Sosyal medyanın yaratıcılığa açık ve daha eğlenceli olduğu yıllarda, 2011’de New York ve Londra finans piyasasını karıştıran bir hesap açıldı. @GSElevator adlı hesap Amerika’nın en önemli yatırım bankalarından biri olan Goldman Sachs’ın içinden bildiriyordu. Hesapta asansörde konuşulduğu iddia edilen “Evsiz insanlara yardım etmem çünkü vicdanım başarısızlığı ödüllendirmeme izin vermez,” veya “Çöp öğütücüm dünyanın yüzde 98’inden daha iyi besleniyor,” gibi cümlelerle finans dünyasının parlak çocuklarıın kendi aralarında neler konuştuğu ifşa ediliyordu.
2014’e gelindiğinde @GSElevator’ın 600 bin takipçisi, yüzbinlerle ölçülen bir kitap anlaşması ve başrolünde Zac Efron’un oynaması planlanan bir sinema filmi uyarlaması vardı. Hem Goldman Sachs hem de Citi Group kendi içlerinde asansör köstebeğinin kim olduğunu ortaya çıkarmak için soruşturma başlattı.
Sonuçta John LeFevre’in hiçbir zaman Goldman Sachs’ta çalışmadığı, asansöre bile binmediği ortaya çıktı. Bir ara bankadan teklifi almıştı, evet, ama sözleşmesindeki bir maddeden dolayı işe başlayamamıştı. LeFevre parodi hesabını New York Times’a savunurken kendisinin GS çalışanı olabileceğine inananlarla da dalga geçiyordu. Amacı finans dünyasının tamamını ifşa etmekti. Zaten bu dünyaya da yabancı değildi. Geçmişte Citigroup ve Solomon Brothers’da çalışmıştı.
Dün Golman Sachs asansöründen Mehmet Şimşek indi. Gerçi, dürüst olmam gerekirse, Şimşek asansöre bile binmemiş olabilir. Çünkü Hazine ve Maliye Bakanı’nı ben sadece lobideki toplantı salonunda gördüm. Ondan önce de bankada sabah yatırımcılarla kahvaltılı toplantı yaptı. Saat 10:00’da ise toplantı salonunda Türk ve yabancı iş dünyası az sayıda basın mensubunun karşısındaydı. Ve bir rock star gibi karşılandı.
Tıpkı Goldman Sachs asansöründe konuşulanlar gibi bu toplantıda da belli ölçüde bir gizlilik perdesi var. 200 West Street’in lobisinde kaynaşan iş dünyası ve gazeteciler toplantı başlayınca ayrı salonlara alındı; medya balkondan izledi. Balkonda gazeteciler kendi aralarında toplantının nasıl haber yapılacağını tartışırken alt kattan gelen bir telefon “Chatham House kuralları geçerli,” dedi.
Chatham House kuralları uygulandığında içeride konuşulanlara atıf yapılabiliyor, konulardan bahsediliyor ama kimin ne söylediği ya da tam demeç alıntılanamıyor. Kuralların amacı salonda samimi ve net bir tartışma ortamını sağlamak. Mehmet Şimşek’in de bu sayede bugüne kadar herhangi bir Türk siyasetçide görmediğim bir dürüstlük ve açıksözlülükle konuşma yaptı, gelen direkt soruları da hiç lafı gevelemeden yanıtladı.
İki ayrı mahalleden ev sahipleri
Mehmet Şimşek’in Türk ve yabancı iş insanlarıyla buluşması Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türk Amerikan İş Konyesi’nin (TAİK) ortak organizasyonuyla Goldman Sachs’ta gerçekleşti. Başında Mehmet Ali Yalçındağ’ın olduğu TAİK’in düzenlediği 12. yatırım konferansı bu. Çok kısa bir konuşma yapan Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve daha sonra da Mehmet Şimşek’i Yalçındağ takdim etti.
Uzun yıllar Doğan Medya Grubu’nu yöneten Yalçındağ aile medyadan çekildiğinden beri tüm enerjisini Türkiye’yle Amerika arasında bozalan ilişkileri onarmaya harcıyor. Bu konuda epey yol aldı. Yalçındağ’ın geçmişte yaptığı bir yatırımdan dolayı ABD nezdinde bir ayrıcalığı da var: İstanbul’daki Trump Tower’ın açılışından beri süren Donald Trump’la arkadaş. Gerçi Trump’ın ilk döneminde Türkiye-ABD ilişkileri tarihin en dip noktasına ulaşmıştı, ama bunda ABD’deki iç politikaya Türkiye’nin kurban edilmesinin de rolü vardı. Şimdi ikinci Trump devri yaklaşır ve Türkiye bir kez daha Batı’yla ilişkileri düzeltmeye çalışırken bu gibi toplantıların önemi büyük.
