“Diğer Anne” (Other Mommy) filmi, “Kafes” (Bird Box - 2014) ile tanınan korku romanları yazarı Josh Malerman'ın 2024 yılında yayımlanan "Incidents Around the House" (Evdeki Tuhaf Olaylar) isimli kitabından sinemaya uyarlandı. Kitap, aldığı olumlu eleştirilerin ve gösterdiği satış başarısının yanı sıra korku edebiyatının Oscar'ı sayılan 2024 Bram Stoker Ödülleri'nde En İyi Roman dalında aday gösterildi. Bilimkurgu, fantastik ve korku türlerinin saygın ödüllerinden 2025 Locus Ödülleri'nde ise En İyi Korku Romanı kategorisinde finalist oldu.
Başarılı romanın film uyarlaması da gecikmedi. Senaryosunu Nathan Elston’ın yazdığı, Rob Savage’ın yönettiği ve başrolünde Jessica Chastain’in oynadığı “Diğer Anne”, Türkiye dahil birçok ülkede 9 Ekim’de gösterime girdi.
Film, herkesin Bela (Arabella Olivia Clark) diye hitap ettiği 7 yaşındaki Isabela Martin ve ebeveynlerinin doğaüstü bir varlıkla yaşadığı deneyimler üzerine kurulu… Dans etmeyi seven Bela yeni okuluna alışmaya çalışırken annesi (Jessica Chastian) ve babasının (Jay Duplass) giderek birbirlerinden uzaklaştığını üzülerek gözlemleyen yalnız bir kız çocuğu… Uzun süredir işsiz olan babası onun her şeyiyle ilgilenen bir ev erkeği durumunda… Annesi ise kariyerini her şeyin üstüne koyan bir beyaz yakalı… Filmin ilk sahnelerinde Bela’nın, annesi gibi göründüğü için Diğer Anne olarak adlandırdığı doğaüstü varlıkla bir süredir temas halinde olduğunu görüyoruz. İlk başlarda Bela, ona eğlenceli bir oyun arkadaşı, alternatif anne gibi bakıyor ama olayın giderek tehlikeli bir yere gittiğini fark etmekte gecikmiyor. Çünkü Diğer Anne, ısrarla kalbine girmek için Bela’dan izin istiyor.
“Diğer Anne”de kötü ruhların insanları ele geçirmeye çalıştığı benzer filmlerdeki klişelerin hepsi var. Hem de fazlasıyla… Ama hikâye örgüsü açısından formüllerin dışında bir film…
Sözgelimi, böyle filmlerde iblisler varlıklarını yavaş yavaş hissettirir, güçlerini öyle hemen belli etmez veya film ilerledikçe kuvvetlenirler. Burada ise filmin ilk bölümünden itibaren ortamlara bodoslama dalıp güç gösterisi yapan bir ruh var…
Normalde, iblisler gizemli olur. Bazen filmin sonuna kadar gerçek amaçlarını veya gizli hedeflerini insanlardan saklarlar. “Diğer Anne”de ise en baştan her şey çok net… Bela’nın kalbini ele geçirip insan olmak istiyor.
İblisler, kötü ruhlar veya hayaletler genelde belirli bir mekâna bağlıdır. Burada mekâna değil Bela’ya bağlı bir iblis var karşımızda. O nereye gidiyorsa takip ediyor. Kuşkusuz yeni bir fikir değil. “İblisimizin” farkı, birçok kötü ruhun aksine güpegündüz ortaya çıkması, kalabalık yerlerde harekete geçmesi... Çünkü normalde, iblisler kalabalık yerleri, gündüz vakti dış mekânları pek tercih etmezler. Ayrıca, varlıklarını öyle herkese belli etmezler. Daha önemlisi, fiziksel dünyayı etkileyebildiklerini cümle aleme belli etmek için acele etmezler. Öncelikle kendilerine meydan okuyanlara gösterirler güçlerini. Dikkat çekmek istemezler. Ele geçirmek istedikleri insanın başkaları tarafından ruh hastası, dengesiz veya psikopat görünmesini tercih ederler. Çünkü sinsidirler; karda yürüyüp izini belli etmeyen varlıklardır bunlar. Buradaki “arkadaş” ise gerçekten çok başka biri… Çok gösterişçi ve kibirli. Varlığını belli etmekten hiç kaçınmıyor, her yere izini bırakıyor.
İblislerin yazılmamış kurallarına uymuyor. Bir alışveriş merkezinin restoranında, top havuzunda ve otoparkta güç gösterisi yapmaktan; ülke çapında haber olacak işlere girmekten hiç çekinmiyor. Özetle çok farklı bir iblis var karşımızda.
Açıkçası, filmin lehine işleyen “yenilikler” veya parlak buluşlar değil bunlar… Tam aksine, daha en baştan iblisin gizemini yok ederek hikâyenin tadını kaçırıyor.
Bir kötü ruh hikâyesine yenilikler getirmenizde, formatı değiştirmenizde, elbette hiçbir sorun yok ama bir süre sonra hikâye örgüsünün ilgiye değer yanı kalmayınca o yeniliklerin önemi kalmıyor.
