Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

2 Ağustos 2021 pazartesi, yer İstanbul Levent… Saat 16.27’de TSYD’nin dijital panosunda 42 dereceyi görüyorum, hayatımda ilk kez. O sıra ormanlar yangınlarla kavruluyor, şikayet edecek halimiz yok ama bitmeyen bir sıcak silsilesi geceleri uyku uyutmuyor. İstanbul ikliminin nemiyle boğucu dereceye varan önceki yazların aşırı sıcağı bu sefer uzadıkça uzuyor.

Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) dün sekiz yıl aradan sonra yayınladığı ilk raporda verilen alarm tam da bu: İklim değişikliği artık daha hızlı, daha yaygın ve yoğun.

Sıcak mevsimler daha uzun, soğuk mevsimler daha kısa sürecek. Sıcak hava dalgalarının süresi uzuyor, Kanada’ya kadar yayılıyor ve 47.9 gibi rekor bir sıcaklık ölçülüyor, onlarca insan ölüyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün hava tahminlerine bakıyorum, 12 Ağustos Perşembe sıcaklık 32 derece ama nem oranı yüzde 91’i buluyor.

Küresel ısınmanın kuraklık ve düşük nem etkisi ise kuzey yarı kürenin ormanlarını tutuşturuyor. Komplo teorileri ve uçak vardı yoktu tartışmasından başımızı alamadığımız için iklim krizinin yangınlara etkisi öncelikli gündem maddesi değil. Oysa bugün yer yer devam eden ve Yunanistan’da hala söndürülemeyen yangınların yayılma hızı, kapladığı saha ve süresi tamamen iklim değişikliğine bağlı. Akdeniz havzasının Antik Çağ’dan beri aşina olduğu orman yangınları büyüyor.

İNSAN BEDENİNDEKİ YANGIN

Küresel ısınma insan bedenindeki yangınları da büyütüyor.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, sıcaklıklar beş derece arttığı takdirde 30 yıl sonra İstanbul’da sıcaklığın 45 dereceye çıkacağını, yüzyıl sonunda 50 dereceyi bulabileceğini söylüyor. Geçen nisan ayında Meclis Komisyonu’na bilgi verirken, “45 derecede insanlar sapır sapır ölmeye başlayacak, bu sıcaklığa ‘ıslak termometre 35 derece’ diyoruz. Bu yüzyılın sonunda Antalya, Adana, Mersin gibi bölgelerde ıslak termometre 35 dereceye ulaştığında dışarıda insanlar ölecek” diyor.

Nem oranı yüksek olduğu takdirde hava sıcaklığının daha şiddetli hissedildiğini biliyoruz; sıcaklık ve nemi bir arada ölçen yaş termometre değerleri de küresel çapta giderek yükseliyor. Hatta ıslak termometre 35 derecelik kırmızı çizgiye gelen yerler var…

Londra Üniversitesi’nden iklim uzmanı Prof. Simon Lewis anlatıyor nerelerde ölçüldüğünü:

“Nem oranı düşük olduğu takdirde insan bedeni 50 dereceye kadar dayanabiliyor. Ancak ikisi birden yüksek olduğu takdirde sınırsız miktarda suyla sürekli ıslatmak bile vücudu soğutmuyor. İnsanın ıslak termometre 35 derecenin üstünde var olması mümkün değil. Islak termometre 35 derecenin imkansız olduğu düşünülürdü. Ancak geçen yıl İran Körfezi ve Pakistan’da İndus Vadisi’nde bu değer ölçüldü. Çok sınırlı bir bölgede birkaç saatliğine de olsa bu çizgiye gelindi. Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğiyle daha yüksek, daha uzun süreli sıcak hava dalgalarını, Afrika’nın bazı bölgeleri ve ABD’nin güneybatısı da dahil, bugüne kadar hiç görmediğimiz yerlerde ve daha geniş kapsamlı göreceğiz.”

İNSAN ADAPTE OLABİLİR Mİ?

İklim krizinin insan sağlığı üzerine etkilerini araştıran ve IPCC raporuna katkıda bulunan uzmanlardan Ana Raquel Nunes, 2003’de Avrupa’da binlerce can alan sıcak hava dalgasından beri bu alanda çalışıyor. Peki, insan vücudu aşırı sıcaklara adapte olabilir mi? Nunes anlatıyor:

“Sıcaklık arttığı zaman terliyor ve böylelikle vücut ısısını kontrol altında tutabiliyoruz. Ancak aşırı sıcak nemle birleştiği zaman vücudu soğutmak zorlaşıyor, ter buharlaşmadığı için sıcaklık daha kötü etkiliyor. Vücut ekstra sıcaklıkla karşılaştığı zaman 37 derecelik normal ısı değerini korumak için daha fazla zorlanıyor, kalp, akciğer ve böbreklere ekstra yük biniyor; 38 derecede aşırı halsizlik hissediliyor, 40 dereceye vardığı zaman ise bilinç kaybı söz konusu…”

Bilinç kaybı demişken, yakın zamanda örneği görüldü. Pakistan’da 50 dereceye varan sıcaklıkta aynı sınıftaki 20 çocuk birden baygın düştü, hastanelik oldular. Neyse ki hepsi kurtuldu.

