Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Biz “Bu göçmen dalgası normal değil” diyerek itiraz ettikçe, ABD Ordusu’nun “Göç’ün bir silah olarak kullanılması” başlıklı tezini gösterip Türkiye’ye yönelik göç dalgasının arkasındaki niyeti sergiledikçe “Taliban kafalılar” ve “Sol kafasızlar” ortak bir biçimde bizi “faşist” diye nitelemeye devam ediyorlar.

Oysa kendi düşüncesi dışındaki düşünceleri faşist diye yaftalayanlardır asıl faşistler.

Oysa bizim tek düşündüğümüz ülkemizin ve evlatlarımızın geleceği.

Göç yolu ile Türkiye’nin dokusunun bozulmak istendiğini, yıllardır Kürt-Türk çatışmasına bu milletin sağduyusunun izin vermediğini, cemaatler ve tarikatlar eli ile bile bu ülkenin karıştırılamadığını görenlerin son silahı bu göç.

Türkiye’yi ancak bu yolla destabilize edeceklerini görüyorlar ve bu göçü üzerimize yönlendiriyorlar.

Bunu destekleyenler ise bu güçlerin iç uzantıları.

Fondaşlar, ulus millet karşıtları, köle tüccarları ve ahmaklar.

Bize faşist diyenlere bir tek söz söyleyeyim.

Ey ahmak sürüsü.

Leningrad’a saldıran Hitler ordusu mu faşistti yoksa Leningrad’ı canı pahasına savunan Ruslar mı!

Biz bir saldırıya karşı ülkemizi savunuyoruz.

Bugün fikren.

Yarın nasıl gerekirse öyle.

Siz ise tüm aptallığınızla bu ülkeyi uçuruma sürüklüyorsunuz.

Tabi eğer satılmışlığınızla değilse!

NOT: Gençler için bilgi vereyim. St. Petersburg kenti Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak anılıyordu.

İstanbul’un “taksi sorunsalı” artık dayanılmaz hale geldi.

İki açıdan.

1. Taksi yok.

2. Şoförlerin önemli bir bölümü felaket.

İstanbul’da günün herhangi bir saatinde taksi bulmak imkansız değilse de hayli zor.

Şehrin nüfusu 3 katına çıkıp, taksi sayısı artmaz ise bu son derece normal bir sonuç olur.

Buna bir de taksi sürücülerinin bir kısmının sadece Arap turist taşımak istemesi de eklenince taksi bulmak mucize oluyor.

İBB’nin taksi sayısını arttırmak istemesi ise Belediye Meclisi’nde AK Parti muhalefetine takılıyor.

Ayrıca bana göre de taksi sayısını arttırmaktansa ihale ile UBER benzeri taşıma sistemlerine lisans vermek çok daha iyi bir çözüm. Böylelikle hem araç hem de sürücü denetiminde büyük rahatlık sağlanır.

İkinci mesele ise şoförler.

Allah var son derece düzgün, son derece beyefendi şoförler çoğunlukta.

Az sayıda serseri halli sürücü var.

Ama genel olarak sürücüler bilgisiz.

Belediye sözde taksi sürücülerine lisans veriyor ama bu lisans belli ki dostlar alışverişte görsün lisansı.

Daha dün Taksim Hastanesi önünden bindiğim taksiye “Şişli’ye doğru gidelim” deyince sürücü “Abi tarif eder misin bilmiyorum Şişli neresi” dedi.

“Evladım nasıl bilmezsin daha neler” diye tepki gösterince “Abi ben karşının taksisiyim” dedi.

Bu eski söylem hala geçerli belli ki!

Merak ettiğim şu.

Bu kadarcık yol bilgisi, bırakın yolu semt bilgisi olmayan sürücüler nasıl oluyor da taksi sürücüsü lisansı alabiliyor?

Belediyenin taksilerdeki tek denetimi taksimetre denetimi mi olmalı!

Hatalı yönetimlerin suçunu yönetilenlere yüklemediğimiz zaman.

Dün Gölcük Depremi’nin yıldönümü idi.

Tam 22 yıl olmuş.

Türkiye sanayii kalbinden vurulmuştu o gün.

Resmi sayılara göre 28 bin, gayrı resmi sayılara göre 40 binin üzerinde yurttaşımızı kaybetmiştik.

Acısı hala hafızamızda.

Bu acı ile “7,4 yetmedi mi?” diye pankart açıp, milletle dalga geçenler de tabii.

Bunlara sövdüğüm için adım “Türbanlı bacılarımıza söven adam”a çıktı.

Oysa sövgüm kıyafete değil, zihniyete idi.

Açık kapalı fark etmez.

O deprem bir anlamda AK Parti’nin de önünü açmış, bu büyük sarsıntının maliyeti ile karşı karşıya kalan Türkiye’de 2 yıl sonra iktidar değişmişti.

O gün Türkiye’nin en gelişmiş kentlerini boydan boya vuran bu depremin yaralarını sarmakta yeterince başarılı olmadığı için Ecevit Hükümeti’ne türlü hakaret edenler bugün o depremle karşılaştırılması bile mümkün olmayan bir sel baskını ile mücadele etmeye çalışıyorlar.

Ve tabii tipik bir Türk geleneği olarak bir “günah keçisi” buluyoruz, aynen 22 yıl önce olduğu gibi.

Gölcük Depremi’nde bütün bu çarpık yapılaşmaya neden olanlar, bunlara göz yumanlar, imar afları ile bu yıkımın zeminini hazırlayanlara kimse dokunmamış, depremin bütün suçu Veli Göçer adındaki bir müteahhide yüklenmişti.

Depremde cezalandırılan tek o oldu.

Son sel felaketinden sonra da yine bir suçlu bulundu.

Dere yatağına yapılan ve selde yerle yeksan olan apartmanın müteahhidi.

Adamı tutuklamışlar.

E ne bekliyordunuz ki!

Adalet mi!

O binaların yapıldığı alanları imara açanları mı tutuklayacaklardı?

O binaların yapılmasına izin veren imar planlarını yapanları mı tutuklayacaklardı?

O binaların inşaatını denetlemeyenleri ve denetletmeyenleri mi tutuklayacaklardı?

Tüm bunlara göz yuma yuma ilçedeki parti oyunu yüzde 65’lere çıkaranları mı tutuklayacaklardı?

Belediye başkanlarını mı tutuklayacaklardı?

İmar affı çıkararak son kalan hukuksuzlukları da kılıfına uyduranları mı tutuklayacaklardı?

Tabii ki hayır.

Bir felakette siyasi sorumludan hesap sormak, tüm siyasi sorumlulardan hesap sormanın yolunu açar.

Bunu bildikleri için yine bir müteahhidin üzerine çullanacaklar hep birlikte.

Şimdi daha da çok imar vereceklerdir muhtemelen.

Ne de olsa seçim var iki sene sonra.

Bu kez yüzde 70 almazlarsa şaşarım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00