“Davet” (The Invite), dünya prömiyerini geçtiğimiz kış Sundance Film Festivali’nde yaptı. Öylesine olumlu tepkiler aldı ki şirketler dağıtım hakkı için aralarında kıyasıya rekabete girdiler.
A24 tarafından ABD’de geniş dağıtıma 10 Temmuz’da sunulan film, düşük bütçesine rağmen gişelerde başarılı oldu. Bağımsız filmlere çok şans verilmeyen yaz sezonunda sadece ABD’de yaptığı hasılatla dahi yapımcılarını ve dağıtımcısını memnun etmesini bildi.
“Davet”, 2020 yapımı Cesc Gay’in yazıp yönettiği İspanyol filmi “Sentimental”ın yeniden çevrimi… Son 6 yılda sırasıyla İtalya, İsviçre, Fransa, Rusya, Çekya, Güney Kore ve Hollanda / Belçika’da başka yeniden çevrimler yapıldığını belirtelim.
Her şeyin kökeninde yine Cesc Gay’in Katalan dilinde yazdığı "Els veïns de dalt" (Yukarıdaki Komşular) adlı tiyatro oyunu var aslında. Söz konusu oyunun Arjantin, Şili, Portekiz, Kolombiya ve Meksika gibi ülkelerde sahnelendiği bilgisini de paylaşalım. Ama diğer ülkelerde yapılan yeniden çevrimlerin, tiyatro oyununu değil, Cesc Gay’in film senaryosunu temel aldığını not etmek gerek. Tıpkı Will McCormack ile Rashida Jones’un ABD’ye uyarladığı “Davet” (The Invite) gibi…
“Davet”, görüntülerle değil ses bandıyla açılıyor. Piyano tuşlarının başında neşe ve mutlulukla vakit geçiren bir çiftin diyaloglarını duyuyoruz önce. Bölük pörçük renk öbekleri ve bulanık ilk resimler perdede belirip kaybolurken çifti tam olarak göremiyoruz.
Sonraki sahne ise San Francisco’da bir konservatuarda müzik hocalığı yapan Joe’nun (Seth Rogen) görüntüsüyle açılıyor. Konser salonunda, öğrencilerinden oluşan caz orkestrasının performansını değerlendirmesi gereken Joe, düşüncelerine dalmış, kaygılı, mutsuz orta yaşlı bir adam olarak çıkıyor karşımıza.
Bisikletiyle şehrin zorlu yokuşlarında pedal çevirip bel ağrısıyla evine vardığında eşi Angela (Olivia Wilde), üst katta oturan komşuların yemeğe geleceğini söylüyor. Davetten habersiz Joe ile davet için hazırlık yapan Angela’nın yaptığı sert tartışmadan, evliliklerinin pek yolunda gitmediği hemen belli oluyor. Israrla davetin iptal edilmesini isteyen Joe, sadece asansörde gördüğü ve kim olduklarını dahi bilmediği komşu çift gelirse, geceleri yatak odasından gelen gürültüler nedeniyle onları uyaracağını söyleyince, tartışma daha da alevlenip uzuyor. Kavga ancak komşuların kapıyı çalmasıyla son buluyor.
İçeri girmeleriyle birlikte Piña (Penélope Cruz) ve Hawk (Edward Norton) ile ilgili dikkatimizi çeken ilk nokta, çift olarak Joe ve Angela’dan çok farklı durmaları… Adeta evliliğin iki farklı aşamasını temsil ediyorlar. Ama hikâye sadece bu zıtlık üzerine kurulmuyor. Hawk ile Pina, her konuda hoşgörülü, anlayışlı ve sakinler… Gerginliğini üstünden atamayan Angela ile huysuzluğunu saklamayan Joe’yu çok iyi idare ediyor; her ikisine de arkadaşça davranıyorlar. Ama Joe huysuzluktan vazgeçmiyor. O yüzden Angela da bir türlü kendini rahat hissedemiyor.
“Davet” uzun süre iki çift arasındaki zıtlık üzerinden, bir durum komedisi gibi ilerliyor. Sonra Hawk ve Pina’nın, Joe ile Angela’yı adeta şok eden dürüst açıklamalarının ardından hikâye bambaşka bir eksene oturuyor. O noktadan sonra, Joe ve Angela tıpkı bizim gibi üst kat komşularının geçmiş hikayelerine kaptırıyorlar kendilerini. İlerleyen bölümlerde, dört karakteri çok farklı duygu durumlarına sürükleyen başka kırılma noktaları yaşanıyor ve film su gibi akıp gidiyor.
Belirli bir noktadan sonra filmin neden bu kadar çok ülkede yeniden çevrimi yapıldığını anlıyorsunuz. Evet, belki herkesin aklına gelebilecek bir çıkış noktası ama fikrin gayet iyi geliştirildiği kesin. Hem ele aldığı temalar hem karakterlerin psikolojisi açısından…
“Davet” nitelikli ve derinlikli bir komedi filmi… Seyirciyi güldürmek için özel çaba sarf etmiyor. Durum komedisinin iyi bir örneği... Komedi, ilk çıktığından beri ideal olmayanın peşindedir genelde. Burada da başta Joe ile Angela’nın çatırdayan evliliği olmak üzere dört karakterin hayatında ideal olmayan o kadar çok şey var ki… Tüm hayatlarını, sorunların üstünü örtmek üzerine kurmuşlar sanki. Film ilerledikçe tüm sorunlar teker teker açığa çıkıyor.
