Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklı tezleri ve bu tezlere dayanan hukuki uygulamaları oldu yakın zamanda.

Mavi Vatan kavramı ile de oldukça önemli avantajlar sağladı.

Ancak sözde müttefiklerimiz olsun ya da parçası olmaya çalıştığımız AB ülkeleri olsun tüm uluslararası camia Türkiye’nin karşısına dikildi.

Sonuçta Türkiye, Doğu Akdeniz’de haklı olarak hak iddia ettiği bölgelerden şimdilik kaydı ile de olsa çekilmek, araştırma gemilerini Antalya Körfezi’ne çekmek durumunda kaldı.

Türkiye Mavi Vatan konsepti ile kendi karasuları ile Libya karasuları arasında kendi deniz sınırları ile orantılı bir ekonomik alan oluştururken, Mavi Vatan fikrini geliştiren akılların ortak bir söylemi vardı.

“Mısır ile ilişkileri normalleştirir isek, aynı anlaşmayı Mısır’la da yaparak hem Mısır’a hem de Türkiye’ye büyük bir avantaj sağlayabiliriz.”

Ancak o ilişkiler bir türlü normalleşmedi ve bu arada Mısır, bizim Libya ile yaptığımız anlaşmanın bir benzerini Yunanistan ile yaptı.

Ama yine de Türkiye’nin çok da damarına basmak istemediği için Meis Adası’nı bu anlaşmanın kapsamı içine almadı.

Türkiye’ye “Sana çok da düşmanca davranmıyorum” mesajı veriyordu.

Şimdi Mısır, Türkiye’ye bir kez daha göz kırpıyor.

Üstelik de anlaşması olan Yunanistan’ı kızdırmak pahasına.

Mısır, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yani doğalgaz arama ihalesine çıkıyor.

Ancak ihaleye çıktığı bölgenin sınırlarını belirlerken Türkiye’nin ilan ettiği hassasiyetlere tamamen uyuyor ve Türkiye’nin “Münhasır ekonomik bölge” sınırlarına uyarak, bu alanları ihale kapsamı dışında tutuyor, buralarda bir hak iddia etmiyor, buraları arama kapsamına almıyor.

Çok net biçimde Türkiye’ye kapı aralıyor. "Sana saygı duyuyorum, senin tezlerine karşı çıkmıyorum" diye neredeyse bağırıyor.

Bu sesi Yunanistan duyuyor ve tepki gösteriyor.

Türkiye'nin duyup duymayacağını ise henüz bilmiyoruz.

Ama Mısır ile ilişkileri normalleştirmenin Türkiye’ye sağlayacağı faydalar ortada iken...

Bu normalleşme her iki ülke açısından da iktidarın çok sevdiği “Kazan-Kazan” sonucunu doğuracağı herkesin kabul ettiği bir gerçekken...

Acaba meşhur “inat” burada da mı geçerli olacak!

Mursi'nin hatırı ağır mı basacak!

Herkes gibi yapıp, Milli Eğitim Bakanlığı’nı okulları açmak ve açmamak kararsızlığı yüzünden eleştirmeyeceğim.

Durumlarını anlamaya çalışıyorum.

Karar almak kolay değil.

Aklım keşke MEB de merkezi bir karar almak yerine bölgesel kararlar alsa.

Vaka sayılarının belirlenen oranın altında seyrettiği illerde okulları açmaya başlasa diyor.

Milli Eğitim’de eleştireceğim konu okulları açıp açmaması değil.

Açmaya karar verip sonra bundan vazgeçmesi de değil.

Benim yanlış bulduğum bunu yapma biçimi.

Okulları açmaktan vazgeçme kararı gece yarısı mı alınır kardeşim!

Ne bu, gece aniden bastıran kar yağışı mı da gecenin bir saatinde okulları açmaktan vazgeçiyorsun ve bunu gece yarısı velilere bildiriyorsun.

Daha doğrusu bildirdiğini zannediyorsun.

Millet o saatte ya yatmış ya evde başka işle meşgul.

Kimin aklına gelir ki o saatte okulların açılmasından vazgeçilecek ve ertesi gün okula gitmek için hazırlanan çocuklar aslında okula falan gidemeyecek.

Yanlış olan bu.

Hafta sonları sözde sokağa çıkma yasağı var.

Büyük bir palavra.

Yasak masak yok.

Herkes sokakta.

Sokaklar hafta içi günler kadar kalabalık.

Trafik hafta içine yakın yoğunlukta.

Ne yasağa uyan var ne de bunu doğru düzgün denetleyen.

Zaten denetlemek de mümkün değil.

Bu kadar kalabalığa ceza kesmek dahi imkansız.

Hafta sonu yasağının tek etkisi AVM'lerin açılmıyor olması, esnafın para kazanamıyor olması.

Bunun dışında kurala uyan yok.

Bu yüzden de bu saçma sapan hale gelmiş, uygulaması olmayan yasağı kaldırın da, kurallara saygı duyan az sayıdaki vatandaşı üzmeyin, mağdur etmeyin.

Çok sayıda vatandaşa da yasaları ve kuralları çiğnemenin normal olduğu hissini yaşatmayın.

Büyük bölümü youtube üzerinden yayın yapan bazı televizyonlar var.

Bunların işi gücü sokak röportajları yapmak.

Normal röportajlar değil, sokaktaki insanın bilgi seviyesini ölçen röportajlar.