İblisin her an her yerde her şeyi yapabilmesi, sınırlarının olmaması, korku gerilimin ölçüsü ve tadını kaçırıyor. Korkutmaktan ziyade şaşırtıyor. 7 yaşındaki bir kız çocuğunu kandırmak için neden bu kadar çok gürültü çıkardığını pek anlayamıyor, dolayısıyla stratejisini ve zekâsını sorguluyoruz. Çünkü eylemleri saçma ve gereksiz duruyor. O zaman film sizi korkutmaktan uzaklaşıyor. Öyle ki, gerilim hissi bile kayboluyor. Öte yandan, iblisin ölçüsüz öfkesi karşısında Bela’nın psikolojik dayanıklılığı da filmin sahiciliğine darbe vuruyor.
Böyle filmlerde “uzmanlar” karşımıza çıktıklarında kötücül varlığın nasıl yenilgiye uğratılacağına dair fikirleriyle hikâyeyi zenginleştirir, iblisin gücünün sınırlarını sorgularlar. “Diğer Anne”de, büyükanne Ruth’un (Karen Allen) dahil olduğu “uzmanlar iblise karşı” sahnesinde önce umutlanıyoruz farklı şeyler olacak diye… Ama korkutucu ve ürpertici olmaktan çıkan bir iblis şovuna tanıklık ediyoruz yine.
Malum, her iblisin zayıf bir yanı vardır. Bela’ya musallat olan iblisin de var. Biz bunu “yumruk sahnesinde” diğer karakterlerden daha önce öğreniyoruz ama hikâyenin lehine gelişen bir bilgi olmuyor. Bela izin vermeden hedefine ulaşamayacağını zaten en baştan biliyoruz. Olayın nereye doğru gideceğini, Diğer Anne’nin nasıl köşeye sıkıştırılacağını tahmin etmek çok zor değil.
Besbelli bir aile meselesi var ortada. Sorunun çözümünün de aileyle ilgili olacağı açık.
Evet, çekirdek ailenin çöküşüne dair bir alt metin var. Bela’nın asıl sorunu, anne ve babasının birbirinden kopması… Diğer Anne de Bela’nın ruhunda açılan bu gedikten sızmak istiyor. Çocuğunu ihmal eden hırslı ve kariyerist anneye karşı duyarlı, anlayışlı, hoşgörülü bir baba var karşımızda… Bela’nın niyeti aileyi ayakta tutmak, Diğer Anne’nin derdi ise aileyi dağıtarak Bela’yı yanına çekmek… En baştan itibaren, annesi ve babasıyla ilgili olumsuz şeyler söylüyor, aile içindeki yalanlardan söz ediyor. Bela’nın da hissettiği ama adını koyamadığı duygular bunlar. Filmin ilk sahnelerinde, annesiyle aynı fizikte karşısına çıkan doğaüstü varlığın, Bela’nın bilinçdışını yansıttığına dair bir fikir beliriyor zihnimizde. Ama film bilinçdışı anlatısı olarak gelişmiyor.
Sadece özetini okuyup anlatı yapısına baktığınızda dahi romanın doğru şekilde ele alınmadığını hissediyorsunuz. Romanda olup bitenler tamamen 8 yaşındaki Bela'nın zihninden anlatılıyor ve bu, neyin gerçek neyin hayal olduğunu çözemediği klostrofobik bir çaresizliğe dönüşüyor. Yani, filmde hiç olmayan bir yaklaşım… Yönetmen Rob Savage geleneksel “üçüncü şahıs kamera” anlatımı seçtiği için kitabın en güçlü yanı, yani "çocuğun gözünden anlatımın” getirdiği avantajlar tümden kayboluyor. Kaldı ki, birçok okur romandaki psikolojik derinliğin filmde ıskalandığını, “Diğer Anne”nin standart bir cin/iblis hikâyesine dönüştüğünü savunuyor.
Kitapta Diğer Anne, kuş benzeri uzuvları, çürük kokusu ve sürekli bozulan yüz hatlarıyla canavarsı bir varlık olarak tasvir ediliyor. Filmde ise Jessica Chastain'in canlandırdığı Diğer Anne’nin, son dönem korku filmlerinde popüler olan, “boynu uzayan, kemikleri ters dönen, eklemleri bükülen” bir dijital canavara dönüştürüldüğünü görüyorsunuz.
“Diğer Anne”de yönetmen Rob Savage bizi “jump scare” dediğimiz tarzda, koltuğumuzdan sıçratmayı amaçlayan sesler ve hareketlerle korkutmayı amaçlıyor. Bir korku filminde çok fazla kullanılmaması gerektiğine inandığım bir teknik... Çünkü fazlası seyircide bağışıklık oluşturur. Burada da öyle oluyor.
Kuşkusuz iyi sahneler var. Özellikle de filmin ilk bölümünde… Rob Savage’ın gündüz vakti, aydınlık ortamlarda çektiği korku gerilim sahneleri arasında kuşkusuz en iyisi, top havuzu sahnesi…
Karakterlerin ve aralarındaki meselenin kötü yazıldığını söyleyemem. Belki ortada sağlam bir aile dramı yok ama romandan gelen psikolojik derinliğin, en azından karakterler arası ilişkiyi ayakta tuttuğunu söyleyebilirim. Başrollerdeki üç oyuncu da ellerinden geleni yapıyorlar. En iyisi, “Diğer Anne”yi korku türünün hayranlarına emanet edip aradan çekilmek… Belki benim aksime sever ve önemserler.