Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Erasmus deyince kimilerinin aklına 15. Yüzyıl Kuzey Avrupa rönesansının büyük hümanisti ve felsefecisi Desiderius Erasmus gelir, kimilerinin aklına ise Avrupa’nın öğrenci değişim programı.

        Ve ne yazık ki, Erasmus vasıtasıyla yurt dışında dönemsel eğitim programlarına katılan ve üniversite eğitimi alan gençlerimiz ciddi sıkıntıda.

        Çünkü öğrencilere devlet üniversiteleri tarafından sağlanan Erasmus hibeleri ne yazık ki ödenemiyor.

        Mesela İTÜ’de 4 veya 8 aylık Erasmus programlarına katılan öğrencilere verilen hibe miktarı 2,5 ay üst limit ile sınırlanmış ve Aralık ayında ödeneceği bilinen bu hibe tutarlarının Şubat ayına ertelendiği açıklanmış.

        O gün geldiğinde ödenip ödenmeyeceği ise belirsiz.

        Pek büyük bölümü dar gelirli ailelerin çocukları olan öğrencilerin ve akademisyen adaylarının çoğu ne yazık ki, eğitimlerini iptal etmek ve programdan çekilmek zorundalar.

        Türkiye böyle bir şeyi daha önce de yaşadı.

        1994 krizinde de devlet bursuyla yurt dışında okuyan öğrenciler geri çağrılmıştı.

        Belli ki şu anda da adı konmamış bir kriz var ve bu paralar artık devlete ağır geliyor.

        Ancak itibardan tasarruf olmaz diyen bir yönetimin evlatlarını parasızlık nedeniyle bu hale düşürmesi pek de itibarlı bir durum değil.

        Ve aslında itibar Mercedes’le, Boeing’le değil, gençlere verilen değerle kazanılır.

        Bunu bir gün öğreneceğiz elbet.

        Ama tahminen çok geç olacak.

        Ev mi dediniz

        Ev mi dediniz
        0:00 / 0:00

        Sorunları inkar etmek ne yazık ki, sorunları ortadan kaldırmıyor.

        Tam aksine derinleştiriyor, çözümsüzlüğe sürüklüyor, memnuniyetsizliği ve mutsuzluğu arttırıyor.

        Dün “Denemesi bedava kiralık ev ilanı verip, Beştepe’de bir telefon hattına yönlendirin, bakın bakalım kiralık ev sorunu var mı yok mu?” dedim.

        İlan yok ama inkar var.

        Ev arayan genç falan yokmuş.

        Ama dünkü yazımdan sonra gelen mektuplardan birkaçını paylaşayım.

        Bu bir:

        “Her gün olduğu gibi bugün de yazınızı okudum ve kiralarla ilgili kısma gelince istemsizce gülmeye başladım. Çünkü bir süre önce Bağcılar 100. Yıl Mahallesinde 2 artı 1, 90 metrekare giriş kat bir dairemizi 1450 TL’ye ilana koymuştum. İnanır mısınız ertesi gün sabah 7’den itibaren telefonum çalmaya başladı. Ofis çalışanıyım. O gün hem kendim çalışamadım hem de ofisteki arkadaşlarımı sabote ettim. Öğleye kadar 70’e yakın çağrı gelmiştir. Öğleden sonra ise hiçbir aramaya cevap veremedim. Zerre pazarlık yapmadan 1450 TL’ye bir aileye kiraya verdik evi. Fakat insanlar çok tuhaf. Madem bu kadar talep var kirayı arttırsaydın diyen o kadar çok kişi oldu ki, tabii ki böyle bir şey yapmadım. Ama mantık bu”

        Bu da bir diğeri:

        “Fatih bey merhaba,

        Geçen gün satmayı düşündüğüm için bir senedir kiracı almadığım 1+1 apartımı sahibinden.com'a kiraya koydum.

        Ben böyle bir şey ne gördüm ne de yaşadım. Telefonu kapatıyorum birisi arıyor, arabayla bir yere gideceğim, gidemiyorum birisi arıyor, arama esnasında bir başkası arıyor. Arayanlar kimseye vermeyin biz tuttuk diyor. Akşam arıyorlar açmıyorum mesaj atıyorlar. Memura kiralık yazdık ama çoğunluk öğrenci aradı. Düşünün bunların üstüne o kadar çok emlakçı da beni aradı ki.

        İnanın çok üzüldük. İnsanlara hayır demek, o kadar insanın lütfen sözlerini duymak bizi çok ama çok üzdü. Bir ara eşime nereden kira ilanı verdik diye sitemde bile bulundum.

        Bazı şeyleri anlamak için o işin içine girmek ya da yaşamak gerek. Ülkede ev sorunu varmış ama haberimiz yokmuş.”

