Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Popüler seriye yeni yorum

        Japonya kökenli Capcom şirketinin geliştirdiği ve 1996’da satışa sunduğu “Resident Evil”, “hayatta kalma korkusu” (survival horror) türündeki video oyunlarının öncülerinden kabul ediliyor bugün. Zombilerin ve mutasyona uğramış canavarların oyun dünyasında yeniden popüler olmasına yaptığı katkı açısından da adı hep anılıyor.

        Japonya’da “Baiohazādo” (Biohazard) diye bilinen oyun, biyo-organik silahlar geliştirmeyi hedefleyen Umbrella Şirketi’nin kontrolden çıkan laboratuvar çalışmalarını konu alır. Laboratuvardan yayılan ve Orta Batı’da yer alan kurgusal ABD şehri Raccoon City’de hayatı felç eden virüs, bulaştığı insanları zombilere veya mutasyona uğramış aşırı saldırgan canavarlara çevirir. Kullanıcılar da onları öldürmeye çalışırlar.

        REKLAM

        Küresel olarak çok büyük satışlara ulaşan oyun, 2002 yılında Paul W. S. Anderson’ın yönetmenliğinde filme uyarlandı. Başrollerinde Milla Jovovich ile Michelle Rodriguez’in oynadığı “Resident Evil”, eleştirmenlerin hiç ilgisini çekmese de gişelerde başarılı sonuçlara ulaştı ve yıllar içinde devam filmleri geldi. İlk seri, altıncı film “Resident Evil: The Final Chapter” ile 2017’de sona erdi.

        “Reboot” olarak adlandırılan “Resident Evil: Welcome to Raccoon City” 24 Kasım 2021’de gösterime girdi. Stüdyonun amacı sıfır kilometreden ikinci bir seri başlatmaktı ama sonuç hayal kırıklığı oldu. “Resident Evil” serisiyle her zaman mesafelerini koruyan eleştirmenlerin düşük notları bir yana, film gişelerde beklenenin çok altında kaldı. Hayranlardan olumsuz tepkiler aldı. Öyle bir hayal kırıklığıydı ki Netflix’te yayınlanması planlanan dizi bile rafa kaldırıldı.

        REKLAM

        Tüm bunların sonucunda stüdyo, yazar ve yönetmen olarak Zach Gregger ile anlaştı. “Barbarian” (2022) ve “Weapons” (2025) ile hem eleştirmenleri hem yeni nesil korku meraklılarını mutlu eden, gişelerde başarılı sonuçlar alan Gregger’in ismi dahi büyük stüdyoların filmin hakları için rekabete girmelerine yetti.

        2026 yapımı yeni “Resident Evil” teknik olarak bir “reboot…” Yani, önceki tüm filmlerden bağımsız şekilde yeni bir hikâye anlatıyor. Cregger’in Shay Hatten ile birlikte yazdığı senaryo, 1998 tarihinde kullanıcılarla buluşan “Resident Evil 2” oyunundaki olaylara paralel bir hikâye etrafında kuruluyor.

        REKLAM

        Bryan (Austin Abrams) adlı medikal kurye, karlı bir kış akşamı teslimat için otomobiliyle Raccoon City’ye doğru yola çıkıyor. Ormanda giderken aniden karşısına çıkan kadına çarpıyor ve daha şehre bile ulaşmadan hızla yayılan virüsün etkileriyle karşılaşıyor.

        Film realist bir karakter dramı gibi açılıyor. İlk sahnede Bryan, telefonda kız arkadaşıyla ikisinin de gelecekteki hayatlarını belirleyecek bir konuşma yapıyor. Halinden tavrından işlerinin pek yolunda gitmediği belli. Kötü bir gün geçiriyor. Hastaneye geldiğinde, hayli önemli teslimatı olmasına rağmen kimse onunla ilgilenmiyor mesela. Pizza getirmiş kurye gibi sipariş sahibini arıyor.

        REKLAM

        Bryan’ın ilk teslimatını yaptığı sekansta ince bir ironi var. Acil serviste gördüğü yaralı bereli hastalar, bir süre sonra yaşayacağı dehşetin yanında nerdeyse hiçbir şey… Ama onlara bakmakta zorlanıyor, başını çeviriyor.

