Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün güne yoğun bir dumanla başladık.

Sabah oturmuş çayımı içiyordum.

Karşımdaki tepenin arkasından hafif bir dumanla başladı.

Yangın ihbar hattını aradığımızda zaten meseleden haberdar olunduğunu öğrendik.

Orman yangını idi.

Dakikalar içinde duman yoğunlaştı.

Yarım saat içinde genişledi.

Çok kısa sürede geniş bir alanı sardı.

Kesif kopkoyu bir hal aldı.

Yangının büyüme hızı asap bozucuydu.

Uzunca bir süre yangına karadan müdahale edilmeye çalışıldı.

Biz de yangın söndürme uçakları ha geldi, ha gelecek diye bekliyorduk.

Büyük bir ihtimalle sadece biz değil, o sırada alevlerin içinde yangınla cebelleşen yangın söndürme ekipleri de aynı bekleyiş içindeydiler.

40 dereceye varan havanın kavurduğu ormanda, yayılan alevlerin içinde bir hava desteği beklediklerinden şüphemiz yoktu.

Ancak beklenen uçaklar uzun süre görünmedi.

Epey bir sonra bir iki yangın söndürme helikopteri gördük ama hem geç kalmışlardı hem de cılız ve yavaş bir müdahalede bulunabiliyorlardı.

Bu arada yangın söndürme çalışmalarına katılan bir personelin öldüğü haberi geldi.

Yangın söndürme uçakları ise hala ortalıkta yoktu.

Uçakların müdahalesi ile belki de daha başında çok kısa sürede durdurulabilecek ya da kontrol altına alınabilecek yangın, giderek yayıldığı gibi, bir de cana malolmuştu.

Ve o beklenen yangın söndürme uçakları asla gelmedi. Şimdi Tarım ve Orman Bakanlığı’na sormak isterim.

- Yangın söndürme uçakları kiraladığınızı biliyoruz. Bu uçaklar nerede?

- Bu yangına neden müdahale etmediler?

- Yangın söndürme uçaklarının nasıl ve nerede kullanılacağına kim karar veriyor?

- Bu yangına uçaklarla müdahale etmeyip genişlemesine izin verilmesinin özel bir amacı var mıydı?

- Uçakları kullanmayanlar, kullandırtmayanlar hakkında bir işlem yapılacak mı?

- Yerli ve Milli Türk Hava Kurumu’nun uçaklarını yangın söndürmede kullanmamaya devam edecek misiniz?

- Bu inadın bir nedeni, bir gerekçesi var mı?

- Hayatını kaybeden Orman personeli için üzülüyor musunuz?

Bu sorularıma yanıt alma ihtimalimin çok düşük olduğunu biliyorum.

Ama bazen sorular yanıt almak için sorulmaz

Nelerin yanıtsız kaldığının tarihe not düşülmesi için sorulur.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dünkü açıklaması beni ciddi bir paniğe sevk etti.

Bakan’ın verdiği sayılara göre, dün itibarıyla 18 yaş üstü nüfusumuzun yüzde 54’ü en az bir doz aşı ile aşılanmış.

Bu oran bana göre endişe verici bir oran.

Aşıyı reddetme oranının oldukça yüksek olduğunu gösteren bir oran.

Aşı ret oranının en yüksek olduğu ülkelerin başında gelen Fransa ile hemen hemen aynı oranda aşı yapabilmişiz.

Elde aşı olduğu ve günde 1 milyonun üzerinde aşı yapma kapasitemiz olduğu ortada iken bu oranın gösterdiği tek bir şey var.

“Retçilerin oranı beklenenden yüksek.”

Aşılar piyasaya verilmeden önce yapılan araştırmalarda Türkiye’de aşı olmayı reddedeceklerin oranı yüzde 25’ler civarında görünüyordu.

Ancak görünen o ki, geçtiğimiz aylarda aşı karşıtlarının yaptığı propaganda oldukça etkili olmuş.

Bu oran hızlı artmış.

Bana gelen maillerden anladığım kadarı ile genel olarak aşı karşıtı olmayanlar bile COVID 19 aşıları söz konusu olunca “karşıt” cepheye geçiyorlar.

“Bilmediğimiz, denenmemiş, çok hızlı geliştirilmiş, yeterince araştırılmamış, yan etkileri belirsiz bir aşıyı niye olalım? Diğer aşılar böyle değil” diyorlar.

Sağlıklı araştırmalara dayanmayan, ilaç firmalarının birbirlerini kötüleme ve rekabeti çirkinleştirme amaçlı paylaşımları da bu karşıtlığı körüklüyor.

Mesela “Biontech aşısı olan 120 gençte kalp zarı iltihabı görüldü” diye bir haber çıkıyor.

Haliyle insanlar panikliyor, şüpheye kapılıyor.

Peki aşı olmamış aynı yaş grubunda aynı rahatsızlığa yakalanma oranı ne?

Haberde o yok.

Belki de aynı.

Ama haber maksatlı olduğu için o sayı haberde yer almayınca karşıtlık hak oluyor!

Ve Sinovac zaten etkisiz.

Moderna ile Biontech kalp zarı iltihabı yapıyor.

Biontech aşısı olanlar aşıdan hemen sonra manyetik hale geliyor.

Astra Zeneca kanda pıhtı oluşturuyor, inme riski yaratıyor…

Benzer bir risk Johnson and Johnson için iddia ediliyor.

Ama kimse bu yan etkinin 1 milyon kişide 5, toplam 7 milyon kişide ise 8 kez görüldüğünü söylemiyor.

Aşı karşıtlığı bazen aşının cehaletle bazen de aşırı ama eksik bilgi ile besleniyor.

Sorun ölümcül sonuçları olan bir şarlatanlığa dönüşüyor.

Dün Kanal İstanbul’u Trakya’da ve İstanbul’da yaşayanlara soralım dedim.

İstanbul’da, Tekirdağ’da, Edirne’de, Kırklareli’nde ve Çanakkale’de yaşayanlara.

Aman Allah'ım ne büyük hata yapmışım.

İktidar destekçisi gruplardan işitmediğim hakaret kalmadı.

Sanki “Bana sorun” demişim gibi “Sen mi karar vereceksin” diye başlayanlar ve “Seçilmiş Cumhurbaşkanı yüzde 52 oy aldı, isterse yapar. Her şeyi halka mı soracağız!” diyenler.

Ben de onlara soruyorum.

“Madem öyle niye korkuyorsunuz halka sormaktan!”

Soralım bakalım bu bölgede oturanların yüzde kaçı “Bölünmek” istiyor.

Kendinize, fikriyatınıza ve projenize güveniyorsanız ve yıllardır ağzınızdan düşürmediğiniz çoğulculuğunuz değilse de en azından çoğunlukçuluğunuz gerçekse hadi sorun vatandaşa.

Koyun önüne sandığı ve “50 milyar dolara geçiş garantili bir şekilde parası yıllarca hepinizin kesesinden çıkacak ve kimseyi geçmeye mecbur edemeyeceğimiz bu kanalı yaparak Trakya’yı ikiye bölelim mi, bölmeyelim mi?” diye sorun vatandaşınıza.

“Halkımız” dersem yine kızarsınız o yüzden “Halkınız” karar versin.

Niye korkuyorsunuz sormaya.

Nefesine güvenen borazancıbaşı değil miydi!

Kayıbı kazanç zannetmediğimiz zaman.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00