Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Tablo beklendiği gibi ilerliyor.

Önce 10 binleri aştı, şimdi 15 binlere geldi.

Yakında 20’leri geçecek.

3. dalga geldi de, henüz tsunami boyutunda değil.

Onun da eli kulağındadır.

Doğru düzgün bir denetim, kurallara uymayana yönelik bir ceza da şimdilik görülmüyor.

Restoranlar, kafeler günah keçisi gibi gösterilse de, her yerde durum aynı.

Durum lokantada da aynı, camide de. Parti kongresinde de.

İş tamamen kontrolden çıkmış gibi görünüyor ve bu saatten Herkes biliyor ki, sayılar ne kadar artarsa artsın bundan böyle kolay kolay bir kapanma falan olmayacak.

Beklenen tek kurtuluş yolu aşı.

Ya da “Aşı idi” demek daha mı doğru acaba?

Bakan Koca, çok değil bir hafta kadar önce yaptığı açıklamada Mayıs sonuna kadar en az 105 milyon doz aşının yapılmış olacağını üzerine basarak söylemişti.

Bu, toplumun yüzde 60’ının aşılanması ve ciddi bir sürü bağışıklığının elde edilip, hastalığın kontrol altına alınmasını sağlayacak bir sayıydı.

Aynı Bakan Koca dün yaptığı basın toplantısında ise aşılanma tarihi 4 ay erteleyerek sonbahar aylarına öteledi.

Geçerliliğini 1 hafta bile koruyamayan bir öngörü.

1 hafta bile sürmeyen bir umut.

Ve bir yandan da aşıların gelmeyeceğinin belli olmasına paralel olarak 2021 ile ilgili bir “pozitif öngörü.”

Niye, neye dayanarak… Hangi bilimsel veri ile belli değil.

Sanki bu olacakları biliyormuş gibi dün ne zaman adam oluruz bölümüne “Devlet yönetmenin öngörü gerektirdiği” diye bir şey yazmışım.

Gerçekten merak ediyorum bu ülke yönetiliyor mu yoksa şimdilik idare mi ediliyor!

Dindar olacağız anladık.

Kindar da olacağız onu da anladık.

Peki acaba var olacak mıyız!

Onu henüz anlayamadık…

İstanbul’da lokanta, kafe, düğün salonu gibi toplu halde bulunacağımız pek çok yere girişte HES kodu sorgulaması zorunluluğu getirildi.

Aklı başında, sorumluluk sahibi, kurallara uyan pek çok işletme zaten bu zorunluluk gelmeden önce de HES kodu kontrolü yapıyordu.

Zorunlu olması iyi oldu.

Her kadar asemptom vakaları ve hastalığın başlangıç aşamasında olanları HES kodu ile takip etmek mümkün olmasa da hiç yoktan iyidir.

Suriyeli düzenli ve diğer ülkelerden gelen düzensiz göçmenleri nasıl takip edeceğimiz de ayrı bir soru ama şimdilik sormayalım sonra “Irkçı” falan diyorsunuz.

İstanbul ile ilgili bu kararı alan İl Hıfzısıhha Kurulu.

Yani “Kontrollü açılma” açıklanırken topun atıldığı, yetkinin verildiği yer.

Bu da aslında başından beri savunduğumuz bir durum.

İller vaka durumlarına göre kararlarını kendileri vermeli diye uzun zamandır söylüyor halk sağlığı uzmanları.

Ancak bu durum bazı valilere haksızlık.

Özellikle de İstanbul ve biraz da Ankara valilerine.

Herkes biliyor ki, İstanbul Türkiye ekonomisinin yüzde 40’ı, belki de daha fazlası ve kalbi.

Ve İstanbul vaka sayısı bakımından hızla artan bir orana sahip.

Haritada kızaran iller arasında.

Peki bu vakalar iyiden iyiye artarsa, ki artacak gibi görünüyor, İstanbul Valisi veya İstanbul İl Pandemi Kurulu İstanbul’da bir kapanma yapabilir mi?

İstanbulluları eve kapatmanın yanı sıra, İstanbul’a yönelik bir giriş çıkış yasağı, seyahat yasağı kısıtlaması getirebilir mi?