        Tam hastaneden çıkıp eve gidecekken sürpriz teslimat önerisini kabul etmesinin, kendi adına doğru karar olmadığı besbelli. Otomobilinde lastikler için zincir yok ve karlı havada uzak bir yere gitmesi gerekiyor. Teklifi sadece para için mi, yoksa kız arkadaşıyla biraz daha geç yüzleşmek için mi kabul ettiği çok net değil. Kesin olan, yüksek önem taşıyan mavi kutuyu Raccoon City’ye götürmek için yola çıktığında, oyunu bilen seyircilerin, Bryan’ı nelerin beklediğini bilmesi… Hikâye daha en baştan bu trajik ironi üzerine kuruluyor.

        REKLAM

        Otomobiliyle karlı orman yolunda sadece gizemli bir kadına değil, “Resident Evil dünyasına çarpıyor” aslında. Zach Gregger’in çıkış noktası, konuşkan ve nevrotik kuryenin, Raccoon City’de şekillenmeye başlayan “büyük kıyamet resmine” bir yerinden dahil olması…

        Zach Gregger ve Shay Hatten fikri gerçekten iyi geliştiriyor. Bryan’ın yavaş yavaş şehre doğru ilerlemesini, “kıyametin kalbi” olan laboratuvara ulaşmak için elinden geleni yapmasını, bir tür “karanlığa yolculuk” olarak değerlendirmek mümkün… Bryan’ın, hiçbir şey bilmeden başladığı süreçte geldiği son nokta hayli çarpıcı… Ama asıl önemli olan, yolculuğun kendisi… Yaşadığı serüvenler, geçirdiği aşamalar…

        REKLAM

        İşte tam da burada, bir çeşit video oyunu mantığı beliriyor. Bakış açısı kamerasını kullanan video oyunu estetiğinden söz etmiyorum. O başka bir şey… Ki Bryan’ın bakış açısı çekimlerini fazlasıyla kullanıyor Gregger. Ama burada sözünü ettiğim benzerlik, zorluk derecesi yükselen farklı aşamaları ve değişen silahlarıyla Bryan’ın, adeta bir video oyununun hikâyesinin içine düşmesi...

        Resident Evil evrenine dahil olan oyuncular gibi o da hedefine ulaşmaya çalışıyor. Onun hedefi, taşıdığı medikal kargoyu teslim etmek… Şehrin merkezine doğru ilerlemesi, karşısına çıkan tüm engellerden kurtulması ve Umbrella Şirketi’nin 28’nci kattaki laboratuvarına ulaşması gerekiyor. Tüm bu süreçte, silah kullanmak dahil her konuda video oyunları tecrübesinden faydalandığını görüyoruz.

        REKLAM

        Alt metinler konusunda iddialı bir film yok karşımızda. Ama ana karakterin alışageldiğimiz tarzda bir aksiyon kahramanı olmaması ve anaakıma aykırı finali, filmi janrın standart örneklerinden ayırıp farklı bir yere koyuyor.

        Karakter ağırlıklı bir film olduğunu iddia edemem. Bryan’ın kız arkadaşıyla yaşadığı ikilemin biraz klişe olduğu kesin. Bir karakter değişiminden söz etmek mümkün değil. Psikolojik derinlik deseniz, o da yok. Ama bunlar önemli değil. Çünkü Bryan, hikâyeyi geliştiren karakter olarak işlevini yerine getiriyor.

        Gregger onu Hitchcock karakterleri gibi tasarlıyor. Yani, “kendi halindeki adam bir gün aniden büyük bir maceranın içinde buluyor kendini”. Hakkında çok az şey bilsek de onunla empati kuruyor, “Ben olsaydım ne yapardım?” diye düşünüyoruz. Bazen yaptıklarını doğru bulmuyor ama çaresizlik içinde ahlaki açıdan en doğrusunu yapmak için çabaladığını görüyoruz. O yüzden, duygusal olarak kopamadığımız inandırıcı bir karakter... Kaldı ki, belirli bir noktadan sonra teslimatı yapmak için hayatını tehlikeye atmaktan başka çaresi kalmıyor. Hikâye kuryenin hayatta kalma savaşı ile zoraki kahramanlık anlatısı arasında gidip geliyor.

        REKLAM

        Filmin en çok beğendiğim yanı, korku gerilim sahnelerinin büyük bölümünün gayet iyi tasarlanıp çekilmesi oldu. Daha önce belirttiğim gibi Gregger, filmin anlatımını seyircinin Bryan ile özdeşleşmesi üzerinden kuruyor. Kamera birçok sahnede onu izliyor, onun gördüklerini gösteriyor. Korku filmlerinde sıkça gördüğümüz bu anlatım tekniği, Gregger tarafından ustalıkla kullanılıyor.

