlendireceği gibi bölgenin siyasetine enerji kaynakları üzerinden dokunarak dengeleri de etkileyecektir.
Yıllardır Diyarbakır’daki kaya petrolü kaynakları Türkiye’nin gündeminde yer alıyor. Bu çerçevede ABD’li şirketlerle kaya petrolü için atılan adımların dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Yeni teknoloji hamlesiyle Diyarbakır’da yürütülecek kaya petrolü projesi, Türkiye’nin “oyun değiştirici” olarak tanımladığı önemli gelişmelerden biri olarak gelecek yıllarda sıkça konuşulacaktır.
ABD’li ortaklarla birlikte yatay sondaj ve çatlatma uygulamalarıyla 600 km²’lik bir alanın geliştirilmesi, Türkiye’yi konvansiyonel olmayan petrol üretiminde yeni bir sınıfa taşıma potansiyeline sahiptir. Bu proje yalnızca teknik bir arama faaliyeti değil; TPAO’nun mühendislik, teknoloji ve üretim kapasitesinin dönüşümü için kritik bir eşiktir. Türkiye buradan elde edeceği tecrübeyle küresel ölçekte petrol arama faaliyetlerinde elini güçlendirecektir.
Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın son açıklamalarında Exxon, Chevron ve Shell ile yürütülen görüşmeleri açıkça ifade etmesi, TPAO’nun artık sadece yerli bir milli şirket değil, uluslararası upstream sektörünün ciddi bir ortağı haline geldiğinin en önemli göstergesi oldu. Artık TPAO, yabancı şirketleri takip eden veya onlara sadece iş yaptıran bir kurum olmaktan çıkıp, sahalar alan ve işleten, birinci ligde faaliyet gösteren bir enerji şirketine dönüşüyor.
Elbette tüm bu iş birlikleri yalnızca ülke olarak üretimimizi artırmaya değil, teknoloji transferi, risk paylaşımı ve finansman kapasitesinin genişlemesine katkı sunacak. Özellikle ABD ile yapılan geniş kapsamlı enerji anlaşmalarına bu gözle bakılması gerekiyor. Ayrıca bu anlaşmaların kısa sürede oluşmadığını, Enerji Bakanlığı’nın bu müzakereleri yürütme ve sonuçlandırma konusunda ciddi birikim ortaya koyduğunu da not etmekte fayda var.
ABD ile yapılan görüşmeler sonucunda; petrol, doğalgaz, LNG ve nükleer alanlarında önemli anlaşmalar imzalandığını Bakan Bayraktar açıkladığında, konunun detayları kamuoyunda yeterince anlaşılamadı. Aslında bu iş birlikleri, ABD ile belirlenen 100 milyar dolarlık ticaret hedefinin enerji ayağını büyütme yolunda atılan adımlar olup, ilişkilerde yeni bir eksenin oluştuğunun açık göstergesi.
Sahada ortak petrol arama, LNG tedarik anlaşmaları ve üçüncü ülkelerde ortak arama fikri, Türkiye’nin artık jeopolitik etki alanını genişlettiğine işaret ediyor. Zaten Afrika başta olmak üzere çeşitli ülkelerle yapılan anlaşmalar, jeopolitik etkinin somut birer yansıması niteliğinde.
Türkiye’nin Mercuria ve Woodside Energy ile yıllık 4 milyar metreküp LNG tedarikini içeren 20 yıllık anlaşmaları, gaz arzının çeşitlendirilmesini sağlayacak ve BOTAŞ’ın bölgesinde ticari kabiliyetini genişletecek. Türkiye böylece enerji koridoru konumundan enerji merkezi (HUB) olma hedefine daha hızlı yaklaşacaktır.
Bu anlaşmalar çerçevesinde, Rusya ile 2025–2028 döneminde yenilenecek boru hattı kontratları öncesinde Türkiye’nin elini güçlendireceği aşikâr. Böylece doğalgaz alanında sadece tüketici pozisyonundan çıkıp, stratejik bir konum kazanmış olacaktır.
