Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanlığı Sarayı kitap atağına kalktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzası ile çıkan “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” adlı kitaptan sonra eşi Emine Erdoğan da hazırlandığını 1 yıl önce duyurduğu bir kitabı tanıttı: Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı.

Emine Erdoğan kitabı yazmamış, yazılmasını sağlamış, hamilik etmiş.

Hazırlayanların da ellerine sağlık bayağı güzel bir yemek kitabı olmuş.

Asırlığını bilemem ama yemek işinden biraz çakozlayan biri olarak tarifleri beğendimi söyleyebilirim.

Ancak umarım Diyanet İşleri Başkanımız kitabı görmez.

İnşallah kendisine bir adet hediye etmezler.

Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı bu kitaptan hiç memnun olmaz.

Nedeni şu.

Kitapta deniz ürünleri ile yapılmış gayet güzel tarifler de yer alıyor.

Hani şu Diyanet’in "haram” ilan ettiği deniz kabuklularından yapılmış.

Şunu merak ediyorum aslında.

Diyanet İşleri’nden deniz ürünleri ile ilgili fetva bu kitaptan sonra istenmiş olsa idi yine de “Deniz kabukluları haramdır” diyebilirler miydi!

Yoksa buradaki fetvaları “Afiyetle yiyebilirsiniz. Her derde deva batna ciladır” mı derlerdi.

Nagehan Alçı, Afganistan’a doğru yola çıktı.

Muhtemelen varmıştır.

Bence iyi bir iş yaptı.

Kadın haklarına yönelik en sert karşıtlığın olduğu ülkeye ve rejimi gözlemlemeye giden bir kadın olmak ilginç bir gazetecilik.

Sıklıkla eleştirdiğimi Alçı’yı bu kez tebrik ediyorum.

Bu seyahatin Alçı’nın kişisel gelişim yolculuğuna da katkıda bulunacağından eminim.

Afganistan’ın durumunu görünce belki bundan yüz yıl önce Anadolu ile hemen hemen aynı noktada olan bir ülkenin, aradan geçen yüzyılda nereye gerilediğini, Anadolu’nun ve Türkiye’nin ise nasıl bir fark attığını yerinde görür, Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar önemli bir iş başardığını ve kendisine aslında ne çok şey borçlu olduğunu, olduğumuzu anlar.

Çünkü bilsin ki, artık resmi ideoloji olmaktan uzaklaşan ve sadece sivil bir saygıya dönüşen Atatürkçülüğü eleştirmek kahramanca bir iş değil.

Tam aksine adı konmamış resmi ideolojiye yamanmak.

Yöneticiliğin insanların hayatını zorlaştırmak değil kolaylaştırmak olduğunu anladığımız zaman.

Türkiye neye ve kime kızacağını ya da kızması gerektiğini bilmeyenlerin ülkesi haline geldi.

Geçen hafta bu öfkenin hedefi Ali Babacan’dı.

Ali Babacan’ın “vals” üzerinden yaptığı eleştiri ve “Her milli bayramda bu ülkenin dindar insanları sınava çekiliyor” sözleri sonrası bir kesim Babacan’a yönelik ağır eleştirilerde bulundu ve “Bakın bunun da AKP’den hiç farkı yokmuş” demeye başladı.

Peki ne bekliyorlardı Ali Babacan’dan?

Başka ne demesini?

Ali Babacan’ın hangi partiden ayrıldığını hatırlıyorlar mı!

Babacan AK Parti’den ayrıldı, CHP’den değil.

Ayrılırken de “Ben aslında CHP’ye yakınmışım. Burada ne işim varmış anlamadım” diyerek ayrılmadı.

Ekonomi yönetimindeki bozulmayı, partideki otoriterleşmeyi, hukuktan uzaklaşılmasını, adalete güven kalmamasını, yolsuzlukları, hırsızlıkları gerekçe göstererek ayrıldı.

Ayrılıp CHP’ye de geçmedi.

Zaten talip olduğu oylar da CHP’nin oyları değil.

Muhafazakar tabanın oylarına talip, AK Parti’nin oylarına talip.

Adamın ve kurduğu partinin hedefi CHP’nin oylarını bölmek değil, AK Parti’nin oylarını almak.

Adam çok açık biçimde “Ben AK Parti’nin başlangıç felsefesindeyim. Adaleti sağlamaya, hukukun üstünlüğünü hayata geçirmeye, bu ülkenin ortak değerleri olan din, milliyet, Atatürk kavramlarına saygılı olmaya, hırsızlığı önlemeye, nepotizmi durdurmaya kararlıyım” diyor.

Ülkenin ekonomisinin de ancak adalet ve toplumsal barışın sağlanması ile düzelebileceğini, yabancı yatırımcının ancak bu şekilde gelebileceğini iddia ediyor.

Oyuna talip olduğu tabana yönelik mesajlar veriyor.

Bu söylediklerini doğru bulmazsınız veya bulursunuz.

Oy verirsiniz veya vermezsiniz.

Ama Ali Babacan AK Parti’den ayrıldı diye sıkı bir Kemalist oldu zannetmek veya böyle bir umut beslemek son derece anlamsız bir beklentidir.

Bu beklentinin karşılanmasının da kimseye faydası yoktur.

Aşı karşıtlarının maskesini bir bilim kadını aşağı indirdi.

Esin Davutoğlu Şenol.

Esin Hoca, pandeminin başından beri toplumu bilgilendirmek için canını dişine takmış koşturan bir bilim kadınımız.

Dürüst, bildiğini söyleyen, kıvırmayan bir aydın.

Aşıların devreye girmesinden bu yana da aşılarla ilgili en samimi bilgileri paylaşan hatta bir programda bu nedenle benimle tartışan bir hocamız.

Gerçek neyse açık açık söyleyen, bilgi saklamayan gerçek bir bilim insanı.

Aşı karşıtları ve bunları pompalayan “cehalet ana bilim dalı”nın üyeleri şimdi Esin Davutoğlu Şenol’a yeni bir saldırı başlattılar.

Ama kendisini bilgi ile yenemeyeceklerini bildikleri için saldırı “giyim kuşam” üzerinden.

Giydiği her şeyin kendisine çok yakıştığını ekrandan da sıklıkla söylediğim, şıklığına hayran olduğum Esin Hoca’ya çok da yakışan, giydiği askılı bir bluz üzerinden saldırıya geçtiler.

Bu saldırıyı başlatan ise bir kadın.

“Kombinezonlu Esin” diyerek hücum ediyorlar.

Çünkü söyleyecek bilimsel, elle tutulur bir laf olmayınca kılık kıyafet üzerinden saldırmak en kolayı.

Aman Esin hocam siz bu saldırıya ne aldırın, ne takın.

Benden duymuş olmayın ama bu saldırının nedeni sadece aşı olamaz.

Bence işin altında hemcinse yönelik bir kıskançlık da var.

Siz yine şık şık giyinip çıkın ekranlara.

Bırakınız kudursunlar.

Ne bilginize yetişebilirler ne de şıklığınıza.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00