Filmin mizahının en dinamik öğesi, Hawk ile Pina’nın içeri girdikleri andan itibaren hiç çaktırmadan olayların idare ve kontrolünü yavaş yavaş ele almaları... Komedi olarak iyi işlemesinin en önemli nedeni, dram açısından da hiç aksamaması… Joe ile Angela arasındaki çatışmayla yetinmiyor film. Dört karakterin arasındaki ikili, üçlü ve dörtlü çatışmalar giderek zenginleşiyor. Daha önemlisi, finale kadar açığa çıkan geçmiş hikâyelerle birlikte dört karakter giderek derinleşiyor.
Açılış jeneriğinde yapılan Oscar Wilde alıntısının bizi açık şekilde yönlendirdiği gibi “Davet” evlilik ve aşk üzerine bir film… Wilde’ın filmin başında dile getirilen tezi tartışmaya açılıyor ama ele aldığı temalar üzerine yeni bir fikir ve taze bir argüman ürettiğini öne süremem. Ortada öyle bir dert ve iddia yok zaten. O yüzden filmi çok beğendiğimi ve önemsediğimi söyleyemem.
Öte yandan, dört karakterin gece boyunca kendi içlerinde yaşadığı duygusal serüvenlere, iç ve dış çatışmalara kendimizi öyle bir kaptırıyoruz ki, evlilik, aşk ve cinsellik üzerine yeni bir şey söyleyip söylememesi, açıkçası çok dert olmuyor.
Ayrıca “Davet” önermesini sonuna kadar saklıyor. Olayların nereye varacağını ilgiyle izlememiz bir yana, filmin evlilik ve aşk konusunda ne diyeceğini, sözü nereye getireceğini, nasıl bir alt metinle biteceğini finale kadar merak ediyoruz. Kaldı ki, olay örgüsü bire bir aynı gelişse bile farklı ülkelerde gerçekleştirilen yeniden çevrimlerin final sahnelerinin birbirleriyle aynı olmadığını belirtelim. Sözgelimi, “Davet” finali itibarıyla orijinal İspanyol filminden farklı bir yöne sapıyor.
Angela rolünü canlandıran yönetmen Olivia Wilde, çok büyük bölümü apartman dairesinde geçen filmde, klostrofobi duygusundan arındırılmış bir anlatım tutturuyor. Kameranın ve yönetmenin varlığını bize tümüyle unutturuyor. Bizi o evin içine karakterlerin adeta hemen yanı başına yerleştiriyor. Gerektiğinde dört karakterin bakış açısına geçmesi de önemli… Joe ve Angela kuşkusuz daha önde yer alan karakterler ama film bittiğinde Pina ve Hawk hakkında da çok şey öğrenmiş oluyoruz. Açılış ve final sahneleri arasında kurduğu bağ çok önemli… Özetle, Wilde yönetmen olarak kısıtlı mekân sinemasının hakkını veriyor. Paralel kurgu sahneleri dışında montajın varlığını ve plan uzunluklarını hissettirmiyor.
Karakterler arasındaki psikolojik gerilim ve çatışmayı da çok iyi anlatıyor. Tabi bunda, oyunculuklardan büyük destek alıyor. Özellikle kendisini çok iyi yönettiğini söyleyebilirim. Bana sorarsanız, Wilde, baştan sona sinir krizinin eşiğinde dolaşan, patladı patlayacak bir bombayı andıran hassas ve duygusal Angela’da tam bir oyunculuk şovu sergileyerek diğerlerinden biraz daha öne çıkıyor. Onu, karakterini mükemmel şekilde yorumlayan Edward Norton takip ediyor. Canlandırdığı Hawk, diğerlerine oranla göre çok daha sakin, gösterişten uzak, daha gözlemci ve pozitif bir karakter aslında. Yani, oyuncuyu çok öne çıkarmayacak bir rol gibi görünüyor ama Norton karakterin hakkını veriyor. Seth Rogen ve Penelope Cruz da kuşkusuz gayet iyiler. Egoları büyük, güçlü ve baskın karakterleri canlandırıyorlar. Rogen’ın canlandırdığı asabi Joe, kariyeri ve müzik geçmişiyle belki de en çok ilgimizi çeken karakter…
Görüntü yönetmeni Adam Newport-Berra, Kodak 35mm negatif film kullanarak dijitalin keskinliğinden uzak pastel bir ton tutturuyor ve bu, geçmişte çekilmiş bir film izlenimi veriyor “Davet”e. Ayrıca aydınlatmayı daha sahici kılıyor. Filmin başarısında Jade Healy’nin prodüksiyon tasarımının da önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Evdeki her detay, her eşya gerçeklik duygusunu artırıyor; dekor izlenimi vermiyor.