Türkiye’de uzun yıllardır gazetecilik yapıyorum. Gazetenin güçlü dönemini de gördüm, televizyonun altın çağını da yaşadım. Şimdi ise dijital medyanın bütün dengeleri değiştirdiği bir sürecin tam ortasındayız. Ancak bugün yaşanan mesele sadece teknolojik dönüşüm değil. Asıl sorun, haber üretenle haberi paraya çeviren yapı arasındaki dengenin tamamen bozulmuş olması.
Eskiden gazeteler haber üretir, televizyonlar gündem belirlerdi. Reklam da ekonomik güç de büyük ölçüde içerik üreticisine giderdi. Şimdi ise bambaşka bir düzen oluştu. Haberi üreten başka, haberi dağıtıp ekonomik değere dönüştüren başka…
Bugün Google, Meta, YouTube, TikTok ve sosyal medya platformları gazeteciliğin ürettiği içerik üzerinden devasa gelir elde ediyor. Türkiye’de reklam yatırımlarının %70’e yakını dijitale kaymış durumda. Mesela Google ve Meta’nın toplam reklam gelir payı TV’yi geçti. Buna karşılık gazeteler, televizyonlar ve haber siteleri ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Bu tablo artık sadece sektörün değil, devletin de müdahale etmesi gereken bir noktaya geldi. TBMM, BTK, RTÜK ve Rekabet Kurumu ve özellikle de ilgili bakanlıkların el atması gerekiyor.
Türkiye’de birçok gazete küçülüyor. Televizyonlar ciddi reklam kaybı yaşıyor. Haber siteleri ise kaliteyi değil, tıklanmayı önceleyen bir yarışın içine sürükleniyor. Çünkü dijital sistem artık “iyi gazeteciliği” değil; hızlı tüketilen, tartışma üreten, sert ve sansasyonel içeriği ödüllendiriyor.
En kritik değişim ise şu: Dijital dünyanın kurallarını artık gazeteciler değil, algoritmalar belirliyor. Türkiye’nin yeni çağın dijitalleşme gelişmelerinden doğru ve ülke menfaatine olacak şekilde faydalanabilmesi için mutlaka uygun düzenlemeler yapması gerekiyor. Mesela dijital telif yasası, medya fonu ve platform regülasyonları için geç kalınmadan hareket edilmesi icap ediyor. Yoksa regüle edecek bir gazetecilik mesleği kalmayacak.
Bir gün algoritma değişiyor, milyonlarca okura ulaşan haber sitesi ertesi gün görünmez hale geliyor. Editörün değil, algoritmanın karar verdiği yeni bir medya düzeni oluşmuş durumda.
Medya krizi değil, düzen krizi
Bugün yaşanan tabloyu sadece “dijital dönüşüm” diye okumak eksik olur. Çünkü mesele aslında teknoloji değil; medya düzeninin bozulması. Türkiye’de reklam gelirlerinin önemli bölümü klasik medyadan dijital platformlara kaydı. Ama bu değişime karşı güçlü bir koruma mekanizması kurulamadı.
Bir tarafta dev teknoloji şirketleri var. Diğer tarafta ekonomik olarak küçülen medya kuruluşları… Aradaki dengeyi kuracak bağımsız medya fonları, dijital telif sistemi, yerel medyayı koruyacak modeller, kaliteli gazeteciliği destekleyen yapılar ise hâlâ yeterince oluşmuş değil. Bu yüzden bugün Türkiye’deki temel sorun teknoloji değil; aynı sahada farklı kurallarla oynanan bir medya düzeni olması. Çünkü medya kuruluşları ile dijital platformlar aynı kurallarla oynamıyor.
Avrupa ve dünya ne yapıyor?
Dünyanın birçok ülkesi artık gazeteciliği yalnızca piyasa şartlarına bırakılamayacak stratejik bir alan olarak görüyor.
Avrupa Birliği, medya özgürlüğü yasalarıyla sadece dijital telif değil; editoryal bağımsızlık, medya çeşitliliği ve kamu ilanlarının adil dağıtımı gibi alanlarda da yeni düzenlemeler yapıyor.
Avustralya ve Kanada ise daha sert bir modele geçti. Google ve Meta gibi şirketlere, haber içeriklerinden elde ettikleri gelir nedeniyle medya kuruluşlarına ödeme yapma zorunluluğu getirildi.
Mantık çok net ve açık: “Gazeteciliği kullanarak para kazanıyorsan, gazeteciye de pay vereceksin.” Aslında bugün medya krizinin merkezindeki sorun tam da burada. Çünkü sistemi ayakta tutan haberi üretenler değil, haberi dağıtan platformlar kazanmaya başladı. Bu platformlar sahada insan kaynağı bulundurmuyor. Editoryal refleksi olan veya bunu koruyan kadrosu da yok böyle bir stratejileri de...
Aynı ekranda iki farklı hukuk olur mu?
Türkiye’de tartışılması gereken bir başka kritik konu da televizyon ile dijital medya arasındaki büyük denetim farkı. Bugün bir televizyon kanalı RTÜK lisansı almak zorunda, ağır teknik şartlara uyuyor, yayın ilkeleriyle bağlı çalışıyor, ciddi para cezalarıyla karşı karşıya kalıyor. Bir yorum, bir altyazı, bir canlı yayın saatler içinde inceleme konusu olabiliyor. Ama aynı anda sosyal medya tarafına bakıyorsunuz bambaşka sorumsuz ve kontrolsüz bir tablo karşımıza çıkıyor. Nitelik, editoryal kalite ve içerik sorumluluğu yok
YouTube, X, TikTok veya canlı yayın platformlarında milyonlara ulaşan içeriklerin önemli kısmı klasik yayıncılık kurallarına tabi olmadan ilerliyor. Üstelik bugün birçok denetimsiz, kontrolsüz ve hiçbir kaygı taşımayan YouTube kanalı artık bazı televizyonlardan daha fazla izleniyor. İşte çelişki burada başlıyor. Aynı izleyiciye ulaşan iki yayın alanından biri ağır denetleniyor, diğeri ise büyük ölçüde platform algoritmalarının kontrolünde hareket ediyor.