Nunes devam ediyor; aşırı sıcakta kan dolaşımında dramatik bir artış meydana geliyor, kalp yorgun düşüyor ve ardından kan basıncı düşüyor. Sıcak hava dalgasında ölümlerin başlıca sebebi solunum ve kalp yetmezliği oluyor.

İnsanoğlu çağlar boyunca değişen iklim koşullarına uyum sağlamak için çareler bulmuş; giyinmek, ateş yakmak, günün en sıcak vakti siesta ve klima cihazlarının icadı gibi. Bugün yüz yüze olduğumuz iklim krizi artık daha hızlı bir adaptasyon gerektiriyor. Yaş ve kronik hastalık gibi fizyolojik karakteristikleri değiştirmenin imkanı yok. Sıcak hava dalgasına karşı her beden aynı direnci gösteremiyor. Fakat bireysel etkilerin ötesinde bir sosyal sağlık problemi mevcut; eğitim, konut kalitesi, gelir düzeyi ve çalışma şartları gibi. İklim kriziyle bağlantılı açlık, yoksulluk ve eşitsizlik gelecekte daha da büyüyecek. Bu nedenle sosyal, ekonomik ve çevresel faktörler bütüncül yaklaşım gerektiriyor. Bir hedefi tutturmak diğerini baltalayabilir.

Kentlerdeki aşırı yapılaşma, yeşil alanların azalması sıcak hava dalgasında harareti tetikliyor. Ağaç ve yeşil alanların artırılması dışında güneş ışığını yansıtan beyaz rengin hakim olması gerekiyor. Örneğin Atina’da kaldırımların beyaza boyanması sayesinde yansıtıcı etki sıcaklığı 11.5 derece kadar düşürmüş. California’da geliştirilen ultra-beyaz boya güneş ışınlarını yüzde 98 oranında yansıtıyor, bugüne kadarki en soğuk renk keşfedilmiş.”

Glascow’daki iklim zirvesi öncesinde yayınlanan IPCC raporu, umutlu bir tablo çizmiyor; “Sera gazı emisyonlarında ani, hızlı ve büyük ölçekli azalmalar olmadıkça, küresel ısınmayı 1.5, hatta 2 derecede sınırlama hedefine ulaşmak mümkün olmayacaktır” diyor.

Peki hükümetlerle şirketlerin ve bireylerin alması gereken önlemler neler?

Paris İklim Anlaşması çerçevesinde 2030’a kadar karbon emisyon hacminin yarı yarıya azaltılması, 2050 yılında da sıfır emisyon hedefine ulaşılması gerekiyor. Türkiye dahil hiçbir ülkenin verdiği taahhüt 1.5 derece hedefini tutturmak için yeterli değil.

İnsanları sıcak hava dalgalarından korumak için halk sağlığı alanında planlama, riskli grupların klimalı ortamlara nakli ve insanların tehlikeyi görebilmesi için hava raporlarına ıslak termometre ölçümlerinin verilmesini öneriyor uzmanlar. Yoksul kesimler daha büyük risk altında, çünkü yaşadıkları yerlerde daha az yeşil alan var, açık havada ve düşük ücretle çalışıyorlar. Üst gelir grupları gibi sıcaktan kaçış ya da klimalı ortamda yaşam şansına sahip değiller.

IPCC raporu iklim değişikliğinden direkt insanoğlunu sorumlu tutuyor. Hem de sert bir dille; “Atmosferin, okyanusların ve karaların insan etkisiyle iklim değişikliğine uğradığı kesindir” diyor.

Karbon ayak izini küçültmek için bireylerin yapması gerekenler var. Prof. Dr. Levent Kurnaz söylüyor; “Gereksiz tüketimden kaçınmalı, üstümüzdeki kıyafetle yaşamayı öğrenmeliyiz. Et ve süt ürünlerini azaltmalıyız. Ayda 500 gram kıymayla yaşayandan beklentimiz yok ama üç öğün et yiyenler tüketimi azaltmalı. Özel araçları bırakıp toplu taşımaya yönelmeli, uçakla uzun mesafe seyahatlerini unutmalıyız. İstanbul’da yaşayan vatandaşlar da başka yere taşınmalı.”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00