Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Katar üzerinden yürüyen tartışmalar kolay kolay son bulacağa benzemiyor. Katar ile Türkiye arasındaki “Ticari ve siyasi yakınlık” ilgi çekici olmaya bir süre daha devam edeceğe benziyor.

Benim hatırladığım kadarı ile Katar’ın Türkiye’deki ilk “büyük” yatırımı ya da ortaklığı 2008 yılında Sabah Grubu’na yüzde 25 ortak olmak için ödediği 275 milyon dolardı.

TMSF’nın satışa çıkardığı grubun yüzde 75’ini büyük oranda kamu bankalarından aldığı kredi ile başında Berat Albayrak’ın olduğu Çalık Grubu satın alırken, yüzde 25’lik ortağı ise Katar şeyhine ait Al Wasseel yayın şirketi oldu.

O dönem Türkiye’ye başka ülkelerden de sermaye girişleri olduğu için Katar’ın bu yatırımı dikkat çekiciydi ama çok da önemli eğildi.

Çünkü Türkiye’nin yabancı sermaye açısından cazip bir ülke olduğu zamanlardı.

Ayrıca o sıralar başka Körfez ülkelerinden de yatırımlar geliyordu.

Katar, Türkiye’de bir yabancı yatırım tekeli gibi görünmüyordu.

Daha sonra Katar’ın Türkiye’ye ilgisi, Türkiye’nin da Katar sermayesine ayrıcalıklı tavrı artarak sürdü.

Karamehmet Grubu'nun el koyulan mallarından BMC’nin Ethem Sancak’a satılırken Katar sermayesinin de ortak olması, daha sonra aynı gruba TSK’ya ait Tank Palet Fabrikası’nın kiralanması gibi pek çok ticari işlemde Katar adı giderek öne çıktı.

Hatta İngiliz Rolls Royce firmasının Türkiye’de Türkiye ile ortak olarak kurmak için bir ön anlaşma imzaladığı jet motoru fabrikasından, Katar’ın da buraya ortak edilmek istendiği yüzünden vazgeçildiği İngilizler tarafından iddia edildi.

Türk hükümetleri ise Katar’ın dost ve kardeş ülke olarak Türkiye’ye yatırım yaptığı sürekli vurgulandı hatta yabancı sermayenin Türkiye’nin yüzüne bakmadığı şu dönemde Katar’ın bu yatırımlarının çok çok önemli olduğunun altı hep çizildi.

Gerçekten de Türkiye’ye artık Batı’dan pek sermaye gelmiyor.

Buna Batılı Katar sermayesi de dahil.

Örnek vermek gerekirse Türkiye’de yapacağı yatırım büyük bir hevesle beklenen Volkswagen’in son anda Türkiye yerine Slovakya’yı tercih ettiğini ve milyar dolarlık büyük yatırımı Türkiye’ye getirmeyeceğini biliyoruz.

Peki bu Volkswagen’in en büyük ortaklarından biri kim?

Katar Yatırım Fonu.

Zaten hükümet yanlısı medya, Katar sayesinde bu yatırımın Türkiye’ye geleceğini bağıra bağıra söylüyordu.

Gelseydi, Katar sayesinde olacaktı.

Gelmeyince Almanya yüzünden gelmedi.

Geçen gün yazımda “Keşke Katar Türkiye’de var olanı almak yerine, yeni yatırım yapsa” dediğim konu buydu.

Katar’ın İstanbul Borsası’nın yüzde 10’unu 200 milyon dolar vererek aldığını artık biliyoruz.

Değer meselesi tartışmalı.

Katar’a yapılan satış 2 milyar dolar değer üzerinden yapılmış.

Kârlılık üzerinden bir hesap yapılacaksa bu miktar gayet iyi. Çünkü BİST’in geçen yılkı kârı yaklaşık 130 milyon dolar.

Değer belirleme 15 çarpanla yapılmış olmalı. Bu da fena değil.

Ancak Katar yine de bu işi bedavaya getirdi.

Niye mi?

Anlatalım.

Katar’a ait Bein Grubu, Türkiye Süper Ligi’nin yayın haklarını 550 milyon dolara almıştı.

Grup iki yıldır allem etti kallem etti giderim dedi, ödemem dedi onu yaptı bunu yaptı sonunda Türkiye Futbol Federasyonu’ndan büyük indirimler aldı.

Ve sonunda 550 milyon dolarlık anlaşmayı kuşa çevirdi ve yeni anlaşmayı 300 milyon dolara yakın bir bedel üzerinden yaptı. Hemen hemen 250 milyon dolarlık bir indirim elde etti.

Katar Türk futbol kulüplerinin cebinden çıkardığı bu para ile Borsa İstanbul’u aldı.

50 milyon da cebinde kaldı.

Bir siyasi parti, kamu yatırımlarının yabancılara satılmasına karşı çıkabilir.

Hele hele bu parti kendini sol olarak konumluyorsa bu çok sıradan bir durumdur ve bu tavrı yüzünden kimse bu partiyi suçlayamaz.

Bu siyasi bir duruştur.

Bu yüzden de CHP İstanbul Borsası’nın yüzde 10’unun Katar’a satılmasına karşı çıkabilir.

Ancak başka bazı partilerin bu satışa karşı çıkması o partiler açısından inandırıcı bir eleştiri olmaz.

Komik olur.

Dün de yazdım bu İstanbul Borsası’nın ilk satılışı değil.

2013 yılında da Nasdaq’a yüzde 5’i satılmıştı.

O zaman da fiyat açıklanmamıştı, her şey büyük gizlilik içinde yapılmıştı.

Ancak tahminler yürütülerek bu satışın parasal karşılığı belirlenmeye çalışılmış, İstanbul Borsası’nın 1,5 milyar dolar değer üzerinden pazarlandığı sonucuna varılmıştı. Ama bu hep tahmin düzeyinde kalmıştı.

AK Parti hükümetleri bunu o zaman da gizlemişti.

Hemen ardından da Avrupa Yatırım Bankası’na Borsa’nın yüzde 10’u yine gizli bir değer üzerinden satılmıştı.

Daha sonra Nasdaq, bu satışı gerçekleştirenlerin FETÖ’cü oldukları ve Türkiye’nin şirketlerinin ticari sırlarının Borsa yönetimi yoluyla ABD’nin eline geçeceği iddiasıyla harekete geçmiş ve Nasdaq’a satılan hisseler geri alınmıştı.

Tek yabancı ortak olarak Avrupa Yatırım Bankası kalmıştı.

Daha sonra AYB de Halk Bankası nedeniyle ABD’de yargılanıp mahkum olan Hakan Atilla’nın Borsa İstanbul’un başına geçirilmesi nedeniyle hisselerini satıp çıkmıştı.

Yukarıda anlattığım satışlar sırasında bugün AKP içinde yer almayan iki önemli siyasi şahsiyet Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan en yetkili konumdaydılar.

Bu yüzden CHP’nin itirazı geçerlidir.

DEVA ve Gelecek’in itirazları ise anlamsızdır. Buna verecekleri bir yanıt var ise onu da dinlemeye hazırım.

Türkiye’de olan biteni yazarken içimiz sıkışmadığı zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00