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, kendi başına böyle bir karar alıp açıklayabilir mi?

Hiç zannetmiyorum.

Atanmış bir valiye böyle bir yük yüklemek de zaten doğru değil.

Tamam biliyoruz ki, kötü haberleri valiler, iyi haberleri siyasetçiler veriyor ama.

Bu kadarı da bir valiye fazla yüklenmek olmuyor mu sizce!

Aşı üretimi oldukça yavaş gidiyor ve beklenen aşılar bir türlü gelmiyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı firmalarına yaptığı “Telif hakkını serbest bırakın, herkes üretsin. Herkes aşıya daha hızlı ulaşsın” çağrısı ise “Açgözlü ilaç devleri” tarafından geri çevrildi.

Araştırmaları için halkın vergilerinden kaynak aktarılan bu firmalar, şimdi de halkların sağlığı üzerinden kazanç peşinde.

AB, ABD, Çin gibi büyük ekonomilerin ilaç şirketlerinin beklenen karlarını karşılamaları karşılığında teliflerin en azından bir yıllığına paylaşılması ve üretimin tüm imkanlarla yapılarak herkesin aşıya erişiminin sağlanması ise gündeme bile gelmedi.

1950’lerin ortasında modern çocuk felci aşısını geliştirenlerden Dr. Jonas Salk olmasını beklemiyoruz kimseden. Ama biraz insaf bekliyoruz.

Salk bu aşıyı bulduğu zaman patentini almamış ve aşıyı insanlığa hediye ederken “Güneyin patentini alabilir misiniz? Ölümü ortadan kaldırmak kişisel kazançtan çok daha önemlidir” demiş milyarlarca doları elinin tersi ile itmişti.

Onun sayesinde bugün çocuk felci diye bir hastalık neredeyse kalmadı.

Şimdi “Bu adam cennetliktir” diyecek olsam din bilgim yetersiz diye suçlanacak, “Müslüman değildi cennete gidemez” eleştirileri alacağım.

O yüzden demeyeyim en iyisi.

BİR AŞIDAN KÖTÜ HABER

Bu arada bazı aşılardan da kötü haberler gelmeye başladı.

İngiliz Astra Zeneca-Oxford aşısı Avrupa’da pek çok ülke tarafından askıya alınmaya başladı.

Aşının yan etki olarak kan pıhtılaşmasına sebebiyet verdiği ve bunun da inmeye neden olduğu iddiası ile Avusturya, Lüksemburg, Estonya, Litvanya ve Letonya bu aşının kullanımını durdurmuştu.

Ardından İtalya, Norveç ve son olarak da Danimarka durum aydınlığa kavuşuncaya kadar aynı kararı aldı.

Elbette ki, yapılan aşı sayısı arttıkça bazı istemeyen yan etkilerin ortaya çıktığı vakalar olacaktır ve yer yer incelemeler tekrarlanacaktır.

Her aşıda.

Ama yine de genel olarak bakıldığında aşıların hiç de fena olmadığı aşikar.

Hakkını veremeyeceğimiz işi yapmadığımız zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • bahattin 7 ay önce Güneyin patenti değil, güneşin patenti olmalı.
    CEVAPLA
  • oaltintas 8 ay önce Başımıza geldi bir kere ... kendi rızamızla 3 ay boyunca sokağa çıkmadık sonra devlet çıkarmadı sonra hepimiz birer bilim adamı olduk daha önce deprem profösörü olduğumuz gibi Ama uygulamada kendimizi koruyamadık mesafeli duramadık maskeyi gerektiği gibi takamadık hepimize 46 raporu verilirse devleti suçlayalım tamamda hepimizin akli dengesi yerindeyken yapılan bu hareketlerin cezasını da devlete mi keselim
    CEVAPLA
  • reda68 8 ay önce Zerre kadar iyilik yapan bunun karşılığını alır, ama bu karşılık Cennettir diye bir ifade yok. Müslüman olarak yaşamak da böyle bir garanti sağlamaz, tek şart Müslüman olarak ölebilmek. Bay Salk umarım böyle vefat etmiştir.
    CEVAPLA
ÖNCEKİ YORUMLARI GÖSTER (4)
0:00 / 0:00