Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Aynı şeyi Türkiye’de birisi söyleyince “Düşman” ya da en iyimser yaklaşımla “Dış güçlerin” adamı oluveriyor anında.

        Bakalım “Dostum Putin” söyleyince ne olacak.

        Hala dost kalacak mıyız onunla, yoksa yalan olan sevgimiz el diline mi düşecek!

        Rusya’nın tartışmasız tek adamı, otokrat devlet başkanı Vladimir Putin ülkesinin ekonomisinden bahsederken, “Merkez Bankası ile ilgili bir şeyler söyleyebilirim ama söylemiyorum. Çünkü Merkez Bankası’nın bağımsız olması gerek. Onların da gerekeni yapması. Merkez Bankası’nın bağımsız ve ihtiyatlı para politikası izlemesine izin vermezsek Türkiye’nin durumuna düşeriz”

        Avrupa’nın tartışmasız en otokrat lideri “Merkez Bankası bağımsız olmalı” diyor.

        Ve kötü örnek olarak da Türkiye’yi gösteriyorsa eğer.

        Türkiye gibi olmayı da düşülebilecek en kötü durum olarak kavramlaştırıyorsa.

        Acaba nasıl ele almak lazım?

        “Dost acı söyler” diye olumlu mu, yoksa “Haddini bil ey Putin” diyerek olumsuz mu!

        Eğer Putin “Dostumuz” olarak bunları söyleyebilirse.

        Aynı şeyi söyleyen başkaları niye düşmanımız oluyor?

        Yok mu bir standardımız!

        Bizde adettir istim arkadan gelir

        Bizde adettir istim arkadan gelir
        0:00 / 0:00

        Düşük faizli ama aradaki farkı kura endeksli hesapların nasıl işleyeceği bir türlü tam olarak netleşemiyor.

        Tipik bir “İstim arkadan gelsin” durumu.

        Gençler bu istim arkadan gelsin tanımını muhtemelen bilmez.

        Anlatalım.

        Eskiden, bizim çocukluğumuzda dahi İstanbul’da Şehir Hatları’nda buharlı gemiler çalışırdı.

        Kömür marifetiyle ısıtılan buhar suyu kaynatır, oluşan basınçlı buhar da buhar makinasının pistonlarını iter ve o da pervaneyi döndürürdü.

        Gemi iskeleye yanaşınca kazanlarından “istim” (Steam-buhar) salardı çünkü iskelede motorlar çalışmadığı için buharın yüksek basınca çıkıp, kazanları patlatma riski göze alınmazdı.

        Rivayet odur ki, bir gün vapura acelesi olan bir vatandaş biner ama kalkış saati geldiği halde vapur bir türlü hareket etmeyince yolcu kaptana “Niye kalkmıyoruz kardeşim” diye çıkışır.

        Kaptan da henüz buhar kazanlarının gereken basınca ulaşmadığını belirtmek için “İstim bekliyoruz” der.

        Sinirlenen yolcu da “Bekleme kardeşim. İstim bir sonraki vapurla arkadan gelsin” der.

        Bizim ekonomik kurtuluş planımız olan “Dolara endeksli mevduat hesabı” hikayemiz de tam böyle gelişiyor.

        Gemi pazartesi akşamı yola çıkarıldı ama istim arkadan yetişmeye çalışıyor.

        Peş peşe tebliğlerle neyin nasıl yapılacağı netleştirilmeye, bankaların nasıl bir yol izleyeceği gösterilmeye, sistem uygulanabilir ve anlaşılabilir hale getirilmeye çalışılıyor.

        Son olarak Bankalar Merkez Bankası’nın politika faizinin 300 puan üzerinde faiz verebilmesi izni ya da sınırı da getirildi.

        Hesapların nasıl açılacağı ve nasıl kapatılacağı da belirlenir gibi oldu.

        Bir fikrin etrafı doldurulmaya, tahkim edilmeye ve uygulanabilir hale getirilmeye çalışılıyor.

        Benim gözüm ise CDS’lerde, yani Türkiye’nin uluslararası kredi risk puanında.

        Bu karar alındığından bu yana Türkiye’nin kredi risk puanı giderek artıyor.

