Polonyalı yönetmen Jan Komasa’nın İngiltere’de geçen ve ağırlıklı olarak İngiliz oyuncularla çalıştığı “İyi Çocuk” (Good Boy), dünya prömiyerini 2025’te Toronto Film Festivali’nde yaptı.
İlk filmi “Suicide Room” (2011) ile adını duyuran, 2019 yapımı “Corpus Christi” ile uluslararası film kategorisinde Oscar adayı olan Komasa’nın beşinci uzun konulu filmi “İyi Çocuk”un senaryosu Bartek Bartosik ve Naqqash Khalid’e ait…
Komasa’nın, filmin geri kalanından hayli farklı tarzla çektiği, 5-6 dakikayı geçmeyen ilk sekans, 19 yaşındaki Tommy’yi (Anson Boon) tanıtıyor bize. Mobil el kamerası, yakın planlar ve jump-cut’lar eşliğinde, Tommy’nin kız arkadaşı Gabby (Savannah Steyn) ile eğlenmek için dışarı çıktığı, uyuşturucu ve alkol kullandığı geceden kesik kesik anlar görüyoruz. Sadece agresif tavrına, küfürlü konuşmasına ve toplum içindeki uygunsuz davranışlarına değil, Gabby’ye olan duyarsızlığına da tanık oluyoruz.
İkinci sekans, ilkinin aksine çok sakin tempoda, kafede gerçekleşen bir iş görüşmesiyle açılıyor. Bu sahnenin ardından Chris (Stephen Graham), haftada birkaç gün temizlikçi olarak işe almak istediği Makedonyalı göçmen Katrina’yı (Monika Frajczyk), eşi Kathryn (Andrea Riseborough) ve 10 yaşındaki oğlu Jonathan (Kit Rakusen) ile birlikte yaşadığı Yorkshire’daki büyük kır evine götürüyor.
Chris, Katrina’ya evi gezdirirken bodrum katında aniden Tommy çıkıyor karşılarına. Zincire vurulmuş halde… Onu o halde gören ve bunun kendisinden saklanmadığını fark eden Katrina evi hemen terk etmek istiyor ama Chris, kabalıktan uzak bir serinkanlılıkla, işi kabul etmezse onu ülkeden attırabileceğini söylüyor ve gizlilik sözleşmesi imzalatıyor.
Tommy’nin zincirli esaretine, eve ilk kez giren bir yabancının bakış açısından tanık olmamız, kuşkusuz anlamlı tercih… Evde yaşayan aileyi de onun gözünden tanıyoruz. Ailedeki delilik veya anormalliğin dünyasına onunla birlikte giriyoruz. Sonraki sahnelerde, Katrina “sessiz temizlikçi” olarak hikâyenin arka planına geçiyor. Tommy’nin evdeki varlığını sorgulamıyor, onunla iletişim kurmuyor ve sadece işini yapıyor.
Bizse onun aksine birçok şeyi merak ediyor ve zihnimizdeki sorulara yanıt arıyoruz. Öncelikle, Chris ve Kathryn’in böylesi sapkın ve akıl dışı bir iyileştirme fikrine nereden kapıldığını çözmeye çalışıyoruz haliyle. Çok ağır bir travmayı henüz atlatamamış gibi duran Kathryn’in neden o denli üzgün olduğunu sorguluyoruz. Tommy’nin 19 yaşında neden o kadar öfkeli, agresif, acımasız birine dönüştüğü sorusunu da unutmayalım. En çok da nasıl bir aileden geldiğini merak ediyoruz.
Aklımızı kurcalayan başka bir soru, ailede ara sıra sözü edilen gizemli çocuk veya gencin başına neler geldiği ve kim olduğu… Hatta, onun bulmacanın eksik parçası olduğunu, onun öyküsüyle her şeyin netleşeceğini düşünüyoruz. Özetle, birçok başka filmde olduğu gibi karakterlerin geçmiş hikâyelerinin ortaya çıkacağını ve sorularımıza yanıtlar bulacağımızı umuyoruz. Ama film geçmiş hikâyeler ve yanıtlarla ilgilenmiyor. Final ise adeta yeni bir hikâyenin başlangıcı gibi… Öyle ki, film olduğunu bilmeden izlemeye başlasanız, dizi zanneder, finali epizot sonu gibi düşünebilirsiniz.
“İyi Çocuk” her şeyiyle bir Avrupa sanat sineması filmi… Neden – sonuç ilişkileri ve ailenin geçmiş hikâyesi, hayal gücümüze bırakılıyor. Evde eskiden yaşayan çocuk veya genç, tam bir denklem olarak konuluyor önümüze… Çözmek için elde veriler ve bazı güçlü olasılıklar var ama kesin cevap yok. Film yanıtlar değil sorular üzerine kurulu… Bizi önyargılarımızla yüzleştiren bazı yanıtlar da var. Önyargılarımızla uyuşmadığı için filmden nefret etmemiz veya daha çok ilgi duymamız mümkün…
“İyi Çocuk” neden – sonuç ilişkilerini analiz etmeye niyetlenen bir film değil. Geliştirmeye çalıştırdığı bir tezi, ahlaki bir mesajı yok. İçimizi rahatlatmayı hedeflemiyor. Asıl olarak, karakterler arasındaki etkileşim süreci üzerine bir film seyrediyoruz. O etkileşim sürecinin nereye varacağı her şeyden daha çok ilgimizi çekiyor. Senaryonun en parlak yanlarından birisi bu…
Film, sadece Chris ve Kathryn’in zincirli aile terapisinin Tommy üzerindeki etkileri üzerine kurulu değil. Tommy de ilk şoku atlattıktan ve evdeki esaretine alıştıktan sonra aile bireylerini dolaylı veya dolaysız olarak etkiliyor.