Mehmet Şimşek’in bu konferansta konuşmacı olmasının nedeni de seçimden sonra başlayan açılımla yeniden yabancı yatırımcıları ülkeye davet etmekti.
Diğer ev sahibi ise DEİK başkanı Nail Olpak’tı ve onunla ilk kez tanıştım. Medya geçmişi olan Yalçındağ ne kadar Beyaz Türkiye’ye yakınsa eski MÜSİAD başkanı Olpak da tam karşı mahalleden. İTÜ mezunu bir mühendis; Türk siyasetine bir dönem damgasını vuran mühendisler kuşağının son temsilcilerinden biri. DEİK’in de başında olduğuna göre bu mühendislerin Türk siyasetindeki rolünün hala azalmadığı söylenebilir.
Olpak’ın akıcı İngilizcesi var, sakin ve son derece net konuşuyor. İTÜ, ODTÜ kurumların hangi mahalleye ait olduklarına bakılmaksızın bu ülkeye ne kadar iyi insan malzemesi yetiştirdiklerinin bir başka örneği. Bana toplantıya ilgiden ve katılımcı sayısından memnun olduğunu söyledi. “Kayıt yaptıran 144 Amerikalı yatırımcıdan 123’ü geldi,”dedi. Salonda 80 kadar da Türk iş dünyasından isim vardı.
Para geliyor mu
Bu gibi toplantılardan sonra hemen herkesin sorduğu soru net: “Para gelecek mi?” Belki Batı sermayesi yarın hemen Türkiye’ye yatırım yapmaya başlamayacak ama Mehmet Şimşek’in sunumunun uzun vadeli kazançları olacak. Konuştuğum bir Türk CEO iş dünyasının bu toplantıya katılmasının nedenini Orta Vadeli Program ve Mehmet Şimşek’in politikalarına destek olarak açıkladı. “Sonuçta geçtiğimiz yıllarda hiçbirimiz gelmedik,” dedi. “Bu sene geldiysek bir anlamı var.”
Türk sermayesi neredeyse tam kadro salondaydı: Koç ve Sabancı CEO’ları, Bülent Eczacıbaşı, Sani Şener, uzun zamandır kamuoyu önünde görmediğim Ahmet Çalık, Murat Özyeğin ilk gözüme çarpan isimlerdi. Toplantıdan sonra herkes hızlı bir “networking” teması içindeydi.
Takip edemediğim haber
Bülent Eczacıbaşı’yla aslında İstanbul Modern’in başındaki Levent Çalıkoğlu’nun gönderilmesini konuşmak istiyordum ama ayak üstü selamlaştıktan sonra fırsat olmadı. Türk sanat dünyasında müzenin parasal ilişkilerinden dolayı Çalıkoğlu’nu tam bir yıldır göndermek için çalıştığını, bilgi topladığını ve sonunda işin polisiyeye vardığını konuşuluyor. Ne yazık ki bu konuda henüz ayrıntılı bir haber de yapılmadı.
Şimşek basit ve net konuşuyor
Mehmet Şimşek çok iyi bir konuşmacı. Sektörün temsilcilerine hitap etmesine rağmen jargona hapsolmadı, adeta “ECON 101” dersi gibi tane tane anlattı. Üniversitede ondan ders alsam belki iktisat dersinden geçerdim. Gerçi benim hocam Asaf Savaş Akat da bugüne kadar gördüğüm en iyi ders anlatan hocalardan biri. Ama Şimşek’teki en önemli özellik karmaşık ve çözülemeyecek gibi gözüken konuları sadeleştirip anlatabilmesi. Bir de dürüstlüğü. Türk iş dünyasını ve yabancı yatırımcıyı bu toplantıya çeken de Bakan’ın açık sözlülüğü, hatalarla yüzleşmesi ve gelecek tahminlerinde gerçekçi olmasıydı. Ayakları yere basmayan tek bir cümlesi bile olmadı. Bu yüzden de toplantının sonunda herkes memnun ayrıldı. Türk sermayesini uzun zamandır ilk kez bu kadar güler yüzlü gördüm.
