JAPONYA – Osaka’dayım, Kansai Bölgesi’ndeyim. Japon Turizm Ofisi yetkilileriyle sahadayım. Burada vitrine baktığınızda güzel işleyen ulaşımı, dolup taşan sokakları ve artan ziyaretçi sayılarını görüyorsunuz. Perdenin arkasında ise dünyanın çeşitli yerlerinde gündeme gelen, Japonların da artık açık açık konuştuğu, hatta rahatsız olduğu bir başlık var: aşırı turizm (overtourism).
2024’te Japonya yaklaşık 36,9 milyon (yaklaşık 37 milyon) yabancı ziyaretçi ağırladı. Bu kitlenin yaklaşık %70’i Tokyo–Osaka–Kyoto hattında yoğunlaştı. Kansai bu yoğunluğun en net hissedildiği bölge. Osaka 14,6 milyon, Kyoto 10–13 milyon, Nara ise milyonlarca günübirlik ziyaretçiyi çekiyor. Tartışma toplam rakamdan çok, aynı anda, aynı yerde oluşan kalabalık baskılarından kaynaklanıyor. Osaka Dotonbori bölgesinde gece sokakta adım atmak gerçekten çok zor; yürümek keyif vermiyor.
Japonya’nın 2024 turist profili
Japonya, yaklaşık 70’e yakın ülkeye kısa süreli vizesiz giriş tanıyor; Türkiye de bu grupta. Buna karşılık Çin, Hindistan, Vietnam, Filipinler, Endonezya gibi ülkeler için vize uygulanıyor. Ancak e‑vize ve kolaylaştırılmış süreçler ülkeye gelişleri pratikleştiriyor. Japonya, kapıyı kapatmıyor; akışı yönetmek istiyor.
2024’te Japonya’nın turizm geliri yaklaşık 50 milyar doların üzerine çıktı. Rekorlar kırılıyor; fakat tartışma şu soruda düğümleniyor: Gelir artarken yaşam kalitesi düşerse, bu başarı mı?
Ziyaretçilerin yaklaşık yarıdan fazlası ilk üç pazardan geliyor. Kısa mesafe, sık seyahat, yüksek frekans… Japonya bu akışı yönetmeye çalışıyor. Ayrıca Çinli turistlerin pazardaki eski ağırlığının, son dönemdeki politik gelişmeler nedeniyle gerilediğini öğrendim. Sahada gördüğüm ve konuşmalardan çıkardığım kadarıyla, Japonların en fazla Çinli turistlerin kurallara uymamasından ve yol açtıkları yoğunluktan rahatsız olduğu da açık. Bir yönüyle bu gelişmeler, Japonların gelecek stratejilerini netleştirmesi açısından “zorunlu bir fırsat” penceresi oluşturmuş gibi görünüyor.
Rahatsızlık nereden doğuyor?
Japonya’da kimse “turist istemiyoruz” demiyor. Rahatsızlık turiste değil, kontrolsüz yoğunluğa. Kyoto’da sabah ve akşam saatlerinde toplu taşıma zorlanıyor. Gion gibi tarihi mahallelerde davranış ihlalleri artıyor; turistlerin geiko (tam eğitimli geyşa) ve maikoların (geleneksel Japon sanatları çırakları) peşinden koşması artık tabelalarla uyarılan bir sorun. Kısa dönem kiralamalar konut piyasasını yukarı çekiyor ve yerel halkın huzurunu bozuyor. Ayrıca Mount Fuji çevresinde çevresel baskı gözle görülür seviyede. Gelir artıyor; ama yaşanabilirlik ve huzur geriliyor.
Turizmi kısmak değil, yönlendirmek
Japon turizm yetkilileri, turizmi daraltmadan ülke geneline yaymak için akışı yeniden dağıtmaya çalışıyor. Bu amaçla yoğun şehirlerin çevresinde planlı biçimde:
Amaç, turisti dar sokaklardan çıkarıp geniş ve nefes alan coğrafyalara yaymak. Kyoto çevresindeki doğal alanlar, Nara’nın park dokusu ve Kansai genelinde geliştirilen yeşil rotalar bunun sahadaki karşılığı. Ben de bazılarını bizzat gezdim.