        Aynen okurumun dediği gibi.

        Bazen sorunları anlamak için yaşamak ya da o sorunu yaşayanlara yakın olmak gerek.

        Uzaklaştıkça sorun yok zannetmek sorun yok demek değil.

        Tünellere YİD olur mu!

        Tünellere YİD olur mu!
        0:00 / 0:00

        İstanbul’da temeli yıllar önce atılmış, kazısı yıllar önce başlamış bir tünel inşaatı var.

        Dolmabahçe-Levazım tüneli.

        6-7 kilometre olması planlanan ve akşam saatlerinde çok yoğun olan Dolmabahçe-Beşiktaş ve Beşiktaş-Levent arasındaki yolu bypass edecek, çok doğru bir proje.

        Bu projeye rahmetli Kadir Topbaş zamanında başlandı ama öylece kaldı.

        AK Parti suçu mevcut Başkan’a atıyor ve projeyi durdurmakla suçluyor ama proje İmamoğlu Başkan olmadan çok önce parasızlık nedeniyle zaten durmuştu.

        Durmamış olsa zaten 2019’da bitmiş olması gerekiyordu.

        Pek çok metro tüneli gibi bu tünelde de faaliyet uzunca bir süredir yoktu.

        Metro hatlarında çalışmalar yeniden başladı ama bu tünel olduğu gibi duruyor ve böyle durmaya devam ederse büyük olasılıkla çökme ve çevreye zarar verme ihtimali de var.

        Belediyenin parasızlık nedeni ile bu projeyi yürütemediğini tahmin ediyorum.

        Çünkü buldukları para eski dönemden alacaklı müteahhitler tarafından haczediliyor ya da borçlanma izni alamıyorlar.

        En azından söyledikleri bu.

        Bu durumda benim Ekrem İmamoğlu’na bir önerim var.

        Bu tünelleri Yap İşlet Devret modeli ile bitirin.

        Bu tünellere araç başı 2 TL gibi bir geçiş ücreti koyarsanız zannederim 10-15 yıllık süre içinde yatırımını geri döndürecek bir gelir yaratacaktır.

        Sağlayacağı zaman ve yakıt tasarrufu ise bu ücretle karşılaştırılmayacak düzeyde olacaktır.

        Şüphesiz ki, Hükümet İBB tünellerini OGS veya HGS sistemine dahil etmeyecektir.

        Ama siz bunu İstanbul Kart’a bağlayabilirsiniz.

        Bazıları “Bunun için de para alınır mı vatandaştan” diyecektir ama bence İstanbul’da yaşamanın da bir bedeli olmalıdır.

        Nasıl ki, Londra’da, Paris’te, New York’ta yaşamanın bir bedeli var ise.

        Aşı kartınız lütfen

        Aşı kartınız lütfen
        0:00 / 0:00

        Habertürk yönetiminden bir ricam var.

        Biliyorsunuz pandeminin başladığı günden bu yana Haziran ayında verdiğim ara hariç, sürekli program yapıyorum.

        Salgının en yoğun ve en yaygın günlerinde bile her gün gelip program yaptım, yazı yazdım.

        İşimi hiç aksatmadım.

        Hatta talebiniz üzerine program sayım da arttı.

        Sizin de bildiğiniz üzere salgın döneminde bu bir riskti ve ben bundan hiç gocunmadım.

        Ancak şimdi sizden bir ricam var.

        Lütfen aşılı olmayanları, konuk olarak dahi Habertürk binasına almayın.

        Çünkü gerçekten korkuyorum.

        Geçenlerde bir siyasetçi ile birlikte kalabalık bir grup geldi.

        Bazıları fotoğraf çektirmek istediler.

        Yüzlerinde ne maske ne başka bir şey.

        İçlerinden biri “Fatih Abi hakikatenaşı oldun mu?” deyince şaşırdım.

        “Tabii oldum. İki Biontech. Yılbaşında üçüncüyü de olacağım inşallah” dedim.

        Aynı soruyu sorunca o kişinin aşı olmadığını öğrendim.

        Fotoğraf falan çektirmediğim gibi, hemen yanımdan uzaklaşmasını istedim.

        Bu benim gördüğüm, samimiyetle durumu söyleyen biri.

        Ya söylemeyenler.

        Bütün gün ve akşam Habertürk binasında maskesiz biçimde gezip dolaşan, kafeteryamızda oturan böyle kişiler var demek ki!

        Hepimizi riske atan.

        Bu yüzden rica ediyorum.

        Kapıda güvenlik görevlilerimiz içeri girecek olanlardan aşı kartı sorsunlar.

        Aşısız olmayanı binamıza almasınlar.

        Ya da ben gelmeyeyim.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Elalem ne der diye yaşamadığımız zaman.

        Diğer Yazılar