Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Artık üzülmüyorum, kızmıyorum, dertlenmiyorum.

        Bir süreden beri tek bir tepkim var olan bitene.

        Gülüyorum.

        Size de tavsiye ederim.

        Gülün.

        Çünkü hiçbir tepkinizin tek bir şeyi değiştirdiği, aklıselimi hakim kıldığı, saçmalayanları akıl yoluna çektiği falan yok.

        Sadece kendinize zarar veriyorsunuz.

        Gülün.

        Bakın dün RTÜK bana ceza vermiş.

        Teke Tek programına.

        Oysa ben RTÜK’ten özellikle de Başkan’ı Ebubekir Şahin’den teşekkür bekliyordum.

        Arayıp, “Fatih Bey, corona günlerinde çok yararlı programlar yaptınız. Saçma sapan insanları televizyona çıkarmadınız. Abuk sabuk yorumlar öneriler yaptırmadınız, bilimin ve bilginin gösterdiği çizgiyi korudunuz. Halkı çok doğru bir biçimde olayın başından beri bilgilendirdiniz. Size hep ceza verecek değiliz, bu kez de elinize sağlık diyoruz” demesini bekliyordum.

        Şaka şaka.

        Tabii ki böyle bir beklentim yoktu.

        Ama Allah biliyor ya ceza vereceklerini de hiç zannetmiyordum.

        Bir programın sonunda Teke Tek’e saldıran trollere sık sık yaptığım gibi bir yanıt verdim.

        Evirdiler, çevirdiler aklımın ucundan bile geçmeyen bir şekilde bu lafı ülkücülere söylediğim gibi abuk sabuk bir hale getirdiler.

        Ve sonra da ceza verdiler.

        Benim o cümleyi ülkücüler için kullanmadığımı RTÜK de biliyor. Programı izleyen herkes de...

        Bu cezanın Meral Akşener’i televizyona çıkarma cezası olduğunu RTÜK da biliyor, herkes de...

        Başkalarına gözdağı olduğunu RTÜK de biliyor, herkes de.

        Ama yemin ederim kızmıyorum artık.

        Gülüyorum.

        Gülüyorum sevgili Ebubekir Şahin.

        Kendinizi düşürdüğünüz konuma üzülüyorum sadece.

        Yine de canınız sağ olsun.

        Nasıl olsa laf belli.

        “Bu da geçer yahu”

        Keşke bu da geçtiği zaman yüz yüze bakacak durumda olabilsek.

        Galatasaray taraftarı bu değil!

        Galatasaray’ın taraftar grubu Ultraslan’ın yöneticisi olduğu söylenen biri var.

        Mafya bozuntuları ile birlikte gezip, tarikat reislerinin elini öpmekle bilinirdi hep.

        Geçtiğimiz günlerde bunun attığı bir tweet'i gördüm.

        Gözlerime inanamadım.

        Güya Rotshchild’e kızmış.

        Olabilir, kızabilir.

        Rothschild’e kızan çok.

        Ama öfkesini ifade ediş biçimi akıl alır gibi değil.

        Tipik bir anti semitik yaklaşım.

        Hem de müthiş şiddet içerikli. Tam bir Nazi artığı kafa.

        Rothschild’e şöyle sesleniyor kendi şiddet dolu aklınca:

        “Evet tarih tekerrürden ibarettir. Türkler geliyor.

        Bu sefer 1492 gibi olmayacak. Size ve yandaşlarınıza 1942 muamelesi lazım.

        Gargat ağaçlarının sesini duyar gibi oluyoruz Rotschild Efendi”

        Diyor ki; “1492’de size kucak açtı Osmanlı ama bu kez Osmanlı gibi değil, 2. Dünya Savaşı’ndaki Hitler gibi davranacağız.”

        Eeee, ne oldu ecdadınız Osmanlı'yı da mı beğenmiyorsunuz artık?

        Hitlerci mi oldunuz!

        Cahilin bilmediği şu ki, Türkler yani biz 1930’ların sonunda, 1940’larda da Almanya’dan kaçan Yahudilere kucak açmışız.

        Türkler için 1492 ile 1942 arasında bir fark yok.

        Ama cahil işte.

        Gargat ağaçlarının sesi demesinden belli cehaleti.

        İnancına bile hakim değil.

        Çünkü kimi Müslümanlara göre kıyametten önce Yahudilerle Müslümanlar savaşacak.

        Yahudiler saklanacaklar ama arkasına saklandıkları ağaç bile onları Müslümanlara “Arkama Yahudi saklandı” diye ihbar edecek.

        Bir tek Gargat ağacı Yahudileri koruyacak, susacak ve konuşmayacak.

        Bundan bile bihaber bir cahil.

        Umarım birileri bu sözlerin hesabını yargı yoluyla sorar bundan.

        Ama beni deli eden bu kafadaki bir adamın Galatasaray taraftar grubunun önderi gibi ortalıkta dolaşması.

        Ve bunlara Galatasaray’ın Stadı’nda bir da ofis verilmesi.

        Ultraslan’ı kuran o gençler acaba işin bu hale geleceğini bilseler o grubu kurarlar mıydı?

        Maske

        Devlet maske dağıtmayı beceremediğini geç de olsa kavrayıp, maske satışını serbest bırakınca ertesi gün hemen eczaneye gittim.

        Maksadım bir kutu maske almak.

        Çünkü evde maske kalmamış, işe gidebilmek için ya kullanılmış kağıt maskeleri yıkamak için bir yöntem bulmam gerekecek ya da yenisini almam.

        “Bir kutu maske” dedim.

        Eczacı sordu “10’luk paket mi, 50’lik kutu mu?”

        10’luk paket kime yeter, 50’lik kutu istedim.

        Ödeme için kasaya geçtim.

        Barkodu okuttu kasadaki genç.

        “250 TL” dedi.

        Sadece maske aldım dedim.

        “Evet Fatih Abi, maske bu fiyat” dedi.

        Ağzımdan istemsizce “Yuh” nidası çıktı.

        “Haklısın Fatih Bey, biz de müşteriye söylerken utanıyoruz. Ne yazık tanesi 5 liraya geliyor. Üzerine kâr bile koymadan satıyoruz” dedi.

        “Bari tellisi olsun, ipi de kopmasın” dedim.

        Kredi kartını uzattım.

        Satış yasağı gelmeden önce bile 200 TL’ye almıştım aynı maskeleri.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Bilmeden adam olunmayacağını anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar