Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Bir filmden çok daha fazlası

        “Coyote Acme’ye Karşı” (Coyote v. Acme), animasyon ile canlı çekimleri birleştiren, Hollywood yapımı bir aile filmi… En önemli özelliği, ABD’de 2026 yazının merak edilen ve konuşulan filmlerinden biri olması… Bunun nedenlerini ve yazının başlığının açıklamasını en sona bırakarak, senaryonun kaynakları ve projenin geliştirilmesinden başlamak istiyorum.

        “Coyote Acme’ye Karşı”, tanıdığımız, bildiğimiz çizgi film karakterlerinin hikâyelerini anlatıyor… O yüzden, filme girmeden önce onlardan söz etmemiz gerek. Özellikle de ana karakteri Wile E. Coyote ve onun yakalamaya çalıştığı Road Runner’dan…

        Her ikisi de Looney Tunes ve Merrie Melodies adıyla bilinen hayali animasyon evreninin popüler simaları arasındalar… Sinema salonlarında ana programdan hemen önce gösterilen kısa çizgi filmler için, efsanevi animasyon yönetmeni Chuck Jones ile yazar Michael Maltese tarafından 1948’de tasarlanıyorlar ve o günden bugüne kadar geliyorlar.

        Wile E. Coyote, bizim çakal demeyi tercih ettiğimiz bir Amerikan kır kurdu… “Koşan guguk kuşu” olarak bilinen Road Runner ise dünyanın en hızlı koşan kanatlısı... Coyote’nin amacı basit ve açık, Road Runner’ı yakalayıp yemek ama bunu bir türlü başaramıyor. Sadece beceriksizlik ve şanssızlıktan değil…

        Coyote, hızlı kuşu yakalayabilmek için Acme şirketinin çeşitli ürünlerini kullanıyor: Roket patenleri, çeşitli bombalar, yaylı ayakkabılar, paraşütler ve dev mıknatıslar… Ama her seferinde bu ürünler bozuk veya hatalı çıkıyor. Bırakın yakalamasına yardım etmesini, engel oluyorlar. Yani, Coyote’nin 1948’den beri sürüp giden başarısızlığında, sadece şanssızlığının değil, bu kusurlu ürünlerin de büyük payı var.

        Filme girmeden önce söz etmemiz gereken bir diğer konu, senaryonun esinlendiği mizah yazısı… 26 Şubat 1990’da The New Yorker Dergisi’nde Ian Frazier imzasıyla yayımlanan "Coyote v. Acme" adlı bir yazı bu… Frazier, yazıyı Wile E. Coyote’nin avukatı Harold Schoff'un mahkemeye sunduğu hayali bir dava dilekçesi olarak tasarlıyor. Dilekçede Wile E. Coyote’nin Acme ürünleri yüzünden tam 85 kez ciddi şekilde yaralandığı belirtiliyor ve kusurlu ürünler tek tek sıralanıyor. Bedensel zararlar, iş gücü kaybı ve psikolojik travma nedeniyle Acme şirketinden tam 38 milyon 750 bin dolar tazminat talep ediliyor. Yayınlandığı günlerde ses getiren ve olumlu tepkiler alan bu dava dilekçesi parodisinin film hakları 1998’de satın alınıyor ama çizgi karakterlerin telifini elinde bulunduran Warner Bros projeye kesinlikle yeşil ışık yakmıyor. Ta ki 2015’de süper kahraman filmleriyle tanınan ünlü yönetmen James Gunn devreye girip Warner Bros’u ikna edene kadar. Filmin hikâyesini yazanlardan biri olan Gunn, Looney Tunes izleyerek birlikte büyüdüğü arkadaşı Jeremy Slater’dan istiyor senaryoyu.

        Artık buradan filmin hikâyesine geçebiliriz: “Coyote Acme’ye Karşı”, insanlarla çizgi film karakterlerinin birlikte yaşadığı bir dünyada geçiyor. Filmin başlarında Coyote ile Road Runner arasındaki ezeli rekabetten peş peşe enstantaneler görüyor ve çakalın her seferinde başarısız olmasına tanık oluyoruz. Coyote reklam panolarında yer alan ilandan etkilenerek Kevin Avery (Will Forte) adlı avukata başvuruyor. Kevin, yanında staj yapan idealist yeğeni Paige’in (Lana Condor) ısrarlarına rağmen davayı kabul etmek istemiyor. Çünkü küçük davalarla uğraşan bir hukuk bürosu olarak Acme gibi büyük bir şirketi karşısına almak istemiyor. Hele ki karşısında Buddy Crane (John Cena) gibi dişli bir şirket avukatı varken… “Sadece tek kusurlu ürün için dava açıp birkaç yüz dolar alır, gerisine karışmam” diyor. Ama büroda çalışan işgüzar çizgi karakter, Coyote’nin getirdiği tüm kusurlu ürünleri delil dosyasına dahil edince şirketin isteği dışında büyük bir tazminat davası kendiliğinden açılmış oluyor.

