Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Kadir Kaymakçı Sevdiğim şeyleri ben mi seçiyorum, yoksa algoritma neyi seveceğimi mi söylüyor?

        Son bir ayda sosyal medyada gördüğüm bir pizzacı ve iki kafeye gitmişim! Evet haklısınız, bundan size ne…ama izin verin durumumu açıklayayım. Uzun bir süre ‘influncer’ların beni etkileyemeyeceğini, benim kendi zevklerim olduğunu söyleyip, ‘trend’ olmuş mekan avcılığı yapan arkadaşlarımla alay ettim ben. Kim olduğunu bilmediğimiz, sosyal medyada birkaç bin takipçili hesabında kendisini gurme ilan eden birinin, “Oooo çok güzel…” diye övdüğü bir hamburgeri yemek için 1.5 saat yol giden arkadaşımla dalga geçmeyecektim de ne yapacaktım!? Ama, evet, ben de o hamburgerciye gittim… “Oooooooo” diye bir cümlede kullanılabilecek ne kadar ‘o’ varsa kullanılmasın gerektirecek bir lezzetin yanından bile geçmeyen o hamburgeri yedikten sonra, Odysseus’un yolculuğu kadar uzun gelen bir sürede, eve dönerken, kendi aptallığıma hayıflanıyordum. Ben ne ara bu kadar ‘trend’ takip eder oldum bilmiyorum. Yavaş yavaş odanın içini dolduran pis bir koku gibi beni ele geçirdi bu “Ben de orada olmalıyım” duygusu.

        Doğrusu Rachel Aroesti’nin “Kişisel zevkin modası nasıl geçti” yazısını okuyana kadar içine düştüğüm bu zavallı durumun farkında değildim! “Görmezden gelmek imkansız hale geldi; kişisel zevk, teknolojik gelişmelerle ciddi anlamda –hatta tamamen– yozlaştı. İnternetin, görüş ve inançlarımızı oluşturma biçimimizi kökten değiştirdiğini biliyoruz. Şimdi ise bir başka düşündürücü gerçeğin farkına varıyoruz: Kendi tercihlerimizi oluşturma yeteneğimizi mahvetti...” diyor Aroesti. Birkaç yıl önce olsa bu yazıyı okuduktan sonra gözlerimi devirip “Ne alaka” derdim. Ama bugün ona hak veriyorum...

        REKLAM

        “KARŞILAŞTIKLARIMIZI SİNDİRME VE DEĞERLENDİRME ZİNİSEL KAPASİTEMİZ KALMADI...”

        Sosyal medyada önüme düşen ‘reklam’ içeriklere tav oluyorum, neyin ‘organik’ neyin yapay zeka olduğuyla ilgili algım allak bullak artık, herkesin aynı hamburgerciye gittiğini, aynı elektronik cihazları aldığını düşünüyorum. Dön dolaş aynı müzisyen ve grupların şarkılarını dinliyorum... İtalyan mutfağındaki her yemeği ezberledim! Sorsan sosyalleşmek seçtiğim her şeyi kendi kararımla seçiyorum ama biraz düşününce algoritmaların elinde oyuncak olduğumu fark ediyorum... Bir tek ben mi böyleyim? Rachel Aroesti, “Artık durum böyle değil” diyerek bu saçmalıkta yalnız olmadığımı söylüyor sağ olsun: “Dünyanın birçok yönünü giderek tek bir pencereden deneyimliyoruz: yayın ve sosyal medya platformları. Ya da daha spesifik olarak, yayın ve sosyal medya platformlarının algoritmik akışları... Artık gerçekliği, önceki tercihlere göre uyarlanmış sınırsız bir içerik akışı aracılığıyla deneyimliyoruz. Bu şaşırtıcı bir paradoks: Bu platformlar kişiselleştirmeyi iş modellerinin önemli bir parçası haline getirdiler, ardından bireysel zevki sentezleyip, ticarileştirip, otomatikleştirerek yok ettiler. Artık ne tüketmek istediğimizi seçmiyoruz; bize verilenleri alıyoruz. Ve bize o kadar çok şey veriliyor ki, karşılaştıklarımızı düzgün bir şekilde sindirme ve değerlendirme zihinsel kapasitemiz kalmadı!”

        Korkunç değil mi?

