Zeynep Güneş'in uğradığı hakaret, Tek Parti devrinin ceberutluklarını devam ettirebilme hevesidir!
Sözü hiç uzatmadan söyleyeyim: Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’in uğradığı hakaret, halkın Tek Parti döneminde giyim-kuşam konusunda mâruz kaldığı ve bazı işgüzarların bir türlü ders alamamaları yüzünden hâlâ son bulmayan ceberutlukların devam ettirilme çabasıdır!
Türkiye’de devlet, 19 asrın ilk çeyreğinden itibaren milletin giyim kuşamı ile uğraşmış ve bu uğraşma cumhuriyetin ilk senelerinde zirveye çıkmıştı.
Kıyafet devriminin temellerini İkinci Mahmud atmıştı. 1826’da yeniçeri ocağını kaldırmasının ardından inkılâplara girişmiş, devlet görevlileri ve askerler geleneksel giysileri olan türlü türlü entariler yerine batıdan uyarlanan bir çeşit ceket ile daracık pantolonlar giymeye mecbur tutulmuşlar, hükümdar inkılâbı sopa zoru ile yapmıştı! Sonraki senelerde İttihat ve Terakki’nin önemli isimlerinden olan Cemal Paşa, 31 Mart hadisesinin ardından Üsküdar Muhafızlığı’na tayin edildiği zaman erkeklerin entari ile sokağa çıkmalarını ve kahvehanelere böyle gitmelerini yasaklamış, bu yasak üzerine destanlar yazılıp şarkılar bestelenmişti. Enver Paşa da, Birinci Dünya Savaşı yıllarında hanımların etek boylarını dert edinmiş ve topuk üzerindeki etekleri emir vererek yere kadar uzattırmıştı.
Devlet, kılık kıyafet ile en yoğun şekilde cumhuriyetin ilk senelerinde yapılan devrimler sırasında uğraşacaktı... Bugün sağcı ve muhafazakâr olarak bilinen Peyami Safa bile, o senelerde kadınlarımızın giyimini tavuğa benzetip “Türk kadını yarı tavuk, yarı insan halinden çıkacaktı” diye yazmakta idi!
Tek Parti döneminde giyim konusunda sadece erkekler için yasaklamalar getirildi; meselâ erkekler şapka kullanmaya mecbur tutuldular ve bazı elbiselere artık izin verilmedi ama hanımlar için herhangi bir resmî yasaklama olmadı.
Resmiyette değil ama uygulamada kadınlara da birçok yasak getirildi ve bu yasakların başında çarşafı menetmek, hattâ bazen bunun için bazen güç kullanılması geliyordu...
Arşivlerimizde yasaklar ile ilgili dünya kadar belge vardır; bu konuda akademik çalışmalar da yapılmıştır, meselâ Prof. Dr. Önder Duman, Turkish Studies’de 2018 Yayınladığı “İktidar ve Beden: Cumhuriyet Döneminde Çukurova ve Çevresinde Şalvar Yasağı” başlıklı makalesinde Adana ve çevresinde vatandaşa yaşatılan zorlukları belgelere dayanarak anlatır.
Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’in uğradığı hakaret, işte bu Tek Parti zihniyetinin devamıdır... Devlet, bürokrasi ve hattâ kraldan fazla kralcı olan işgüzarlar yüz küsur seneden buyana kadınların giyim kuşamı ile uğraşmış, tasvip etmedikleri biçimde giyinen hanımlara hakaretler yağdırmış, hattâ giyilmesini istedikleri elbiseleri bile paralamışlardır.
Bugün burada, arşivlerimizde yeralan üç adet belge yayınlıyorum...
Belgeler 1934 tarihli ve ilk ikisi o dönemde Aydın Valisi olan Fevzi Toker’in halka dağıttığı duyurular... Vali Bey, Ege bölgesindeki kadınların o dönemde tarlada çalışırlarken yahut sokağa çıktıkları zaman giydikleri “peştamal”ın Cumhuriyet dönemindeki inkılâplar Türkiyesi’nde yeri bulunmadığını söylüyor; “geri” ve “çirkin” olan bu kıyafet ile sokağa çıkmanın “iğrenç bir şey” olduğunu iddia ediyor ve halkı giymekte ısrar ettikleri takdirde peştemalları yırtmakla tehdit ediyor!
Yayınladığım son belge, Aydın’da dokumacılık yapan Kuruzade Ahmet Şevki’nin 24 Nisan 1934’te Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği ve o dönem için cesaret örneği olan bir mektup.
Ahmet Şevki mektubunda kadınların peştemal ile başörtüsünü “köhne adetleri devam ettirmek” maksadıyla değil “mecburiyetten dolayı” kullandıklarını; yazın toz, kışın da yağmur ve çamur içerisinde rençberlik ederken manto giyilmesinin mümkün olmadığını, zaten manto olacak paralarının da bulunmadığını ifade ediyor; valinin duyurularının memlekette yeni başlayan dokumacılık işi ile uğraşanların heveslerini kırarak ithal mal kullanımını teşvik etmekten başka bir işe yaramadığını söylüyor.
Mektubu yazan dokumacı Ahmet Şevki, daha sonra Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben “Yüzümüz kapalı değildir. Bizim yüzümüzün aklığı ve alnımızın açıklığı, öteden beri olduğu gibi istiklâl mücadelesinde dahi cihana gösterdiğimiz tarihle sabittir ve bize yüzü kapalı demek ayıptır” deme cesaretini de gösteriyor.
Ahmet Şevki’nin bu yazdıkları ile Zeynep Güneş’in “Bir anne evlâdının tesellisine kalmamalı. Benim oğlumun arayıp da ‘Anne bunlara üzülme’ demesi insanı üzüyor. Benim teselli etmem gereken çocuk, beni teselli ediyor” demesi arasında içtenlik bakımından hiç fark yoktur!
Yazının girişinde de söyledim: Malûm partinin zihniyetini temsil eden böyle ceberutluklar ve zorbalıklar maalesef bir türlü bitmek bilmiyor, hâlâ devam ediyor!
- İran'ı Şia itikadını ve Türkler'in yönetimdeki rolünü gözönüne almadan değerlendiremeyiz27 dakika önce
- Süleyman Şah'ı asıl yerine, yani Caber Kalesi'ne nakletmenin zamanı artık geldi!1 hafta önce
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!1 ay önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!1 ay önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği2 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce