Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Spor Futbol Türkiye Hollanda maçı - Futbol Haberleri

        ozgurugur@haberturk.com

        twitter.com/_ozgurugur_

        Defalarca yazdım, bazılarınız çok kızdılar.

        Arda’nın ağzından yazalım, belki bir şey ifade eder…

        Hollanda maçının ardından itiraf etti. “Dengesiz baskı yaptık” dedi.

        Türk futbolunun kanayan yarasıdır… Dengesiz ve şuursuz futbol.

        Bizim bir futbol ekolümüz yoktur... Kulüplerimizde de yoktur, Milli Takım’da da yoktur.

        Futbolu kimliksiz oynarız.

        Oyun disiplininden ziyade, duygu yoğunluğu ağır basar.

        Sistemden çok, ‘Vur, kır, parçala; bu maçı kazan’ ön plandadır.

        Bir gol yiyince ya dağılırız 3-5 olur, ya da gaza geliriz 2-3 atarız.

        İlk kez meslek büyüğüm Serdar Ali Çelikler’den duymuştum…

        “0-0’ı oynayabilme becerisi”…

        Soruyorum şimdi, lütfen iyi düşün…

        Dün gece play-off’a kalmak için Millilere 1 puan yetseydi, o 1 puanı alabilir miydik?

        Alamazdık!

        Çünkü maalesef, bizim için hayat, ya hep ya hiçtir. Aslolansiyah ya da beyazdır. Gri diye bir renkten haberimiz yoktur.

        Futbolumuzda da bu böyledir. Bir maç ya kazanılır, ya da kaybedilir.

        “Beraberlik” kaçan galibiyettir, uçup giden 2 puandır, elimizden kaçırmaktır.

        Bu yüzden de “0-0”ı oynayamayız…

        Top çevirmeyi, sabretmeyi bilmeyiz…

        Rakibi uyutmayı, etkili ayaklarını kilitleyip oluşan boşluklardan kontralarla sonuca gitmeyi beceremeyiz.

        Enerjimizi hesaplı kullandığımız görülmemiştir.

        Mesela…

        Dün gece sahadaki iki takımın birer lider oyuncusu vardı…

        Biri Arda, diğeri Robben.

        Biri topla çok fazla buluştu, çok koştu, çok yoruldu, az verimli oldu…

        Diğeri topla sadece ve sadece buluşması gereken en kritik anlarda buluştu, az koştu, az yoruldu ve daha verimli oldu.

        Bu durum Arda’nın kötü futbolcu olduğunu mu gösterir?

        Hayır.

        Arda’nın futbolu eksik öğrendiğini, oyunu ve rakibi bilimsel olarak okuyamadığını; kendi gücünü-enerjisini iyi hesaplayamadığını ve planlı kullanamadığını gösterir.

        Sahanın en yetenekli, en üst düzey liginde top koşturan futbolcusu olduğu için Arda’dan örnek verdim. Diğerlerini zaten saymaya bile gerek yok.

        Uzatmayayım.

        Evet, Fatih Hoca’nın Aslanları Real Madrid maçını 3-0 kazanabilirdi.

        Evet, Terim’in Millileri Hollanda’yı 3-1 yenebilirdi.

        Ama olmadı…

        Maçlardan biri 1-6 bitti, diğeri 0-2!

        ‘Neden?’ sorusunun cevabı hem Terim’in hem de Türk futbolunun geleceği açısından hayati öneme sahip.

        Milli Takımımız da kulüp takımlarımız da artık “Kazanamıyorsan kaybetme” felsefesini öğrenmeli.

        Tekrar tekrar yazıyorum; futbolda artık şuursuz hücum devri kapandı. Adamlar yorulmadan 3-5 atıp yollarına devam ediyorlar. Sen de “İlk yarım saatte 3 olabilirdi, 1-1’i bulsaydık farklı olurdu” diyerek kendini avutuyorsun.

        Türk futbolunun en büyük eksikliği olan ‘Savunamama’ sorununu çözse çözse Terim çözer. ‘Dengesiz baskı’ sistem(sizliğ)ini o getirdi, o götürür.

        Hoca’ya tavsiyem, bir hafta boyunca eve kapansın ve Fenerbahçe’nin Aykut Kocaman döneminde finale yürüdüğü Avrupa Ligi maçlarının kasetlerini tekrar tekrar izlesin.

        Pas trafiğiyle rakip nasıl uyutulur, gol yemeden nasıl atılır, 0-0 nasıl oynanır bir baksın.

        O zaman görecek ki; biz Hollanda’yı da yeneriz, İspanya’yıda, Almanya’yı da…

        Hatta Real’i, Bayern’i, Barcelona’yı da!

        GECENİN FELAKETLERİ

        Volkan Demirel benim gözümde artık kötü kalecidir. Konsantrasyon sıfır, refleksler bitmiş; ağır, hantal bir görüntüsü var ve eskisi gibi güven vermiyor. Sanki aklı başka yerlerde!

        Selçuk İnan, yılın hayal kırıklığı… Galatasaray’ın iki şampiyonluğunda büyük pay sahibi olan, inisiyatif ve risk alan, oyunu dikine oynayan, maestro gibi takımını yönlendiren Selçuk gitmiş; korkak, silik, kaçak dövüşen, koşmayan,konsantrasyonu bozuk bir Selçuk gelmiş.

        Gitti-kaldı denilirken, Galatasaray’ın yedek golcüsü pozisyonuna her gün biraz daha yaklaşması, Burak Yılmaz’ıderinden etkilemiş görünüyor. Aklı halen transfer döneminde.“Keşke gitseydim” der gibi… İkinci planda kalmayı içine sindiremiyor. Moral olarak çok kötü, kimyası bozulmuş.Bence Burak’ın Galatasaray’daki günleri artık sayılı hale geldi.

        Ve maçın skandalı… Burak Yılmaz’ın önce 44. dakikada, sonra da oyundan çıkarken ıslıklanması... “Milli maçlar İstanbul’da değil, Anadolu’da oynansın” gibi ucube bir fikir beyan etmeyeceğim. Ama desteklediği takımın en önemli gol silahını daha 44’üncü dakikada ıslıklayan ADAM(!)lar ne olur bir daha maça gelmesin.