        ‘Olağan Şüpheliler’ filminde Kayzer Söze’nin gerçek olup olmadığı tartışılırken, “Şeytanın en büyük numarası kendisinin olmadığına inandırmasıdır” deniyor. Sosyal medyadaki ‘infuluncer’ların paylaşımlarından etkilenmediğimi söylerken nasıl gırtlağıma kadar bu içeriklere battığımı görünce Kayzer Söze geldi aklıma! ‘İnfluncer’ların en büyük başarısı da bu galiba size bir şeyi ‘al’ ya da ‘yap’ diye bağırmıyorlar ama siz farkında olmadan size bir yöne doğru güdüyorlar... Güdüldüğümüz yere geldiğimizde “Zaten ben de tam bunu seviyordum” gibi bize ait olmayan sahte bir ‘tatmin’ duygusuyla kendimizin kandırıyoruz.

        REKLAM

        KENDİNİZİN SEÇTİĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ TERCİHLERİN NE KADARINI SİZ SEÇİYORSUNUZ?

        Son yıllarda sosyal medyanın insanların içinden gelen tercihlerden ziyade, arkadaş grubunda dışlanmış hissetmemek için, influncer’ların, algoritmaların önlerine çıkardığı şeyleri ‘kendilerinin sevdiği’ şeyler olarak kodladığıyla ilgili çalışmalar var.

        Konuyla ilgili okuduğum bir yazıda ‘Tercih İnşası’ (Preference Construction) ve ‘Algoritmik Kürasyon’ (Algorithmic Curation) kavramları çıktı karşıma. Buna göre insanlar net tercihler yerine, karar verme anındaki duruma, bağlama göre tercihler geliştirebiliyormuş. İşte bu noktada ‘Algoritmik Kürasyon’un etkisi ortaya çıkıyor. Sosyal medya platformlarındaki etkileşimlerinizi dikkate alarak algoritmaların oluşturduğu içerikler bir süre sonra siz farkında bile olmadan tercihlerinizi oluşturuyor. Sizin, kendinizin seçtiğini düşündüğünüz tercihlerinizi...

        Gerald Häubl ve Kyle B. Murray, ‘Elektronik öneri sistemleri insanların tercihlerini sistematik biçimde etkileyebilir mi?’ konulu bir çalışma yapmış. İki bilim insanı dijital öneri sistemlerinin tüketicilerin çok özellikli tercihlerinin oluşumunu ve devamlılığını etkileyebileceğini iddia ediyor. Çalışmaya göre şöyle bir döngü var: “Öneri-seçim-yeni-davranış-sistemin senden yeni veri öğrenmesi-yeni öneri...” Bu çalışma günümüzün yapay zekâ sistemlerini incelemiyor; ancak dijital öneri sistemlerinin yalnızca mevcut tercihleri keşfetmekle kalmayıp tercihlerin oluşumunu ve devamlılığını etkileyebileceğini ortaya koyması açısından içinde bulunduğumuz duruma uyuyor.

        REKLAM

        “KİŞİSEL ZEVK YAPA ZEKA ÇAĞINDA AYIR EDİCİ BİR FAKTÖR HALİNE GELECEK!”

        Sosyal medyada paylaşılan görsellerin yüzde 71’inin, podcats'lerin üçte birinin yapay zeka tarafından üretildiği bir çağda ‘kişisel zevklerimizin, beğenilerimizin, tercihlerimizin’ kendimize ait olduğunu düşünmek biraz abesle iştigal mi acaba? Spotify’in 75 milyondan fazla yapay zeka tarafından üretilmiş şarkıyı platformdan kaldırdığı bir dünyada sevdiğim sanatçının şarkılarını dinlemek büyük bir lüks gibi geliyor.

        Aroesti, Şubat ayında OpenAI'nin başkanı Greg Brockman, X'te “Zevk yeni bir temel beceri” diye bir paylaşım yaptığını belirtiyor. Brockman’ın eski meslektaşı Krithika Shankarraman ise geçen yıl bir röportajda “Zevk, yapay zeka çağında ayırt edici bir faktör haline gelecek” demiş.

        Geçenlerde genç bir kadın, tatil planından kıyafet seçimine, makyaj stilinden evinin dekorasyonuna kadar her şeyi için TikTok’u kullandığını söylüyordu. Artık böyle şeylere şaşırmıyorum. Herkesin birbirine benzediği kolektif bir zevkin tek gerçek olduğu bir geleceğe doğru yol aldığımızı söyleyenlere de lafım olmaz. Başkalarının beğendiği, paylaştığı şeyleri beğenip duruyoruz sonuçta... Farkında olmadan kendi keyif aldığımız, yapmaktan hoşlandığımız şeyleri seçme işini başkalarına devrediyoruz. Özgünlük giderek ‘neverland’e dönüşecek korkarım! Belki ‘özgün’lüğü de bir algoritma önümüze düşürecek ve biz onu kendi tercihimiz sanacağız. Ne acı...

        REKLAM