Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Beden, benlik ve kimlik

        Arthur Harari’nin yönettiği “İçimdeki Yabancı” (L’inconnue), geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde yaptı dünya prömiyerini.

        1981 doğumlu Fransız sinemacı Arthur Harari’yi çoğumuz Justine Triet’nin yönettiği Altın Palmiyeli “Bir Düşüşün Anatomisi”nin (Anatomie d’une chute -2023), Oscar ödüllü senaryo yazarlarından biri olarak hatırlıyoruz. Ama yönetmenliği en az yazarlığı kadar eski… İlk uzun filmi “Diamant noir” (Dark Inclusion) 2016, “Onoda” ise 2021’de çıktı seyircilerin karşısına.

        REKLAM

        Harari, üçüncü uzun filmi “İçimdeki Yabancı”nın senaryosunu kardeşi Lucas Harari ve Vincent Poymiro ile birlikte yazdı. Fikir, çizgi romancı Lucas Harari’ye aitti. Hikâyesini birlikte yazdıkları “Le cas David Zimmerman” (David Zimmerman Olayı) adlı resimli roman 2024 yılının kasım ayında yayımlandı. Arthur Harari en başından beri hikâyeyi film olarak da kafasında kuruyordu. “Uyarlamadan ziyade resimli romanın bir uzantısı” olarak görüyordu hayalindeki filmi. Fransa’da yayımlanan Télérama dergisine verdiği röportajda “Kardeşim Lucas'ın çizimleri yerini yavaş yavaş benim kendi imgelerime; ritim ve atmosfere dair sezgilerime bıraktı” diyordu.

        REKLAM

        “İçimdeki Yabancı”, Parisli fotoğraf sanatçısı David Zimmerman’ın (Niels Schneider) gittiği partide karşılaştığı kadınla (Léa Seydoux) kurduğu cinsel ilişkinin ardından başına gelenleri anlatıyor. David, ilişki sonrası kendini bir anda kadının bedeninde buluyor. Kadının Paris’te küçük bir dairede yaşayan Almanya kökenli Eva Helsinger isimli kişi olduğunu anlamakta gecikmiyor. Kendi bedenini bulduğunda ise karşısına çok daha karmaşık durumlar çıkıyor.

        “İçimdeki Yabancı”, Amerikan yapımı “beden değiştirme” (body swap) filmlerinden sadece karanlık, kasvetli ve ağır tonuyla değil, asıl olarak hikâyesiyle ayrılıyor. Komedinin baskın olduğu Hollywood beden değiştirme filmlerinde detektif gibi kendi bedeninin peşine düşenlere çok rastlamayız. Çünkü beden değiştirenler, genellikle iş birliği halindedir. Girdikleri yeni bedenin içinde öğrenecekleri şeyler, hayatla ilgili çıkaracakları dersler vardır. Empati kurmayı öğrenir, bakış açılarını zenginleştirirler. İç aydınlanma tamamlandığında, ahlaki ders alındığında veya karakter değişimi gerçekleştiğinde sorunsuz şekilde yeniden kendi bedenlerine dönerler.

        REKLAM

        “İçimdeki Yabancı”nın hikâye örgüsü ise baştan sona çok farklı… İlk baştan itibaren yoğun bir sıkıntı yaşıyor beden değiştirenler. Kendilerini çıkışsız hissediyorlar. Değişim cinsel ilişkiyle bulaşan veya kasten bulaştırılan bir hastalık gibi çıkıyor karşımıza.

        Bedenden bedene atlayarak kurbanlarını çaresiz bırakan kişi veya varlığın kim olduğu, nereden geldiği sorusu, özellikle başlarda zihnimizi fazlasıyla meşgul ediyor ama film ilerledikçe, Harari çok daha farklı konulara odaklanıyor. Bu açıdan baktığımızda, “İçimdeki Yabancı”nın tavizsiz bir Avrupa sanat sineması örneği olduğunu düşünüyorum. Somut yanıtlar bulmayı veya hikâyeyi bir yere bağlayıp her şeyi açıklamayı değil; tam aksine, zihnimizde beliren soruları çoğaltmayı hedefliyor. Gerçekten böyle bir olay yaşandığında, insanın bu duruma vereceği psikolojik tepkilerin ne olabileceği sorusunun peşine düşüyor. Kimlik, beden ve benlik ilişkilerinin keşfine çıkıyor.

        REKLAM

        Benzer konuyu ele alan Hollywood filmlerinde karakterler, yeni bedenlerinin avantaj ve dezavantajlarına odaklanırlar önce. Alışma devreleri çok uzun sürmez. “İçimdeki Yabancı”da ise böylesi bir deneyimin fiziksel veya biyolojik sonuçlarının ne olabileceği, gerçekte nasıl yaşanabileceği üzerinde duruluyor asıl olarak. Yeni bedene alışma devresi ise nerdeyse hiç bitmiyor. Özellikle ilk anlardaki koku meselesi, dikkat çekici ve gerçekçi geliyor. O yüzden, birçok açıdan “beden korkusu” (body horror) alt türüne giren bir film seyrediyoruz.

