Körfez’de savaşın gölgesinde petrol ve gaz akışları tarihin en sert kesintilerinden birini yaşıyor. Türkiye’nin ise hem dünyanın hem bölgenin enerji güvenliği açısından kritik bir kavşak konumu kendini daha fazla hissettiriyor. Ceyhan Terminali’nin yükü artıyor, Kerkük–Ceyhan Hattı siyasi çıkmazda, İran gazı ise riskli ama yönetilebilir hâle geliyor.
Orta Doğu’da tansiyon yükseldiğinde herkes önce Hürmüz Boğazı’na bakar. Nedeni çok basit: Dünya petrolünün yaklaşık beşte biri bu dar geçitten taşınıyor. Son çatışmalar da bu “tek kapının” ne kadar büyük bir kırılganlığa sahip olduğunu acı bir şekilde yeniden gösterdi. Körfez ülkeleri toplamda 10 milyon varil/gün üretim kesintisine gitmek zorunda kaldı; tanker trafiği adeta durdu.
Körfez’de sadece tanker değil tüm denizcilik faaliyetleri durma noktasına geldi. Mesela dünyanın en büyüklerinden, küresel konteyner taşıma şirketi MSC’nin bu bölgede 15 gemisi mahsur kalmış durumda. Türkiye’de bu şirketlerin yetkililerine ulaştığımda ilginç bilgiler aktardılar. Çünkü diğer büyük şirketlerde de durum MSC gibi olduğundan Körfez’deki kriz yalnızca petrol tankerlerini değil, küresel deniz taşımacılığını da etkileyecek riskler taşıyor. Yalnızca bölgenin değil, küresel ekonominin damarlarına baskı yapan tarihi bir daralma söz konusu.
Irak cephesinde ise çarpıcı başka gelişmeler var. Ülke Ocak 2026’da 3,47 milyon varil/gün petrol ihraç etmiş. Ama bir ay boyunca Türkiye üzerinden Ceyhan’a ulaşan yalnızca 6,45 milyon varil olmuş. Toplam iki günlük ihraç rakamına tekabül ediyor. Bu durum petrolün var olduğu ama çıkarılamadığı bir dönemden geçildiğini gösteriyor. Irak’ta çeşitli tartışmalar ve teknik problemler bu tabloyu doğruluyor. Körfez’in dev oyuncuları Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt ise üretim kapasitelerini koruyor ama gemilerini boğazdan çıkaramıyorlar. Hatta savaş sebebiyle tesislerin uğradıkları saldırılar üretimde bozulmalara sebep olduğu da biliniyor.
Türkiye ise enerji koridoru olarak belki de tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Ceyhan Terminali, Azeri petrolünün dünyaya açıldığı, Kuzey Irak petrolü için de nefes borusu durumunda. Bakü–Tiflis–Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı tarafında tablo oldukça açık. Yalnızca 2025’te 207 milyon varil petrol Ceyhan’dan dünyaya taşınmış. Ceyhan’da lojistik, güvenlik, hukuk ya da operasyon kaynaklı herhangi bir aksama yok. BTC, Türkiye’nin bölgesel enerji güvenliğinde sabit ve sağlam pozisyonunu koruyor.
Kuzey Irak’tan gelen petrolün akıbeti ise tamamen iç siyasetin; Erbil ile Bağdat arasındaki anlaşmazlıkların aşılmasına bağlı. Teknik kapasitesi 1,6 milyon varil/gün olan hat, yıllardır süren sabotajlar, davalar ve bakım eksikleri nedeniyle 300 bin varil/gün civarında kullanılabiliyor. 2025 sonbaharında yeniden açıldığında 150–160 bin varil/gün seviyesinde akış sağlanmış, 2026 Şubat’ında ise 220 bin varil seviyesine kadar çıkarılmıştı.
Ancak Mart 2026’da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), Bağdat’ın teklifini reddedince hat bir kez daha kilitlendi. Kısacası burada sorun boruda değil. Bu durum Irak’ın ihracat kapasitesini olduğu kadar Türkiye’nin enerji koridoru rolünü de etkiliyor. Ceyhan hâlâ işliyor ama hattın tam devreye girme ihtimali mevcut politik iklimde oldukça zayıf görünüyor. Özellikle Irak’taki Kürtlerin konumu, İran yanlısı Haşdi Şabi örgütünün faaliyetleri ve Bağdat’ın İran’a yakın duruşu, Kuzey Irak’tan Ceyhan’a petrolün bu atmosferde akışını zorlaştırıyor.
Petrol kadar gaz da daralıyor
Körfezdeki petrol daralması kadar doğal gaz da kriz yaşıyor. İran’ın saldırılarından bölgenin Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) omurgasını oluşturan Katar’ın Ras Laffan ve Mesaieed tesisleri de etkilendi. Dünya LNG piyasası, gaz üretim tesislerinin vurulması sonrasında adeta şok yaşadı. Doğalgaz fiyatları %40–50 sıçradı, Avrupa ve Asya’da arz paniği büyüdü.
İşin ilginç yanı, İran’ın kendi gaz altyapısı da saldırılarda zarar gördü. ABD ve İsrail’in 2025’teki operasyonlarında Fajr Jam Rafinerisi etkilenmişti. Buna rağmen 2026 başında yeniden devreye alınarak günlük 13 milyon metreküp gaz üretimine dönüldü. Fakat her an vurulma ve yeniden devre dışı kalma riski söz konusu.
Türkiye’nin İran’dan yılda 9,6 milyar metreküp gaz satın alma kontratı var ve 2026 yazında sona eriyor. Bilindiği üzere İran, kış aylarında iç tüketimi karşılamak için zaman zaman Türkiye’ye gönderdiği gazı kesen, basıncı düşüren bir anlayışa sahip. İyi bir tedarikçi olarak bilinmiyor. Son saldırılar ise İran’dan gaz temin riskini iyice artırdı.
Fakat artık 2010’lardaki Türkiye yok. LNG terminalleri, FSRU kapasitesi, depolama hacimleri ve Karadeniz gazının sisteme girmesiyle arz güvenliği çok daha iyi bir konuma geldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın “İran gazı kesilse dahi telafi edecek kapasitedeyiz” açıklaması işte bu yatırımlara dayanıyor. Türkiye, esnek gaz portföyü sayesinde iş birliği yaptığı bölge ülkelerine de güven veriyor.
Enerji savaşında üretim mi, koridor mu?
Hürmüz Boğazı bir kez daha gösterdi ki artık enerji savaşları üretim üzerinden değil, koridorların güvenliği üzerinden yürüyor ve öyle de devam edecek. Türkiye ise bölgenin çok önemli ve güvenli, kaynak çeşitliliği olan bir enerji geçiş güzergâhı hâline geldi. Bu ortamda Türkiye’nin rolü daha da stratejik bir konum kazanabilir. Çünkü Ceyhan güvenilir bir terminal; Boğazlar güvenli geçiş güzergâhı. BTC, Türkiye’nin elindeki en sağlam kozlardan biri. Gaz tarafında ise Türkiye, jeopolitik riskleri yumuşatabilecek çeşitliliğe sahip bir altyapı kurmuş durumda.
Tüm bu gelişmeler şunu gösteriyor: Türkiye, dünya enerji güvenliğinin “güzergâh” üzerinden tanımlandığı bir dönemde kilit noktada yer alıyor.