Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek Şehir Madenciliğini Iskalıyoruz…
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Atatürk Havalimanı'nda başlayan Sıfır Atık Festivali, aslında Türkiye'nin çevre konusunda geldiği noktayı ve bundan sonra gitmesi gereken yönü göstermesi bakımından önemli bir organizasyon. Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan'ın himayelerinde, Sıfır Atık Vakfı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen festivalde enerji verimliliğinden döngüsel ekonomiye, teknolojiden sanata kadar birçok konu ele alınıyor.

        Festival alanında geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılan müzik aletleriyle konserler veriliyor, çocuklar atık malzemelerden oyuncak ve sanat eserleri üretiyor, çevre bilincini artırmaya yönelik etkinlikler düzenleniyor. Geri dönüştürülmüş malzemelerden oluşturulan enstrümanlarla sahne alan müzisyenler ve sanatçılar, aslında çok önemli bir mesaj veriyor: Atık olarak gördüğümüz birçok ürün, doğru değerlendirildiğinde yeniden hayata döndürülebiliyor.

        Ancak burada kendimize şu soruyu da sormamız gerekiyor: Türkiye olarak atıkların gerçek ekonomik değerini yeterince görüyor muyuz? Özellikle elektronik atıklar, piller, powerbank’ler ve kullanım ömrünü tamamlamış teknolojik cihazlar konusunda hâlâ çok önemli bir potansiyeli değerlendirebildiğimizi söylemek zor.

        Küçük bir karşılaştırma konunun boyutunu netleştirecektir: Bugün yer altından 1 ton altın cevheri çıkarıldığında bundan ortalama 1 ila 2 gram altın elde edilebiliyor. Oysa 1 ton cep telefonu atığından (yaklaşık 10 bin adet eski telefon) 300 ila 400 gram saf altın, kilolarca gümüş ve bakır geri kazanılabiliyor. Yani şehirlerin çöplüklerinde, yerin altındakinden yüzlerce kat daha zengin maden damarları yatıyor.

        Kaynağında ayrıştırma!

        Aralık 2023’te bu köşede açık ve net bir şekilde yazmıştım. Türkiye’nin en büyük eksiği atıkları kaynağında ayrıştırmamasıydı. O gün söylediğimiz gerçek hâlâ değişmiş değil. Evlerimizde, iş yerlerimizde ve şehirlerimizde oluşan atıkları doğru şekilde ayrıştırıp toplamakta yetersiz kalıyoruz.

        Oysa gelişmiş ülkeler uzun yıllardır çöpleri kaynağında ayrıştırarak topluyor ve değerlendiriyor. Böylece hem çevre korunuyor hem de atıklar ekonomiye kazandırılıyor. Ancak bugün mesele artık plastik, cam, kâğıt ya da organik atıklarla sınırlı değil. Dünya yeni bir döneme girdi. Elektrikli araçlar, enerji depolama sistemleri, cep telefonları, bilgisayarlar ve sayısız elektronik cihaz nedeniyle lityum, kobalt, nikel, bakır ve nadir toprak elementleri artık stratejik kaynaklar haline geldi.

        Şehir madenciliği, Türkiye için sadece bir çevre projesi değil; teknolojik üretimde hammadde bağımsızlığını sağlama ve cari açığı azaltma noktasında stratejik bir ekonomik kale hükmündedir.

        Elektronik atıklar artık yeni maden

        Bugün gelinen noktada gerçek şu: elektronik atıklar sadece bir çevre sorunu değil; aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve jeopolitik bir değer taşıyor. İki yıl önce “çöp milli servettir” diyorduk. Bugün buna yeni bir cümle eklemek gerekiyor: Elektronik atıklar, şehirlerin altında değil evlerin içinde bulunan yeni madenlerdir.

        Dünyada buna urban mining, yani şehir madenciliği deniyor. Bilgisayarlar, cep telefonları, televizyonlar, oyun konsolları, beyaz eşyalar, powerbank’ler ve piller sadece plastik ya da metalden ibaret değil. İçlerinde bakır, alüminyum, nikel, kobalt, lityum, altın, gümüş, paladyum ve bazı ürünlerde nadir toprak elementleri bulunuyor.

        Küresel tablo ne söylüyor?