        Amerikan kır kurdu Wile E. Coyote, seyircilerle buluştuğu ilk kısa filmlerden itibaren alışageldiğimiz tarzda bir kötü karakter değildi. Sadece çok açtı ve doğası gereği, koşan kuşu yakalayıp yemek istiyordu. Zalim ve kibirli bir yırtıcı değildi. Kaldı ki, yol koşucusu kuş, ondan kaçıp kurtulma konusunda hiç zorluk çekmiyordu. Coyote, tehdit edici olmaktan ziyade mağdurdu.

        Filmde de durum farklı değil. Coyote, hileye başvurmadan sportmence yakalamaya çalışıyor avını. Kuş da pek sıkıntıya düşmeden kaçıyor. Zor durumlara düşen hep Coyote aslında… Şanssızlık ve fizik yasaları hariç hep Acme ürünlerine yenik düşüyor. O yüzden ona hiç kızamıyoruz. Adı konmamış “çizgi film anayasasına” göre hiçbir zaman hiçbir koşulda amacına ulaşamayacağını, her seferinde farklı bir bozguna uğrayacağını bildiğimiz için onunla empati kuruyoruz.

        En etkileyici yanı, her yenilgisinden sonra kazanmak için tekrar sahaya çıkması ve her şeyini ortaya koyması oluyor. Bizi çalışkanlığı, disiplini ve azmiyle etkiliyor. Hiç konuşamaması, sadece beden dili ve yanında taşıdığı tabelalarla iletişim kurması, bizi ona daha çok yaklaştırıyor.

        Coyote, kişilik özellikleriyle avukatı Kevin Avery’nin hayatına da dokunuyor. Acme şirketine karşı duruşmaya bile çıkmadan teslim bayrağı çekmek isteyen Kevin, Coyote’nin kararlılığından olumlu yönde etkileniyor. Mesleğine ve hayata bakışı değişiyor. O yüzden film, sadece Coyote’nin azmi değil, aynı zamanda Kevin Avery’nin karakter değişimi üzerine... Kevin’in mali imkanları çok sınırlı hukuk bürosunun Acme’ye karşı verdiği hukuk mücadelesi, semavi dinlerin kutsal metinlerinde yer alan “Davut ile Golyat”ın hikâyesini akla getiriyor hiç kuşkusuz. Genç çoban Davut’un sapan ve taşla Golyat adlı savaşçı devin karşısına çıkmasına benziyor Acme’ye karşı verilen mücadele. Filmde de gönderme yapılıyor zaten bu kadim hikâyeye… Coyote’nin bitmek tükenmek bilmeyen azmi ise Yunan mitolojisindeki Sisyphus’u (Sisifos) düşündürüyor. Kaldı ki, afişlerden birinde Coyote’yi, Sisyphus gibi kayayı tepeye çıkarırken görüyoruz.

        Varoluşçuluk felsefesinin öncü isimlerinden Albert Camus, “Sisyphus Miti” adlı kitabında Sisyphus’un mücadelesinin taşıdığı anlama vurgu yapar. “Coyote v. Acme” filmi de bu mücadeleye saygıyla yaklaşıyor. Öte yandan, Coyote dava açma konusu dahil hedefine öylesine kilitlenmiş bir karakter ki tam olarak ne yaptığının, kime niye örnek olduğunun bilincinde değil.

        Film duygusal olarak işte tam da bu noktada derinleşip değer kazanıyor. Coyote, hedefinin parçası olarak girdiği dava sürecinde hayatında ilk kez eylemlerinin başkalarını nasıl etkilediğini, başkalarının kendisi hakkında neler düşündüğünü keşfediyor. Mahkeme ilerledikçe film duygusal anlamda yeni katmanlar kazanıyor.

        Road Runner’ın da Coyote gibi konuşmaması, sadece “bi bip” diye sesler çıkarması, bu ikiliyi filmdeki diğer çizgi karakterlerden ayrı bir yere koyuyor. Her ikisini ve aralarındaki ezeli rekabeti daha saf ve masum hale getiren bir özellik bu… İnsansı özellikler taşıyan diğer antropomorfik hayvanlardan, sözgelimi Acme’nin yöneticisi horoz Foghorn Leghorn’dan keskin şekilde ayrılıyorlar.

        “Coyote v. Acme” yılın en iyi aile animasyonlarından biri… Sadece çocuklar ve gençlere değil hepimize söyleyeceği şeyleri olan bir film… Aynı zamanda matrak bir mahkeme filmi… Luis Guzman’ın oynadığı yargıcın düştüğü çaresizlikler bir yana, mahkeme sahneleri, “misafir oyuncu” olarak yer alan Looney Tunes karakterlerinin varlığıyla da renkleniyor.

