Orta Doğu’da 28 Şubat’ta başlayan ABD–İsrail saldırıları, kısa sürede bölgesel bir güvenlik krizinin ötesine geçti. Küresel enerji mimarisinin temellerini yerinden oynatan gelişmeler söz konusu. Özellikle İran’ın misillemeleri sonucunda BAE, Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt’te toplam 8 kritik enerji tesisinin hedef alınması, dünya enerji talebinin karşılanmasında son yılların en büyük arz kırılmasını tartışmaya açtı.
Hürmüz Boğazı’nın bu tablodaki stratejik rolü doğru analiz edildiğinde durum daha iyi anlaşılıyor. Zira dünya enerji haritasında Hürmüz, sadece bir su yolu değil; küresel petrol ve doğal gaz akışının tam anlamıyla şah damarıdır. Zaman ilerledikçe bu dar geçidin dünya ekonomisini etkileyecek boyutları çok daha net görülecektir.
Dünya petrol tüketiminin yaklaşık %20’sinin, deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin dörtte birinin ve küresel LNG ticaretinin %20’sinin bu boğazdan taşınıyor olması, krizin derinliğini özetliyor. Hürmüz’de yaşanan her kesinti, küresel ekonomi için yüksek gerilim anlamına geliyor. İran’ın karşı saldırıları sonrası tanker geçişlerinin %90 oranında azalması ise dünya ticaretini şimdiden kilitlemiş durumda.
Brent petrol 100 doların üzerine tırmanırken, ABD merkezli WTI ise 100 bandına yaklaşıyor. Ancak doğal gaz tarafındaki tablo çok daha vahim. Avrupa’nın likit doğal gaz ticaret noktası TTF’de fiyatlar savaş öncesine göre %70 arttı. Körfez’in iki ana üreticisi Katar ve BAE’nin saldırılar nedeniyle üretimi durdurması tedarik zincirini iyice bozuyor.
Dünyanın en önemli LNG tesisi olan Katar’daki Ras Laffan Sanayi Bölgesi, İran füzeleriyle vurulunca yıllık kapasitesinin %17’sini kaybetti. Katar Enerji yetkilileri, 5 yıllık onarım süresinin küresel LNG piyasasını uzun süre baskı altında tutacağını belirtiyor.
Eğer Hürmüz’e tam bir askeri blokaj gelirse Brent petrolün 150, hatta 200 doları test etmesi kaçınılmaz olur. Bu durum küresel ekonomiyi ağır bir durgunluğa sürükler. Havayolları şimdiden sıkıntıya girmişken; ulaşım ve turizm, yüksek akaryakıt fiyatlarından en fazla etkilenen sektörler olacaktır.
Çin’e de ağır fatura çıkacak
Körfez krizinden en çok zarar gören ülkelerin başında Çin geliyor. Ucuz İran petrolünün başlıca müşterisi olan Pekin, sadece fiyat artışıyla değil, arz güvenliğiyle de karşı karşıya. İran’ın günlük 1,5 milyon varillik ihracatı kesilince Çin bu boşluğu ikame etmekte zorlanacaktır.
Ayrıca Katar ve BAE’deki LNG üretiminin durması Çin’i spot piyasaya yöneltecektir. Bu tablo, Pekin’in enerji için Rusya’ya daha fazla bağımlı hale gelmesine neden olabilir. Ancak Rusya’ya yönelik ABD ambargosunun esnemesiyle bile Çin buradan çok daha pahalı tedarik sağlamak durumunda kalacaktır.
ABD LNG’sine tarihi fırsat
Körfez’den akışın kesilmesi, Avrupa ve Asya pazarlarını ABD LNG’sine bağımlı hâle getiriyor. Haftalık 1,5 milyon tonluk LNG açığı, ABD'li ihracatçılar için altın bir fırsat sunuyor. Ayrıca Washington’un Hint rafinerilerine geçici Rus petrolü muafiyeti tanıması, küresel ticareti yönlendirme kabiliyetini koruduğunu gösteriyor. ABD, kendi enerji kaynaklarını çok daha yüksek fiyatlardan pazarlama imkânı buluyor.
Krizin en büyük kazananı kim?
Enerji krizi derinleşirken imdada yetişecek ana adres Rusya oldu. Bu krizden en fazla avantaj sağlayan ülke şüphesiz Rusya’dır. Körfez kaynakları aksadıkça Rus petrolü ve gazı daha değerli hale geliyor. Moskova, ambargolu geçen yılların ekonomik kaybını bu şekilde telafi etme fırsatı yakaladı. Çin ve Hindistan gibi devler mecburen Rusya’ya daha fazla yönelecek; bu da Rusya’nın jeopolitik ağırlığını artıracaktır.
Coğrafi konum Türkiye’yi zorluyor
Türkiye, coğrafi konumuyla krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olsa da, doğru stratejiyle avantajlarını büyütebilir. Hürmüz’deki kırılma; Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC), Kerkük–Ceyhan, TANAP ve TürkAkım gibi hatları çok daha stratejik hale getiriyor. Türkiye’nin transit imkanları değer kazanırken, kaynak çeşitliliği bölgedeki şoklardan korunmasını sağlıyor.
Örneğin, elektrik üretiminde doğal gaz payının %33’ten %23’e düşmesi, olası bir İran gazı kesintisinin etkisini sınırlar. Ayrıca Türkiye’nin FSRU (Yüzer Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi) yatırımları kriz yönetiminde elini güçlendiriyor. Türkiye, bu alanda dünyada ilk 3'te yer alarak bölgesel bir enerji merkezi ve güvenli tedarikçi konumunu pekiştiriyor.
İran gazı kesilirse…
Türkiye, ihtiyacının yaklaşık %15-20’sini (7-8 milyar metreküp) İran’dan alıyor. Olası bir kesinti yönetilebilir olsa da sanayi üzerinde baskı oluşturabilir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kızıldeniz ve Hürmüz’deki gerilimin enflasyon ve cari açığı yükseltebileceğini belirtti. Ancak İran gazının tamamen kesilmesi durumunda oluşacak tabloya dair henüz resmi bir projeksiyon paylaşılmış değil.
Neticede küresel enerji düzeninde köklü kırılmaların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye, risklerle çevrili bu tabloda akılcı bir stratejiyle kazananlar arasında yer alabilir.