        REKLAM

        Her şeyin, tanımadığınız bir insanla flört dahi etmeden cinsel ilişki kurmanız sonucunda başladığını düşündüğümüzde, “İçimdeki Yabancı”, cinsel yolla bulaşan hastalıkları akla getiren bir çıkış noktasına sahip. David’in, Eva’yı partiden birkaç gün önce gördüğünü, fiziksel görünümünden etkilendiğini, hatta onu uzaktan takip ettiğini ve fotoğraflarını çektiğini unutmamak gerekiyor. Çünkü David, fiziksel olarak çok beğendiği, nerdeyse büyülendiği bir kadının bedeninde buluyor kendini. Sahip olmayı istediği beden bir anda onun cehennemi haline geliyor. Erkek bakış açısı tersine dönüyor. David’in kendini Eva olarak aynada gördüğü sahne, Eva’dan en çok uzaklaştığı an aslında. Eva’nın fotoğrafları arzuyu; aynadaki görüntüsü ise nerdeyse arzunun karşı maddesini temsil ediyor. Fragmanlara da alınan rüya, David’in Eva olarak Eva ila karşılaşması, arzunun lanetli döngüsü gibi…

        REKLAM

        Cinsiyet değiştirme teması da bedenin biyolojik değişiminden duyulan rahatsızlık ve korkuyu uç noktalara taşıyor. Harari, cinsiyet değiştirmeyle ortaya çıkan sonuçları, nerdeyse her yönüyle ele alıyor. Bir kadının erkek, bir erkeğin kadın bedeni içine sıkışıp kalmasının nereye varabileceğini sorguluyor.

        “İçimdeki Yabancı” trajik tona sahip, mizah duygusuna yer vermeyen bir film; ama cinsiyet değiştirme temasının vardığı bazı noktalara gülebilir, en azından “Aynı hikâyeden çok iyi komedi çıkabilir” diye düşünebilirsiniz. Evet, karakterler için her şeyin daha da zorlaştığı, ağırlaştığı zor anlar bunlar… Ama bir anda her şeye yabancılaşıp, hikâyenin mizah potansiyeliyle yüzleşmeniz olası...

        REKLAM

        Harari de bunun farkında olduğu için “İçimdeki Yabancı”yı giderek daha trajik noktalara doğru sürüklüyor, mizah duygusuna doğru açılabilecek alanları hemen kapatıyor.

        “İçimdeki Yabancı”, semavi dinlerin ve felsefe tarihinin temel konularından biri olan ruh / beden düalizmini farklı bakış açısıyla getiriyor karşımıza. Karakterler, başkalarının bedenlerinin içinde kendilerini esaret içinde hissediyor; biyolojinin, fizikselliğin sınırları karşısında çaresiz kalıyorlar. İşte tam da bu noktada, David’in başka bir beden üzerinden benliği ve kimliğinin değişmez özüyle karşı karşıya kaldığını söyleyebiliriz.

        REKLAM

        Kurbanların diğer kişinin beyin dahil tüm bedenini devralmaları ama hâlâ kendileri olmaları, filmin üzerine bina edildiği trajik unsuru oluşturuyor. Aile bağları, arkadaşlık, sosyal çevre dahil her şeylerini bir anda kaybediyorlar. Yakınlarının karşısına hafızalarındaki bilgileriyle çıktıklarında, karşılarındaki insanın vereceği tepkileri hesap edemiyorlar.

        “İçimdeki İnsan”, bir insanın artık başka birine ait kendi bedeniyle kurduğu ilişki açısından uç noktalara gitmekten çekinmiyor. Filmdeki karakterler, sadece başka birinin bedeninin içinde olmaktan rahatsızlık duymuyorlar. Kendi bedenlerini karşılarında görmenin, onunla etkileşime geçmenin tecrübesini de yaşıyorlar. David’in, annesi (Valérie Drévill) ile kendi bedenini dışardan seyrettiği sahne, filmin duygusal anlamda zirve anlarından biri…

        REKLAM

        Filmde beden değiştirme karşısında iki karakter, iki farklı tepki veriyor. David, tek başına yaşamanın avantajlarını kullanarak en azından içindeki gerçek kimliğini korumaya çalışıyor. Israrla yerine geçtiği kişiyi arıyor, en azından onu tanımaya çalışıyor. Artık dönecek evi ve parası olmayan Malia (Lilith Grasmug) ise umutsuz şekilde ailesinin sevgi ve şefkatini özlüyor; yeni bedeninden nefret ediyor. Kimliğini, benliğini yeniden inşa edecek bir dayanak bulmaya ve en azından arzulanan bir bedene sahip olmaya çalışıyor.