        Başlarına ne gelirse gelsin ister ellerinde bomba patlasın ister silindirin altında yamyassı olsunlar isterse uçaktan düşsünler, çizgi karakterlerin hiçbir şekilde ölmediği eski usul Amerikan animasyon geleneği, hikâyenin önemli bir parçası... Acme şirketi savunmasını bunun üzerine kuruyor mesela. Biz de çocukluğumuzun bir parçası olan bu çizgi dizileri bir kez daha hatırlıyor; animasyon karakterlerin dayanıklıkları ve adı konmayan süper güçlerinin anlamı üzerine yeniden düşünüyoruz.

        Tüm bunlar bir yana, yetişkinlere de seyir keyfi vadeden eğlenceli, komik bir film “Coyote v. Acme…” Ama filmleri orijinal dilinde seyretmek isteyen sinemaseverler açısından çok önemli bir dezavantaja sahip. Film, Türkiye’de sadece Türkçe dublajlı kopyalarıyla gösteriliyor.

        Yıllardır yazar söylerim. Türkçe dublaja karşı değilim. Niye olayım ki? İçinde bulunduğunuz ülkenin koşulları neyi gerektiriyorsa onu yaparsınız. Ayrıca Türkiye’deki seslendirme sanatçıları açısından da güzel bir fırsat bu… Ama “Coyote v. Acme” gibi böylesi önemli filmlerde en azından 2-3 kopyayı altyazılı olarak gösterime girmek, sinemaseverlere gösterdiğiniz saygıdır, şirketiniz adına prestijdir. Onu geçtim, İstanbul gibi kozmopolit bir şehirdeki yabancıları dışlamamaktır. Kararın, gişelerden gelen “Seyirci Türkçe dublaj istiyor” talebiyle açıklandığını biliyorum. Yıllardır hep aynı gerekçe… Ama bu karar nedeniyle “Coyote v. Acme”yi birçok sinemasever dijital platformlara geldiğinde seyredebilecek. Çünkü özellikle oyuncuların canlı ve sesli çekimlerinin olduğu “Coyote v. Acme” gibi filmlerde Türkçe dublaj, altyazı tercih eden seyirciler için aşılması zor bir handikap.

        Gelelim yazının başında sözünü ettiğim konuya. Yani, “Coyote v. Acme”nin 2026 yazının en çok konuşulan filmlerinden biri olmasının nedenine…

        Yapımcı şirket Warner Bros, filmi 70 milyon dolar civarında bir bütçeyle gerçekleştirdi ve seyirci gruplarıyla çeşitli deneme gösterimleri yaptı. Bu gösterimlerde seyircilerden çok olumlu tepkiler almasına karşılık şirketin en üst düzey yöneticisi, filmi gösterime girmeyeceklerini açıkladı. Çünkü filmin başarısız olacağına inanıyorlar ve ekstra bir tanıtım bütçesini israf olarak görüyorlardı. Onun yerine filmi zarar yazarak devletten 30 milyon dolar vergi iadesi aldılar. Daha önce “Batgirl” filmi için yapılmıştı. Ne var ki, ellerinde kesinlikle kötü bir film yoktu. Arkasında yüzlerce insanın el emeği göz nuru vardı… Yönetmen Dave Greene başta olmak üzere projenin babası James Gunn’ın itirazlarını dinlemediler bile. Ama seyirciler ve endüstrinin prestijli isimlerinin “Bir daha Warner Bros’la asla çalışmayız” gibi tepkileri üzerine en azından filmin dağıtım haklarını satmaya karar verdiler. Yani, filmi göstermeye yine yanaşmadılar. “Başarısız olacak, zarar edeceğiz” tezinde ısrar ettiler. Dağıtım hakları için çok yüksek ücretler isteyerek işi yokuşa sürdüler. Sermayenin sanat karşısındaki bu acımasız tavrı, Hollywood’u bir kez daha ayaklandırdı ve sonunda filmin dağıtım hakları 50 milyon dolara Ketchup Entertainment’a devredildi. Ketchup Entertainment’ın, filmin pazarlama stratejisini Warner Bros’un tavrı üzerine kurması ve tanıtıma çok az para ayırması ise kuşkusuz apayrı bir ironiydi.

        Özetle, “Coyote v. Acme” sadece bir film değil. Sermaye ile sinemacılar arasındaki bitmek bilmeyen çatışmanın yansımalarından biri… Eleştirmenlerin beğenmesi bir yana, filmin gişelerde ulaşacağı başarının çok farklı anlamları olacak. O yüzden sadece bir film değil. Ondan çok daha fazlası var karşımızda… Aynı “Davut ve Golyat” hikayesi gibi. Sinemacıların büyük stüdyolara karşı verdiği savaşın bir yansıması…

        7/10