        Yani Türkiye uluslararası piyasalardan daha yüksek faizle borçlanabilir hale geliyor.

        Hazine’nin yüzde 23 civarında olan borçlanma faizi belli ki, önümüzdeki ihalelerde daha da yükselecek.

        Şimdi siz soracaksınız tabii, “Ekonomi iyi ve dolar düşüyor diye seviniyoruz. Niye risk ve faiz artıyor” diye.

        Çok basit.

        Hazine mevduat sahiplerine kur farkı kadar para ödemek zorunda kalacak.

        Yani Hazine’nin borçlanma ihtiyacı artacak.

        Bu yüzden risk de artıyor faizler de.

        Ama merak etmeyin.

        Ekonomimiz çok iyiye gidiyor.

        Omicron uyarıları

        Omicron uyarıları
        0:00 / 0:00

        Türkiye’deki oran ne pek bilmiyoruz ama COVID 19 mutasyonlarını yakından takip eden gelişmiş ülkelerdeki verilere göre yeni vakaların yüzde 70’inden fazlası yeni Omicron varyantı kaynaklı.

        Muhtemelen Türkiye’de de oranlar yakındır.

        Ancak her yerde vaka sayıları rekora koşarken Türkiye’de yerinde sayıyor hatta ufak bir düşüş bile var.

        Ama ben yine de bir küçük uyarı yapayım.

        Omicron varyantı ile birlikte uçak yolculuklarının giderek daha riskli hale geldiği ve başta uçak olmak üzere toplu taşımacılıkta Omicron varyantına bağlı COVID 19’a yakalanma riski oldukça artmış durumda.

        Batı ülkelerinde uzmanlar bu yolculuklarda daha tedbirli olunması konusunda düzenli uyarılar yayınlamaya başladılar.

        Bir diğer uyarı ise maskelerle ilgili.

        Lüks markaların da satmaya başladığı şık görünümlü, renkli, desenli ve markalı “Kumaş” maskelerin özellikle Omicron varyantına karşı son derece etkisiz olduğu ve bulaşmayı önlemediği ortaya çıktı.

        Fenerbahçe'yi eleştirmem

        Fenerbahçe'yi eleştirmem
        0:00 / 0:00

        Fenerbahçeli okurlar “Galatasaray’ın vaziyetini yazıyorsun da bize niye değinmiyorsun” diye mesajlar atmışlar.

        Değinmiyorum çünkü kızıyorsunuz.

        Doğruyu da söylesem kızıyorsunuz, yanlışı da söylesem kızıyorsunuz.

        “Sen kendi takımına bak” diyorsunuz.

        Garip bir milletiz belki ondan.

        Siyaset yazıyorsanız rakip partiyi eleştirmek serbest.

        Spor yazıyorsanız kendi takımınızı.

        CHP’li iseniz CHP’yi, AKP’li iseniz AKP’yi eleştiremezsiniz.

        Galatasaraylı iseniz Fenerbahçe’yi, Fenerbahçeli iseniz Galatasaray’ı.

        Garip ama durum bu.

        Bu yüzden artık Fenerbahçe eleştirisi yapmıyorum.

        Yapacak olsam çok kolay aslında.

        Bir umut olarak Cocu’nun getirilmesini asla eleştirmem mesela.

        Çünkü bir denemedir, farklı bir yaklaşımdır.

        Ama “Siz benin ufkuma sapan taşı yetiştiremezsiniz” dedikten sonra Ersun Yanal’a düşmeyi, sonrasında tutarsızlıklarla devam etmeyi ve dedikodular doğru ise noktayı İsmail Kartal’la koymaya niyetli olmayı eleştirmekten kolay ne var.

        Ama dediğim gibi.

        Ben artık Fenerbahçe eleştirisi yapmıyorum.

        Sadece şunu söylemek isterim.

        “En iyi ben bilirim” diye yola çıkanların peşine takılırken dikkatli olmak lazım.

        Yönettikleri her ne olursa olsun farketmez.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Varlığı kendileri alanlar yokluğu paylaşmak istemediği zaman

        Diğer Yazılar