Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Önce 11 Mayıs’ta sanki herkes AVM’ler açılsın diye bekliyormuş gibi, zorla AVM’leri açtırdı Türkiye’yi yönetenler.
Ve ardından COVİD 19 vakalarında günlük vaka sayısı 1000’in az altına inince, hızlı bir normalleşme başlattılar.
Normalleşme o kadar yaygın ve o kadar hızlı oldu ki, buna “Yeni Normal” bile diyemedi kimse.
Herkes “Tamam bu iş bitmiş galiba” diye düşündü.
Her ne kadar Sağlık Bakanı “Aman dikkat, o kadar da normalleşmeyin” falan dedi ama pek dinleyen olmadı.
O günlerde Almanya ile yakın sayılarda günlük vaka açıklıyorduk.
Almanya da normalleşme kararı almıştı ama bizim gibi değil. Adım adım ilerlediler, biz ise koştuk.
Sonuç olarak bugün bizde günlük yeni vaka sayısı 1000’in üzerine çıktı, bir süredir sabit bir seyirle 1500’e yakın sayılarda gidiyor.
Üç haftada 500 bin+1,5 milyon+2,5 milyon öğrencinin yani toplamda 4,4 milyon öğrenci ve bir o kadar da velinin girdiği sınavların etkisi ne olacak bu sayılarda göreceğiz.
Ağustos ortasına kadar bakalım ne olacak!
Ve haliyle herkesin merak ettiği “Yeni eğitim öğretim yılı.”
Okullar da normalleşecek mi, yeni normalle mi olacak?
Daha anlaşılır bir şekilde sorarsak “Okullar açılacak mı, yoksa online eğitime davam mı?”
Ben de bu soruyu biri Bilim Kurulu üyesi, iki bilim insanına sordum.
4 bilim insanından yanıt aldım.
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Profesör Mehmet Ceyhan bu soruya şöyle yanıt verdi:
“Bu tablo böyle devam ederken okulları açmak çok doğru bir hareket olmaz.”
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi ve Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Profesör Serap Şimşek Yavuz da “Bu mücadelede duruma göre günlük hatta anlık kararlarla ilerliyoruz. Oluşan tabloya göre karar almak ve mücadele etmek zorundayız. Eğer Ağustos ayında bu sayılar hâlâ bu düzeyde ise yani günlük vaka sayısı 1000 civarında gezmeye devam ediyorsa üniversiteleri açmak büyük hata olur” dedi.
TTB COVİD 19 İzleme Grubu üyesi ve Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Sarp Üner de “Bu düz seyir okulların açılmasına imkan verecek bir seyir değildir” derken, Prof. Melih Us da “Bütün gelişmiş ülkeler eğitimin olabildiğince online süreceğini açıkladılar bile. Bizim de bir an önce bu konuda karar vermemiz gerekir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlerle online buluşması ciddi bir sorun haline geldi.
İddialara göre bu Youtube yayını sırasında “dislike” yani beğenmeme rekoru kırılmış.
Gençler Cumhurbaşkanı’na tepki göstermişler.
Ahmet Hakan’a göre bu, muhalefetin organize ettiği bir komplo imiş.
Yani tepkiyi gençler değil muhalefet göstermiş.
Bu rekoru muhalefet organize etmiş.
Eğer öyle ise muhalefet kedi olalı bir fare tutmuş olacak.
Bunca insanı Youtube’a sokup böyle bir şey yapabildiyse muhalefeti kutlamak lazım.
Böyle bir beceriye kendileri bile şaşırmışlardır.
Burada muhtemelen muhalif bir organizasyon da olabilir ama ben asıl olarak gençlerin tepkili olduğunu düşünüyorum.
Sınav tarihleri ile oynanmasına, kendilerine kulak verilmemesine kızdıkları sır değil.
Bence Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından asıl ve yakın sorun gençliğin “dislike”ları değil, gençliği böyle bir yayınla ikna edebileceğine inandırmış olanlar.
Siyasi liderlerin gençliğe ulaşmak için kullandıkları bu online buluşmaları izliyorum ben de.
Gençlere mesaj verme çabasının ilk örneğini İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sırasında Teke Tek’e katılan Binali Yıldırım’da görmüştüm.
“Sosyal medya kullanıyor musunuz?” soruma “Yüze vurur ifadesi, kullanıyorum bi’tanesi” diyerek beni dumura uğratmıştı.
Çünkü ben de o söylemin gençlerin o günlerde sosyal medyada kullandığı popüler bir jargon olduğundan habersizdim.
Ve koskoca Binali Yıldırım’ı bana “bi’tanesi” dediğini zannetmiştim.
Son günlerde izlediklerimden bir tanesi Ahmet Davutoğlu idi.
İnandırıcı olmaktan uzak bir çaba içindeydi gençlere ulaşacağım diye.
Keza Ali Babacan.
Bu yayınlarla gençlere ulaşmak, daha doğrusu gençleri ikna etmek kolay bir iş olmayı bırakın neredeyse imkansız.
Bu kadar kolay olsa idi iyi olurdu ama gençleri öyle ikna edemezsiniz.
Tam aksine gençleri kaçırırsınız, uzaklaştırırsınız.
Ortada Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu örnekleri var iken bu kadar kolaycı bir yolla gençleri “kafalayacağını” zannetmek gibi hatanın sonucudur bu.
Herhangi bir organizasyonun değil.

Merdan Yanardağ’ı Kadir Mısırlıoğlu’na benzetince Yanardağ’ı seven okurlar “Olur mu öyle şey” dediler.
Hiç merak buyurmasınlar Kadir Mısıroğlu’nu sevenler de aynı şeyi söylemişlerdir, emin olabilirler.
Zaten mesele de burada.
Merdan elbette ki aklı başındalık açısından Kadir Mısıroğlu ile karşılaştırılamaz ama ağzından çıkanların çıkış biçimi ve yarattığı etki ve sonuç açısından birbirinin aynıdır ikisi de.
Elindeki bardağı yere atıp kıranla, doğru düzgün tutmadığı için düşürüp kıran arasında sonuç açısından ve bardak açısından hiçbir fark yoktur.
Bardak kırılmıştır.
Merdan Yanardağ’ın Abdülhamit’le ilgili sözlerin büyük bölümü tarihçilerin ittifakla doğru kabul ettiği şeylerdir.
Peki hangi akılda kalmıştır.
Hiçbiri.
Akılda kalan sadece ettiği hakarettir ve diğer söylediklerini tartışılmaz, konuşulmaz hale getirmiş, unutturmuştur.
Herkesi eleştirebiliriz, kimseye hakaret edemeyiz.
Hele hele geçmişe öyle veya böyle damga vurmuş bu insanlara.
Sen ettiğin anda diğerinin de hakaretine maruz kalırsın.
Tarihi gerçekler hakaretlerin altında yok olur gider.

Belagatin şehvetine kapılmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • ismailgunal73@gmail.com 5 gün önce Okulların açılıp açılmayacağı ile ilgili belirsizlik sürerse olan yine bize olur. Özel okullar vermeyecekleri eğitim-servis-yemek ücretlerini yine velilerden tahsi eder bizde tilkinin baktığı gibi yetkililerin ağzına bakarız
    CEVAPLA
0:00 / 0:00