Odadaki hayalet
Mehmet Şimşek konuşurken odada bir de Lütfi Elvan ve Naci Ağbal’ın hayaletleri dolaşıyordu. Gerek siyaset gerekse de iş dünyası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şimşek’in politikalarına destek verdiği konusunda hemfikir. İktidarda haber kaynağı olmayan kimi gazeteciler sürekli aralarında bir çatışma varmış gibi dezenformasyon yayıyor, ama Saray’dan buna dair herhangi bir işaret yok. İkilinin ortak çalıştığının kanıtı olarak da Cumhurbaşkanı’nın Orta Vadeli Plan açıklanırken salonda olması gösteriliyor.
Ama yabancı yatırımcılar dahil birçok kişi “Acaba Naci Ağbal gibi bir anda görevden alınabilir mi?” diyor. Bir kaynak bana “Ağbal’ın görevden alınması bir iletişim kazasıydı, bundan söyle böyle bir şey olmayacak,” dedi. Yabancı yatırımcı da buna inanmak istiyor.
Biraz da yediğini içtiğini anlat
Sabah 9:00’da kayıtların başladığı toplantıya yetişmek için uzun zamandan beri ilk kez sabah 7:30’da uyandım ve hiç yapmadığım şeyleri yaptım. Birincisi takım elbise giymekti. Her ne kadar davetiyede “business casual” yazsa da Türklerin takım elbiseyle geleceğine emindim ve o yüzden ben de kravat taktım. (Merak edenlere bilgi: takımım Jacquemus’tu, kravat Emporio Armani’ydi.) Sanırım 10 seneden beri ilk kez kravat takıyorum ve “half windsor” nasıl bağlanıyor diye İnternet’ten baktım. Beklediğimden kısa oldu ve bunun herhangi bir giyim sınavını geçmeyeceğini biliyordum. Ama sabah tekrar denemeye vaktim yoktu.
Evden çıktığımda kendimi bir Wall Street çalışanı gibi hissediyordum. Sırt çantam ve takım elbisemle trene bindim, indiğimde de ilk iş Starbucks aradım. Normalde kahve içen biri değilim ve beyaz yakalıların bağımlılıklarını görüp daha onlar adına çok üzüldüm: Sabahın o saatinde Starbucks ne kadar kalabalıkmış.
Goldman Sachs lobisinde açık büfe kahvaltılık atıştırmalıklar vardı ama hiç kimse bir şey yemiyordu. Toplantının sonunda öğle yemeği gözüküyordu programda.
Meşhur GS asansörünü de böylece tecrübe etmiş oldum. Öğle yemeği 43’üncü kattaki “Sky Lobby”deydi. Önce 11. kata çıkmak gerekiyor; orada bankanın kendi Starbucks’ı var. Daha sonra New York’taki hemen tüm ofis binalarında olduğu gibi insanlar çıkacağı katlara göre farklı asansörlere dağılıyorlar. Bu arada bankada evden çalışma kalkmış belli ki, genel merkez çok kalabalıktı.
Golman Sachs’ın 43. katından milyon dolarlık Manhattan manzarası var.Toplantı kayıt formunda adeta bir havayolunda yemek seçer gibi beslenme alışkanlıklarına dair bir bölüm vardı: koşer, glütensiz, vegan, helal… Ben de bu formun sonuçlarına göre kişiye özel yemek çıkacağını varsayıyordum. Karşımda koca bankanın cılız açık büfesini görünce şaşırdım.
Ama kinoa salatası ve ızgara tavuk göğsü beklediğimden de iyiydi. Vegan seçenek olarak sotelenmiş sebze ve falafel vardı. Türk iş dünyasının şekeri düşmüş olmalı ki en çabuk biten kurabiye ve brownie’lerdi.
Mehmet Şimşek yemekte yoktu ama etkisi sohbetlerin neşeli tonundan belli oluyordu.
43. katın bir cephesi de Jersey City’e bakıyor.Holding sahibinin Dua Lipa hayranlığı
Herhangi bir oturma düzeni ya da masa kartı yoktu, o yüzden herkes rastgele masalara dağıldı. Kosova ve Arnavutluk’ta yatırımları olan Ahmet Çalık’ın Dua Lipa’ya bu kadar hakim olduğunu bilmiyordum, şaşırdım. “Kosovalı olduğu için yakından takip ediyorum,” dedi. Konu Sabancı CEO’su Cenk Alper’in kızının Berklee’de “ses mühendisliği”okumasıyla açıldı. En az bir CEO kadar ilgi gören gazeteci Vahap Munyar’ın kızı Sırma da Robert College’den sonra Berklee’de okudu. Şimdi Meta gibi dev firmalar için müzik yapıyor.
Sedat Ergin hala Ankaralı sanılıyor, Vahap Munyar ise CEO’lar kadar ilgi görüyor.Birden fazla enstrüman çalan ve diplomatlardan oluşan bir müzik grubu da olan Sedat Ergin o sırada masada yoktu. Yeni taşındığı evinde daha küçük de olsa müzik aletlerinden oluşan bir oda yaptığını öğrendim. Bir işadamı ona “Siyah Beyaz’da mı çalıyorsunuz?” dedi. Anladım ki uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan Sedat Ergin bir türlü Ankara geçmişini ve bir dönem müdavimi olduğu Siyah Beyaz barı silemeyecek.
Angolosakson gazeteciliğinin iki üyesi Oray Eğin ve Sedat Ergin’in ekonomi toplantısı izlemesi Serdar Turgut’a malzeme olacak.Uçak saati karmaşası
Toplantıyı izlemek için çok az sayıda ama nokta atışı gazeteciler geldi Türkiye’den. İstanbul’dan gelenler Hürriyet’ten Sedat Ergin, Nasıl Bir Ekonomi’den Vahap Munyar, Elon Musk-Erdoğan görüşmesini herkesten önce duyuran Sabah’tan Dilek Güngör, Posta’dan Hakan Çelik ve Bloomberg HT’den Açıl Sezen’di. Ayrıca Reuters ve Bloomberg News da salondaydı.
Kimi gazetecilerin uçak biletinde problem çıktı: Türk Hava Yolları’nın Perşembe günkü 00:10 uçağı pek çok kişide olduğu gibi onlarda da kafa karışıklığı yarattı, Çarşamba’nın bitip Perşembe’nin başladığı ilk saatlerde olduğu fark edildi. Bilet değiştirilebilir mi diye merak ediliyordu en son, uçaklarda yer olmamasından dolayı sorun çıktı. Bugün gazeteciler otelden çıkıp uçağı bekleyene kadar epey bir sürünecek galiba.
00:10 uçak saatinden geçmişte ben de mağdur oldum. Ertesi gün zannedip epey bir ceza ödedim, şimdi defalarca teyit ediyorum. Keşke THY eskiden olduğu gibi bu uçağı 23:55’e çekse.
Şimdi nerede yazıyorum
TAV’ın yönetim kurul başkan vekili Sani Şener bana şimdi nerede yazdığımı sordu. Habertürk bana istediğimi yazma fırsatı tanıyor, ama yazıları gizleme ve sunmama konusunda da çok başarılı. Yazdan beri bu soruyu kaçıncı kez duyuyorum ve üstelik her seferinde de iş adamlarından geliyor.
Bir ara 10Haber’de yazdığım konuşuldu masada. Bunun nedenini de hemen Sedat Ergin tespit etti. Mizah yazılarına 10Haber’de dönen Serdar Turgut düzenli olarak aralarında benim de olduğum dört-beş gazeteciyi malzeme yapıyor. Meğer herkes bu yazıları okuyormuş. Bu yazılar yüzünden ben de adeta orada yazıyormuş gibi algılanıyorum. En azından bir yerde yazıyor olarak bilinmek bile yazmıyor olarak bilinmekten daha iyi herhalde.
Serdar Turgut’a Sedat Ergin’le benim ekonomi toplantısı izlediğimiz tarihi anın fotoğrafını yolladım, bundan daha iyi bir mizah malzemesi olamaz herhalde. Ergin benim not tutma yeteneğimi de ona ihbar edeceğini söyledi.
Erdoğan ve CEO’ların restoran seçimi
Salı gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın toplantısı vardı. Ardından sadece C-katı yöneticilerinin katıldığı bir yemek davetinde iş dünyasıyla buluştu. Toplantıyı organize eden Mehmet Ali Yalçındağ kadronun dar tutulmasının istendiğini söylüyor. Basının alınmadığı bu toplantıda sadece 40 iş insanı vardı.
Programa göre Erdoğan geldiğinde kahve ve tatlı ikramı dahi bitecek, doğrudan soru-cevap başlayacaktı. Bu yemekli ama yemeksiz toplantı ise meşhur İtalyan restoranı Cipriani’ydi.