TPAO’nun dış büyüme vizyonu doğrultusunda Afrika’da üstlendiği rol gelecek yıllarda daha da anlamlı olacaktır. Libya’nın 17 yıl sonra petrol sahalarını ihaleye açması ve TPAO’nun bu sahalara talip olması, Türkiye’nin Afrika enerji jeopolitiğinde aktif bir oyuncu olacağını gösteriyor. Benzer şekilde Pakistan ve Somali’de alınan yeni saha ruhsatları, bu stratejiyi küresel ölçeğe taşıyan birbirini besleyen projelerdir.
Somali’de başlayacak ilk sondaj, Türk deniz enerji kapasitesini ortaya koyması bakımından değerlidir ve başka ülkeler tarafından da yakından takip edilmektedir. Buradaki başarıların hızla başka ülkelerle iş birliklerine yansıyacağı açıktır.
Türkiye bütün bu gelişmeleri değerlendirdiğimizde, artık sadece enerji tüketicisi değil; enerji üreten, arayan, anlaşmalar yapan ve küresel dengelerde pozisyon alan bir enerji oyuncusu haline geliyor. Türkiye yalnızca kendi kara ve deniz sahalarında arama yapan bir ülke olmaktan çıkıp, uluslararası enerji denkleminde aktif bir strateji izleyen, ortaklıklar kuran ve pazarlık gücünü artıran bir aktöre dönüşüyor.
Ancak küresel aktör olabilmek için bu sahaları korumak, ilgili ülkelerle güvenlik alanında ilişkiler kurmak ve onları desteklemek gerekiyor. Diğer bir ifadeyle enerjideki bu gelişmelere savunma sanayiinin de ciddi destek verdiğini bilmek gerekir. Enerji anlaşmalarının paralelinde atılan güvenlik adımları da bu resmin ayrılmaz bir parçasıdır. Savunma sanayiinin son yıllarda ulaştığı seviye ile birlikte enerji alanındaki kapasitemiz daha rahat küreselleşmektedir.
Bundan 10 yıl önce bu tür gelişmeler hakkında cümle kurmakta dahi zorlandığımız düşünüldüğünde, bugün BP, Exxon, Chevron, Shell, Mercuria, Woodside gibi küresel devlerle yapılan anlaşmaların ve Irak, Libya, Pakistan, Somali gibi sahalardaki faaliyetlerin geldiği nokta daha sağlıklı anlaşılacaktır.
ABD ile LNG ve petrol temelli stratejik hatların kurulması yalnızca Türkiye’nin enerji tüketimi veya arz güvenliğiyle ilgili değildir. Bunların tamamı Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirme, jeopolitik etki alanını genişletme ve TPAO gibi milli şirketleri küresel oyuncu haline getirme stratejisinin bir parçasıdır.
Enerji sektöründeki bu dönüşüm sadece üretim tarafında değil; Türkiye’nin uluslararası müzakere masalarındaki ağırlığında ve jeopolitik oyun kurma kapasitesinde de kendini gösterecektir. Netice itibarıyla 2026’da yeni bir döneme girdiğimizi daha iyi anlayacağız. Yanılmıyorsam Türkiye, enerjide yeni bir kimlik kazanıyor. Bu yıl bunun somut sonuçlarına şahitlik edeceğiz.
- Pasaportlar müzelik oluyor30 dakika önce
- Singapur modeli taksiciliği İstanbul'a uyar mı?30 dakika önce
- Bir devrin eşiğinde bir teknoloji dervişi20 dakika önce
- Elektrikte çok tüketenler için maliyet bazlı fatura dönemi…2 saat önce
- Savunmada "Altın Yıl" geride kaldı; 2026 yeni eşik olacak7 saniye önce
- Havacılık 2026'dan ne bekliyor?9 dakika önce
- Trump Antroposen Çağı'nın kapısını açtı5 gün önce
- Nükleerde Almanya'nın stratejik hatası ve Türkiye'nin yolu1 hafta önce
- 30 Euro fırsatçılarına ceza yağacak!1 hafta önce
- 30 Euro'luk Tartışma!2 hafta önce