Her iki tarafın da normal olmadığı ortada… Chris ve Kathryn sadece yargısız infaza inanmıyorlar. Tüm içtenlikleriyle Tommy için en doğrusunu yaptıklarından eminler. İlk başlarda Kathryn’i daha pasif görüyor; onun da kurban veya mağdur olduğunu sanıyoruz. Ama sırf merak ettiği için sigara içen oğluna verdiği ceza, Kathryn’in kişiliği hakkında daha çok bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Anlıyoruz ki cezalandırmanın her şeyi çözebileceğine inanıyor.
Tommy ise psikopat olmanın sınırlarında gezinen bir sosyopat gibi görünüyor. Sosyal medya videolarında yaptıklarına tanık olunca sokaklarda gezinmesinden endişe duyacağınız, çevrenizde bulunmasını istemeyeceğiniz bir karakter… Yaptıklarından dolayı uyarılması, durdurulması gerektiğini düşünüyorsunuz ama zincire vurularak değil elbette.
Özetle, acil olarak psikiyatrist karşısına çıkması gereken üç karakter, bir evin içinde birbirlerini iyileştirmeye çalışıyorlar. Üstelik üçü de farklı şekillerde şiddete inanan, şiddetten fayda uman karakterler… Teorik olarak birbirlerine hiç iyi gelmemeleri gerekiyor ama film kafamızda beliren bu tür teoriler ve önyargılarla değil, etkileşim sürecinde ortaya çıkan durumlar ve duygularla ilgileniyor.
Filmin öne çıkan temalarından biri aile… Sapkın veya psikopat olsalar dahi aile birliğine inanırlarsa neler olacağı sorusu, filmin en can alıcı noktalarından biri… Çünkü Tommy’yi sadece zincirlemiyor, onu aile sıcaklığıyla sarıp sarmalamaya gayret ediyor, ailenin parçası yapmaya çalışıyorlar. Ona okuması için kitaplar veriyor, gerçek ve içten bir ilgi gösteriyorlar.
İdeal, normal ve sağlıklı olmaktan ne kadar uzak olursa olsun aile içerdiği bağlılık, aidiyet, koşulsuz sevgi gibi değerlerle üçü için de bir tür sığınak aslında. Marazi ve tekinsiz bir sığınak elbette…
İşte tam da bu noktalarda yazının başında sözünü ettiğim o yanıtlanamayan soruların çok önemi kalmıyor. Çünkü anlıyorsunuz ki film, özünde aile olmanın neyi, ne kadar değiştirebileceği üzerine…
Kaldı ki, bu süreç filmin asıl sorusunu ortaya koyuyor. Yani, tüm bu çabaların Tommy üzerindeki etkilerini merak ediyoruz asıl olarak. İçinde neler olup bittiğini, duygularını ve gerçek düşüncelerini… Filmin son bölümü bu soruya yanıt veriyor ama o yanıt zihnimizde yeni sorulara yol açıyor. Final, “İyi Çocuk”u pek de beklemediğimiz bir yere taşıyor. O noktada belli ki yönetmen Jan Komasa’nın asıl isteği, seyircilerin hikâyenin geldiği noktayı tartışmaya başlaması…
“İyi Çocuk”, hikâyesi ve özellikle finaliyle aklımdan çıkmayacak bir film oldu. Sadece senaryosu ve yönetmenliğini değil, oyuncuları da tek tek çok beğendim. Çünkü oyuncular filmde bize açık açık anlatılmayan geçmiş hikâyeyi duygularıyla derinden hissettirmeyi başarıyorlar. Dolayısıyla, oyunculuk çok güçlü bir anlatım enstrümanına dönüşüyor.
Sözgelimi, Kathryn büyük olasılıkla yaşadığı evlat acısının, geçmişteki hataların acısını çeken, kendi hatalarıyla yüzleşemeyen bir anne… Tommy ile birlikte hayata bağlanmaya çalışıyor. Eşi Chris’in Tommy’yi eve getirmesinin asıl nedeninin Kathryn’i, kendini gömdüğü simgesel mezardan çıkarmak olduğu belli… Kathryn, ilk gördüğümüzde yüzü bembeyaz, yaşam enerjisi taşımayan biri ama zamanla yüzüne renk geldiğini, değiştiğini seziyoruz. Andrea Riseborough’nun yorumu duyarlı ve çok nitelikli…
Tommy’yi zincirleyen sapkın karakter olarak karşımıza çıkmasına rağmen Chris’in, kötü, karanlık ve marazi yanlarıyla değil tam tersine şefkatli, anlayışlı özellikleriyle işlenen bir karakter olması, senaryonun parlak yanlarından biri… Elinden geldiği kadar ve kendi inandığı şekilde iyi baba, iyi eş olmaya gayret ediyor Chris. Karşılıklı güven onun için önemli ve şiddetin değil, sevginin her şeyi çözeceğine inanıyor. Stephem Graham de Chris karakterine katmanlar ekleyen harika bir performans çıkarıyor.
Genç oyuncu Anson Boon’un Tommy yorumu için de aynı övgüleri yapabilirim. Karakterin derinlerine gömdüğü kırılganlığı, hassasiyeti son derece ölçülü bir oyunla yansıtıyor bize. Tommy gerçekten filmin en zor rolü… İçindeki öfkeyi, marazi ve karanlık yanları abartılı şekilde dışarı yansıtmayı seven Tommy’nin derinlerinde çok daha farklı biri var. Anson Boon, sadece karakter değişimini değil yaşadığı duyguları da ölçülü bir oyunla veriyor. Katrina veya Rina’daki Polonyalı aktris Monika Frajczyk’i de unutmayalım. (BeinConnect)