Bu durum sadece ekonomik değil, psikolojik bir eşitsizlik de oluşturuyor. Çünkü televizyon yöneticileri sürekli ceza baskısıyla yayın yaparken, dijital tarafta daha agresif, daha sert ve daha filtresiz içerikler ödüllendiriliyor. Üstelik bir tarafta izleyici, okur kitlesinin nitelikleri belli ölçümlerle tespit edilip buna göre bir strateji oluşturulurken diğer tarafta kimlerin bulunduğu nasıl bir ölçüm yapıldığı bilinmiyor. Hatta bu kitlenin ne kadar gerçek olduğu bile tartışılıyor.
Öte yandan algoritmalar da çoğu zaman sakin ve doğrulanmış haberi değil; kriz dilini, tartışmayı ve sansasyonu, toplumun değer yargılarını alt üst edecek unsurları öne çıkarıyor.
Bu platformların tamamı da yurtdışı merkezli ve ülkemizin ilgili otoritelerinin denetiminde değil. Türkiye’nin veri egemenliği, dijital bağımsızlığı, bilgi güvenliği ve kamuoyu yönetimi bu tabloyla nasıl olacak? Dijital vatana kim sahip çıkacak?
İşin garip yanı bütün bunlara rağmen çoğu kamu kurumu da bu yabancı platformları kullanmak için ekipler oluşturmuş kendilerine göre içerik üretme yarışında…
Yapay zekâ tehdidi
Tüm bu kontrolü yurtdışında olan yabancı patronlu dijital platformlara bir de “yapay zekâ- AI” eklendi. Yapay zekâ platformları da başkalarının ürettiği haberleri tarıyor, içerik özetliyor, trafik üretmiyor, ama haber ekonomisini kullanıyor.
Kendi değer üretmiyor, başka platformlarını ürünlerini kullanıyor, fakat beslendiği yerlere bir şey ödemiyor. Yapay zeka platformları içerik üretmeden medya ekonomisinden pay alıyor. Bu adil mi?
Önümüzdeki 5 yılın en büyük medya kırılması da eğer ciddi bir düzenleme olmazsa yapay zekâ tarafında karşımıza çıkacak.
Havacılıktaki kural medyada neden yok?
Havacılıkta temel bir kural vardır. İster dev bir yolcu uçağı uçurun, ister küçük bir eğitim uçağı… Aynı hava sahasındaysanız aynı trafik kurallarına tabisinizdir. “Sen büyüksün, sana başka kural…” ayrımı yoktur. Ama bugün medya sahasına baktığımızda tam tersini görüyoruz.
Televizyonlar, her hareketi kule tarafından izlenen ağır gövdeli uçaklara dönmüş durumda. Dijital yayınlar ise çoğu zaman hiçbir hava trafik kuralına tabi olmadan uçan “drone”lar gibi hareket ediyor. Bu tablo yalnızca televizyon yayıncılığını zayıflatmıyor. Aynı zamanda izleyiciyi de kontrolsüz bilgi alanına sürüklüyor.
Evdeki büyük ekranda bir sigarayı buzlayarak toplumu koruduğunuzu düşünürken, aynı kişinin cebindeki telefonda hiçbir filtreden geçmeyen şiddet, manipülasyon ve dezenformasyon dolaşabiliyor. İşte bu yüzden mesele artık sadece RTÜK meselesi değil. Mesele, dijital çağda devletlerin medya düzenini nasıl yeniden kuracağı sorunu.
Gazetecilik neden stratejik alan?
Bugün dünyanın büyük kısmı şunu kabul etmiş durumda: Gazetecilik tamamen piyasa şartlarına bırakıldığında ayakta kalamıyor. Çünkü gazetecilik; maliyeti yüksek, getirisi sınırlı ama toplumsal değeri çok yüksek bir alan. Bu nedenle desteklenmek ve korunmak zorunda. Çünkü mesele sadece medya şirketlerinin ekonomik sorunu değil.
Bir gazetenin kapanması, bir televizyonun küçülmesi yalnızca ticari bir olay değildir. Bu durum toplumun doğru bilgiye ulaşma kanallarının daralması anlamına da geliyor. Hatta daralmıyor yabancı devletlerin kontrolündeki büyük şirketlerin insafına, yönlendirmesi ve kontrolüne bırakılıyor.
Türkiye’nin artık günü kurtaran değil, geleceği koruyan bir medya politikasına ihtiyacı var. Çok geç kalınmış olmasına rağmen halen daha bu konuda net çözüm ortaya konmuş da değil. Dijital telif sistemi kurulmalı. Teknoloji platformlarının haberden elde ettiği ekonomik değerin bir kısmı yeniden gazeteciliğe dönmeli. Yerel medya korunmalı. Araştırmacı gazetecilik desteklenmeli. Dijital yayıncılık için ortak etik standartlar oluşturulmalı.
Bugün dünyada yaşanan mücadele sadece medya savaşı değil, güvenilir bilgi savaşıdır. Türkiye artık şunu görmek zorunda: Medya meselesi yalnızca iletişim meselesi değildir. Milli güvenlikten ekonomiye kadar uzanan stratejik bir alan haline gelmiştir.