“Dindarım” diyenin Din’in kurallarından haberinin olmadığını, “Askerliğimi Kıbrıs’ta yaptım tabii ki bilirim” diyenin Kıbrıs’ı Karadeniz’de bir ada zannettiğinin ortaya çıktığı “cehalet” röportajları.

Bunu izleyenlerin kimileri gülüyor, kimileri ise cehaletin boyutuna ve yaygınlığına hayıflanıyor.

Ben ise bu röportajların cehaletin ve cahilin lehine olduğunu düşünüyorum.

Bu röportajlar cehaleti normalleştiriyor, yaygınlaştırıyor, kabullenilmesine neden oluyor!

Sosyal medya vasıtasıyla zaten normalleşen ve çoğunluk olduğunu anlayarak cüretini arttıran cehalet, bu gibi röportajlar vasıtası ile daha da kabul edilebilir bir durum haline geliyor.

Geçmişte, “pre sosyal medya” dönemde cehalet utanılacak bir şeydi.

Cahil genel olarak daha az konuşur, görüş belirtmekten kaçınır, bilgiye saygı duyardı.

Cahil gelişme ihtiyacı içinde olurdu çoğunlukla.

Kendisi değilse bile çocuklarını geliştirmek isterdi.

Sosyal medyanın icadından sonra cehalet bu çekingenliğinden vazgeçti.

Çoğunluk olduğunu, yaygın olduğunu fark etti.

Tekil olarak rastlanılan “cahil cüreti” yaygın toplumsal bir olay haline dönüştü.

Çoğunlukçuluk geçerli olmalıydı ve çoğunluk onlardaydı.

Yanlış anlamayın sakın, bu bize özgü bir durum da değil.

Amerika’da kongre basanlar da bunlar, Fransa’da sarı yelek giyerek sokağa inenler de!

Hatta Avrupa’da ırkçılığı yükseltenler de!

Bu nedenle izlediğiniz o videoları gülmeyin.

Onlar cehaleti normalleştiriyor.

Normal olanın yayılması kolaylaşıyor.

Kamu özel sektör işbirliği ile yapılan otoyolların bir yandan Hazine’yi, bir yandan da vatandaşı soyduğu artık tartışılmayan bir gerçek.

Hazine üzerinden ve dolara bağlı yüksek fiyatlar nedeniyle zaten bu otoyolların sahibi müteahhitler tarafından soyulan vatandaşın bir de “ekstradan” kazıklanması ise açgözlülüğün sınır tanımaması.

Diyelim ki, bu yollar veya köprülerden geçiyorsunuz.

Ancak OGS ya da HGS bakiyeniz yetersiz.

İşletmeci kısa bir süre bekliyor ve arkasından 10 katı cezayı geçiriyor.

Böyle bir insafsızlık, böyle bir hukuksuzluk yok.

Olamaz da.

Ya da yolu sık kullanmadığınız için yanlış bir gişeden geçtiniz.

OGS’niz veya HGS’niz olduğu halde nakit gişesinden geçtiniz.

Hop yine ceza.

Hem de ne ceza.

Yahu fotoğrafı çekmişsiniz, plaka belli HGS veya OGS’den düş değil mi!

Hayır.

Böyle yapmıyor.

10 liralık geçişe 100 TL ceza.

Anında.

İadesiz taahhütlü.

Bazı gişelerde ise kaça geçtiğiniz ya da size kaç lira geçirdikleri de belli değil.

Sözde orada geçiş ücretini göstermesi gereken bir led tabela var ama hiçbir şey yazmıyor.

Ücret Allah’la otoyol işletmecisi arasında.

Bunca şikayete, bunca isyana rağmen kimse de kılını kıpırdatmıyor.

Ne de olsa o müteahhitlerin dokunulmazlığı var memlekette.

Yolların sahibi de onlar olurca siz mi yoldan geçiyorsunuz, yol mu sizden geçiyor belli değil.

Ama sanki ikinci seçenek daha gerçekçi gibi.

Söylediğimiz şeylerden bugün, söylemediğimiz şeylerden yarın sorumlu olacağımızı unutmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • oaltintas 1 ay önce HGS 185₺ bakiyem var avrasya tünelinden geçiyorum 2/3 kez geçtim. Kredi kartıma bağlı olduğu için limit düştükçe yüklüyor 1 yıl sonra 1500₺ ceza arıyorum bakiyem var neden çekmediniz diyorum bakiyeniz yok diyorlar ekstre her ay geliyor 185₺ görüyorum burası çok daha komik devletim daha vergiyi kaydı olmayan kaçak çalışan milyon insanı rahat bırakırken benim banks hesabımda para yok diye vergi borcum yüzünden hesabımda para yok diye hgs ye bloke koymuş güldüm ne diyebilirim ki borçluysan yamuksun hırsızssan kralsın
    CEVAPLA
  • mehmetserdar78 1 ay önce Vallahi Fatih bey tespitleriniz tam ispaet ama duyan YOK!!!!
    CEVAPLA
  • 10219236098918825 1 ay önce Sadece kendileri geçirse razıyız.Avukatlarıda geçiriyor.Avukatın parası, kaçak geçiş ve cezadan daha fazla.Üstelik araçda Hgs var.Düzenli yükleme yapılıyıor.Altı-Yedi ay öncesine ait borç.Mail attık haberimiz yoktu,bildirseydiniz öderdik zaten niye Avukata verdiniz bize haber vermeden diye.Cevap öyle bi zorunlulukları yokmuş.
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (5)