Bu politika iki hedefi aynı anda tutturmayı amaçlıyor:
Uygulama araçları net: kota, saat bazlı rezervasyon, dinamik fiyatlama, konut düzenlemeleri ve davranış kuralları. Mount Fuji için günlük ziyaretçi sınırı ve ücret, Kyoto’nun bazı mahallelerine giriş kısıtları, konaklamaya uygulanan şehir vergileri, kısa dönem kiralamaya lisans ve gün sınırları bunun parçaları. Teknolojiyle yoğunluk anlık izleniyor, kalabalık dijital yönlendirmeyle akıyor.
Asıl amaç, turist sayısını daha fazla artırmadan turizmin kalitesini yükseltmek. Japonya, yakın bölge ülkelerinden gelen ve kısa süreli kalan profil yerine; daha uzaklardan gelen, daha fazla geceleme yapan, farklı şehir ve bölgelere zaman ayıran ziyaretçileri hedefliyor. Bu stratejinin sonucunu zaman gösterecek.
Türk Hava Yolları ve hava trafiği
Türk Hava Yolları (THY), Japonya’da 3 ayrı havalimanına uçuyor: Tokyo Narita, Tokyo Haneda ve Osaka Kansai. İstanbul’dan bu noktalara uçuş süresi yaklaşık 11 saat. THY, Haneda ve Kansai’ye her gün, Narita’ya haftada 10 frekans sefer yapıyor. En yoğun dönemler ilkbaharda sakura, sonbaharda yaprakların renklendiği zamanlar.
THY, Japonya–Avrupa ve transit taşımacılıkta en güçlü yabancı taşıyıcılardan biri; pazardaki toplam kapasitenin önemli bir bölümünü taşıyor. İstanbul’un Asya‑Pasifik aktarma merkezi rolü her geçen gün güçleniyor.
THY’nin Japonya hatlarında taşıdığı yolcuların yaklaşık %70’i transit. İstanbul, yalnızca Japonya’ya gidenler için değil, Japonya üzerinden başka destinasyonlara geçişte de merkez konumunda. Türkiye’den Japonya’ya talep, vize sorunu olmaması sayesinde 특히 ilkbahar ve sonbaharda artıyor. Japonya’nın kışının çok sert geçmemesi, kış döneminde talebi artırmak için ayrı bir iletişim ihtiyacını doğuruyor; bu, THY ve Japon turizm ofisi gündeminde.
Türkiye ile kıyas
Japonya ile Türkiye turizmini kıyasladığınızda farklı bir tablo çıkıyor. Japonlar turistleri ülke geneline yaymaya ve gecelemeyi artırmaya çalışırken, Türkiye de artık turizmi “kaç kişi geldi” üzerinden okumamaya yönelmiş durumda. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın son yıllarda doğru biçimde tespit ettiği temel başlık: turist başına harcama ve konaklama süresi.
Türkiye’ye gelen turist tek bir şehirde toplanmıyor; kültür, deniz‑kum‑güneş, doğa, tarih ve gastronomi arasında doğal biçimde dağılıyor. Birçok Avrupa destinasyonuna kıyasla da daha uzun süre kalıyor. Dolayısıyla Türkiye’de problem aşırı turizmin kendisi değil; gelirin niteliği. “Her şey dahil” modeli talep üretmede başarılı oldu; ancak harcanan paranın önemli kısmı tesis içinde kaldı ve şehir ekonomisine yayılan katma değer sınırlı kaldı. Bakanlık bu başlıkta yoğun çalışıyor; somut adımlar var.
Japonya, gelen az turistten ve az gecelemeyle daha fazla harcama üretmeye çalışırken; Türkiye, zaten yayılmış olan turisti daha fazla ve daha çeşitli harcamaya yönlendirme eşiğinde.
Türkiye’nin sorun yaşamadan bugünden önlem alması gereken hususlar var: Çok turist alan şehir ve mekânlarda yoğunluğu erken fark etmek, şehirleri korurken turizmi boğmamak, deneyimi derinleştirirken yaşam kalitesini kollamak.
Kansai’de gördüğüm turizmi büyütmek kolay, yönetmek zor. Japonya bugün bunu tartışıyor. Türkiye ise büyütme evresini büyük ölçüde tamamlamış durumda ve artık yönetme fazının içindeyiz. Aşırı turizm sayıdan değil; yoğunluk ve dengesizlikten doğar. Japonya bunu konuşuyor, biz de konuşmalıyız—panikle değil, avantajlarımızın farkında olarak.