        Orman yolunda gizemli kadına çarpmasıyla başlayan ve çiftlik evinden çıkıp tekrar Raccoon City’ye doğru yola çıkmasıyla sona eren iki ardışık sekans, Gregger’in yazar ve yönetmen olarak başarısının açık kanıtları…

        Kazadan sonra “vur kaç” suçu işlememek için gösterdiği vicdani çabaya rağmen olayın giderek tuhaf ve tekinsiz hale gelmesi… Karlı gecede yol devriyesi polisi takip ederken yaşadıkları… Yardım istemek için girdiği çiftlikte başına gelenler… Arada telefonla sevgilisine ulaşmaya çalışması… Tüm detaylarıyla çok iyi yazılmış ve çekilmiş sahneler bunlar…

        REKLAM

        Üstelik gerisini getirmeyi de başarıyor. Şehir içinde görece güvenli şekilde otomobilin içinde Umbrella Şirketi’ne doğru giderken yaşanan terslik sonucu mecburen dışarı çıkmak zorunda kalmasıyla start alan sahneler gayet etkili. Mesela “damdan zombi yağıyor” diye özetleyebileceğim sahne…

        Tam da burada, kısaca Türkçe’ye nasıl çevireceğimi bir türlü kestiremediğim, “patlayıp etrafa sıçrayan biyolojik organizmaları göstermeye dayalı korku türü” diye özetleyebileceğim, kendi adıma seyretmekten hiç haz etmediğim “splatter horror”dan söz etmem gerekiyor biraz. Gregger’in önceki iki filmi, korkunun birçok alt türüyle paslaşsa da “splatter horror”ın alanına pek girmiyordu. “Resident Evil” ise nerdeyse damardan “splatter horror” diyebileceğim bir film.

        REKLAM

        Özellikle şehre gelmesiyle birlikte…. Gregger, söz konusu türün “düşen ve parçalanan bedenler”, “patlayıp çevreye dağılan organizmalar” gibi şablonlarını alıp uç noktalara kadar götürüyor ve abartıyı hissettirerek seyirciyi güldürüyor. Birçok sahnede olup bitenlerin aşırı dehşetinin sadece grafik şiddetten ibaret olduğunu düşünüp filme belirli bir mesafe alıyoruz. Gore dediğimiz türün ana prensibi zaten budur… Abartı öyle bir noktaya varır ki gerilmeyi, korkmayı bırakıp sinir boşalması yaşayarak güleriz. “Resident Evil”da böyle çok sahne var.

        Bu da filme etkili bir mizah duygusu ekliyor. Gerilim ve grafik şiddet kadar mizahın da etkili olduğu bir film seyrediyoruz. Hazır yeri gelmişken, test gösterimlerinde seyircilerin kahkahalarla güldüğü sahnelerin çokluğu nedeniyle Gregger’in durumdan rahatsız olup yeni bir montaj yaptığını not edelim. Oyunun fanatik hayranlarını kızdırmamak ve Resident Evil markasını çok sulandırmamak için böyle bir karar alındığını düşünebilirsiniz ama Gregger, son montajı sayesinde filmin daha eğlenceli hale geldiğini söylüyor.

        REKLAM

        Kendi adıma “splatter horror” sahnelerinden ziyade en çok Bryan’ın asma kilitlerle film boyunca sürüp giden sorununa güldüm. Malum, tam bir sinema klişesidir. Elinde silah olan karakterler asma kilitleri vurarak açarlar genelde. Hiçbirisi ıskalamaz ve kilit hemen açılır. Peki gerçek hayatta nasıl olur bu iş? Hele ki silahlarla arası iyi olmayan bir karakter varsa…

        Bir söyleşisinde oyunun hayranı olduğunu ama daha önceki hiçbir sinema uyarlamasını seyretmediğini söyleyen Zach Gregger, filmini video oyununa aşk mektubu olarak tanımlıyor. Hayranlar ne düşünür bilemem ama Gregger’in seriye tam anlamıyla kişisel bir dokunuş getirdiği ve özgün bir iş ortaya koyduğu kesin. Umarım, formüller içinde sıkışıp kalmış diğer seriler de Gregger gibi kendi vizyonunu getirecek yönetmenler bulurlar.

        REKLAM

        Niye daha yüksek bir değerlendirme notu vermediğimi merak edenlere söyleyebileceğim tek şey “splatter horror” türüyle aramın iyi olmaması… Kurmaca bile olsa sinemada çok fazla kan çok fazla şiddet görmeyi sevmiyorum açıkçası.

        6.5/10