        Küresel tablo oldukça çarpıcı. 2022 yılında dünyada yaklaşık 62 milyon ton elektronik atık oluştu ve bu atığın yalnızca %22’si kayıtlı şekilde geri dönüştürülebildi. Bu da milyarlarca dolarlık ham maddenin ekonominin dışına itildiği anlamına geliyor.

        Bu nedenle Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore elektronik atıkları artık bir atık değil, doğrudan stratejik kaynak olarak görüyor. Tokyo Olimpiyatları için üretilen madalyaların bir bölümünün elektronik atıklardan elde edilen metallerle yapılması bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

        Üstelik elektronik atıklardan elde edilen değer sadece klasik metallerle sınırlı değil. Günümüzde cep telefonları, bilgisayarlar, sabit diskler, hoparlörler, elektrik motorları ve bataryalar; neodimyum, disprosyum ve praseodimyum gibi kritik öneme sahip nadir elementleri de barındırıyor. Bu elementler savunma sanayinden enerji teknolojilerine kadar birçok alanda kritik rol oynuyor.

        En riskliler piller ve powerbank’ler

        Elektronik atıkların en hassas ve en stratejik kısmını ise powerbank’ler ve lityum iyon piller oluşturuyor. Çünkü bu ürünler çöpe atıldığında sadece çevre kirliliğine yol açmıyor; aynı zamanda ciddi yangın riskleri de oluşturuyor. Öte yandan içerdikleri lityum, nikel, kobalt ve manganez yüksek ekonomik değer taşıyor.

        Dünyada artık kullanım ömrünü tamamlayan bataryalar parçalanarak “black mass” denilen özel bir karışıma dönüştürülüyor. Bu karışımdan yüksek oranlarda lityum, nikel ve kobalt geri kazanılarak yeniden pil üretiminde kullanılıyor. Yani atık olarak görülen bir ürün doğrudan yeni üretimin hammaddesine dönüşüyor.

        Türkiye’de ise Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği (TAP) yıllardır bu alanda faaliyet yürütüyor. Ancak bu sistemin gerçekten çalıştığını söylemek zor. Pil ve batarya tarafında sorumluluk çoğu zaman üretici ve ithalatçılardan çok sivil yapılara bırakılmış durumda. Denetim zayıf, hedefler ise çoğu zaman kağıt üzerinde kalıyor.

        Kaçırdığımız büyük fırsat

        İşte tam da bu noktada şehir madenciliği kavramı kritik hale geliyor. Türkiye bir yandan yer altındaki madenleri ararken, diğer yandan evlerindeki eski telefonları, bozuk powerbank’leri ve kullanılmayan bilgisayarları çöpe göndermeye devam ediyor. Aslında çöpe giden şey elektronik değil, doğrudan ekonomik değerdir. Oysa bugün çekmecelerde bekleyen milyonlarca elektronik cihazın içinde ciddi miktarda bakır, nikel, kobalt, lityum ve değerli metal bulunuyor.

        Bu nedenle elektronik hurdalar artık sadece atık olarak görülmemeli; doğrudan stratejik kaynak olarak ele alınmalı. Türkiye yalnızca toplama yapan değil, topladığı elektronik atıkları yüksek katma değerli hammaddelere dönüştüren bir sistem kurmalı. Hatta bunu bir adım ileri taşıyarak bölgesel bir geri dönüşüm ve rafinasyon merkezi olmayı hedeflemeli.

        Asıl mesele kritik hammaddeler

        Çünkü mesele sadece çevreyi korumak değil. Asıl mesele cari açığı azaltmak, sanayinin ihtiyaç duyduğu kritik hammaddeleri yeniden ekonomiye kazandırmak ve stratejik kaynaklarda dışa bağımlılığı azaltmaktır.

        Atık meselesi sadece çöp kutularını renklendirme meselesi değildir. Yeni dönemin asıl meselesi, evlerimizde ve çekmecelerimizde bekleyen elektronik hurdaları ekonomiye kazandıracak milli bir şehir madenciliği sistemi kurmaktır.

        Çünkü geleceğin madenleri artık sadece dağların altında değil; evlerimizdeki eski telefonlarda, bozuk powerbank’lerde ve kullanılmayan bilgisayarlarda saklı. Türkiye’nin önünde ise net bir tercih var: Bu sessiz madeni görmezden gelip çöpe atmaya devam mı edeceğiz, yoksa onu ekonomiye kazandıracak sistemi mi kuracağız?