        Filmi etnik, sınıfsal ve kültürel kimlik değişimi üzerinden de okumak olası. David, Yahudi bir Fransız entelektüel… Eva, gelip geçici işlerde çalışan dar gelirli bir Alman göçmen… Malia ise bir göçmen ailesinin ikinci veya üçüncü kuşağı… Ama ben David’in filmin hemen başında gördüğümüz fotoğraf projesinin, daha ilgiye değer bir çıkış noktası olduğunu düşünüyorum. David, kendisinden önceki iki kuşağın projesini özenle sürdürüyor. Üç kuşağın farklı zamanlarda Paris’in çeşitli bölgelerinde aynı yerden aynı açıyla yaptığı bu çekimler, sadece değişimi belgelemeyi değil, aynı zamanda geçmişi hatırlamayı amaçlıyor. Çünkü şehrin bu sıradan köşeleri yıllar içinde tanınmaz hale geliyorlar. Tıpkı David’in başka bedenin içinde artık tanınmaz hale gelmesi gibi… Kuşkusuz hafıza da önemli bir öğe burada. David bedenini kaybediyor ama geçmişinden kopmuyor. Hafızasını, sanatçı kişiliğini kaybetmiyor. Kimliğinin ve bedeninin ötesinde saf gerçek benliğiyle kala kalıyor. Tüm hikâyeyi, gerçek benliğin arayışı olarak okumak olası…

        REKLAM

        Filmin orijinal adına da metafor olarak bakmak gerek. “L’inconnue”, bilinmeyen, tanınmayan kadın anlamına geliyor ve öncelikle Eva’yı işaret ediyor. Öte yandan, David, kendi bedeninin içinde de başka bir kadınla karşılaşıyor. Ve daha önemlisi, filmin son bölümünde karşı karşıya kaldığı o ikilem, kendi içindeki benliğin de onun için bir bilinmeyen olduğu anlamına geliyor.

        Harari, “İçimdeki Yabancı”da Amerikan beden değiştirme filmlerinin tam aksi yönde giderek, biraz daha soğuk, donuk renkler kullanıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini yapan kardeşi Tom Harari, hiçbir sahnede stilize ve şık bir aydınlatma yapmıyor. Ayrıca bildiğimiz o turistik Paris’ten çok farklı bir şehir dokusu var karşımızda. David nasıl filmin başında kentsel dönüşümle kaybolup giden Paris semtlerinin keşfine çıkıyorsa Harari de aynı şekilde şehrin pek de güzel görünmeyen, kıyıda köşede kalmış mekânlarını tercih ediyor.

        REKLAM

        David’in dairesi, mesleği ve kişiliğini yansıtıyor. Eva ile Malia’nın yaşadıkları yerler ise sosyal ve ekonomik konumlarını… Filmdeki tüm iç mekânlar gerçekçilikleriyle akılda kalıyorlar. David ve Eva’nın evleri, yalnızlıklarını temsil eden mekânlar aynı zamanda… Zaten film biraz da yalnızlık ve toplumdan izole olma üzerine…

        Oyunculuk filmin en güçlü yanlarından biri… Niels Schneider ve Léa Seydoux, aslında iki ayrı karakteri canlandırıyorlar. Schneider önce David, sonra Malai’yi; Seydoux ise sırasıyla Eva ve David’i canlandırıyor. O yüzden her iki oyuncu da zor bir işin altından kalkıyor; çünkü karakterlerini yorumlarken karşı cinsin beden dilini de yakalıyorlar.

        REKLAM

        “İçimdeki Yabancı” herkesin sevebileceği, beğenebileceği filmlerden değil. Hikâyenin gittiği uç noktalar, rahatsız etme potansiyeline sahip. Karakterlerin uç noktalarda çektiği acıların hiç bitmemesi, tam aksine artması, zorlayıcı bir dramatik süreç koyuyor önümüze. Kimlik ve benlik temaları alttan alta gelişiyor ama çaresizlik hiç bitmiyor. Hatta çaresizlik fikri çok baskın hale geliyor ve film, bu açıdan biraz tekrara düşüyor.

        Beni rahatsız eden asıl nokta, filmin çok uzaması oldu. İnternetten buldukları kişi ve onunla yaşadıkları deneyimin, filme ne kattığı tartışma götürür. Araya giren bu yan hikâye ve yeni karakterler, David’in son bölümde karşı karşıya kaldığı ikilemleri geciktirerek tempoyu düşürüyor. Sadece iyi işlenemeyen yeni temalar eklenmiş oluyor filme. Oysa Eva’nın bedenindeki David’in, son bölümde almak zorunda aldığı kararlar, yaşadığı duygusal şoklar daha önemli.

        REKLAM

        “İçimdeki Yabancı”yı zorlu bir sinemasal deneyimden çekinmeyen sinemaseverlere öneririm sadece. Sonuçta, gidenleri çetin ceviz bir film bekliyor.

        7/10