Salıncak boştu sallandım... Geçenlerde bir akşam üstü, arabadan eve yürürken, yolumun üstündeki çocuk parkında salıncakların öylece boşlukta asılı durduğunu görünce bir şey beni onlara çekti. Aklımdan ne geçti bilmiyorum, birkaç saniye sonra kendimi salıncağa oturmuş buldum. Sırtımdaki çantamla bir ayaklarımla gökyüzündeki bulutlara tekme atmaya çalışıp bir yeryüzüne tepeden baktım. 

Bir ay kadar önce DOT’un ‘Bırak İçeri Gireyim’ oyunda, 200 yıldır dünyada olan 12 yaşındaki vampir Eli sahnede oradan oraya koşuşturup, hoplayıp zıplarken aklımdan geçen soru da yandaki salıncakta benimle birlikte sallanıyordu: “Sahi kaç yaşındayım ben?!”

47 yıldır dünyadayım ve salıncak gördüğümde 6 yaşında, Star Wars izlediğimde 10 yaşında oluyorum. Çok değil bir yıl önce 17 yaşındaymış gibi aşık oldum. Resul’le her buluştuğumuzda 20’lerimdeyim mesela... Tıpkı Londra’ya her gidişimde 30’larımdan yeniden bir gün almış olmam gibi...

200 yıldır dünyada olan ama neden bir türlü 12 yaşını geçemediğini anlayamayan Eli’ni gibi ben de dünyadaki 47. yılımda 47 farklı yaşta olmanın şaşkınlığını yaşıyorum. Eli’nin, 12 yaşına sıkışıp kalmaktan çektiği acının benzerini yaşamıyorum dersem yalan olur! Ne çocuk ne yetişkin olabilen, ağaç dallarında, pencere pervalarında asılıp aşkı ve kim olduğunu bulmaya çalışan zavallı vampir Eli gibi babamın babalığın keyfini sürdüğü yaşta ben de, çocuk parkında boş bulduğum salıncaklarda aklımda bir soruyla birlikte sallanıp duruyorum: “Sahi kaç yaşındayım ben?!”

BÜYÜMEK HİÇ DE KOLAY DEĞİL 

Platon, insanoğlunun kendisini en çok şaşırtan davranışının çocukluktan sıkılıp büyümek için acele etmeleri olduğunu söylemiş.

Şimdi 2500’üne merdiven dayamış yüce Platon’un lafı üstüne laf söylemek haddim değil ama benim merak ettiğim bir şey var: “Büyümek için bu kadar acele eden insan ne zaman, kaç yaşında çocukluktan çıkıp yetişkin olur?”

200 yıldır üzerinde gezindiği dünyaya hala 12 yaşında bir çocuk gibi şaşkınlıkla bakan, onu anlamlandırmaya çalışan kadersiz vampir Eli mesela, çocuk mudur yetişkin mi?

Varolmayan Ülke’de büyümeyi reddedip perilerle oradan oraya uçan Peter Pan olmadığımı biliyorum ama işte o akşam üstü, o salıncakta 7’yle 47 arasındaki 40 yıllık zaman aralığında sallanıp duran ben ne zaman bir yetişkin oldum acaba?

Georgia Tech’te iletişim dersleri veren Rebekah Fitzsimmons, “Yetişkinlik kimsenin sizi hazırlamadığı bir şeydir. Olduğunuz zaman anlarsınız” deyip ekliyor: “Kendi ayakları üzerinde durmanın çok da hoş olmadığı bir dönem...”

Kendi paranı kazanıp, kendi ayakların üzerinde durduğun, kendi evinde yaşayıp, faturalarını kendin ödediğin yıllara mı geliyor bu ‘yetişkinlik’ dönemi? Neredeyse 30 yıldır bu durumdayım ben ve inanın bana 30 yıldır ‘yetişkinlik’ denilen bu mendeburla her hangi bir köşe başında karşılaşmadım! Görsem tanırdım kendisini eminim...

Büyüyüp yetişkin olmak, Platon’un dediği gibi bütün ‘çocuklar’ın aradığı bir şey ama gerçekten de bulunmasının çok zor olduğunu söyleyebilirim...

MÜKEMMEL BİR YETİŞKİN 

Bundan birkaç yıl önce Amerika’da bir psikoterapistle öğretmen, ‘Y kuşağı’na (milenyumdan hemen önce doğanlar) yetişkinliğin ne olduğunu öğretmek için’ ‘The Adulting School’ adında bir okul açmıştı. Okul öğrencilerine nasıl fatura ödeneceğinden doğru düzgün nasıl çarşaf katlanacağına, bir yetişkin gibi zamanını ve birikimlerini nasıl doğru kullanacağına kadar bir dolu ‘yetişkin’ dersi veriyordu. 

İlk okuduğumda bir yaşıma daha girmiştim! Okuldaki derslere bakarsak, faturalarını kendi ödeyen, yatağını jilet gibi katlayan, zamanını kendisi düzenleyen ve olmayan birikimlerini kendisi değerlendiren biri olarak ‘mükemmel bir yetişkin’dim. Ancak hiç öyle hissetmiyordum.

Sanırım yetişkinlik bizim bulduğumuz, tercih ettiğimiz bir şey değil başkalarının bize verdiği bir ‘manasız’ paye! Yaşadığımız yıllara yüzümüzdeki çizgilere bakıp ‘yetişkin’ diyoruz birbirimize üstelik taa içimizden hiç de ‘yetişkin’ olmadığımızı bilerek...

Benim için ‘yetişkinlik’ Altın Şehir Eldorado gibi efsanevi bir şey, Kaf Dağı’nın arkası... Bir gün oraya ulaşacak mıyım bilmiyorum. Sadece zaman zaman, kalabalıklar içindeyken, berbat oyunculuk yeteneğimle, ‘yetişkin’ rolü yapmaya çalışıyorum...

‘Bırak İçeri Gireyim’de 200 yıldır yaşayan 12 yaşındaki vampir Eli’yi canlandıran Begüm Akkaya, Bantmag’de yayınlanan röportajında, “Çocuk olmanın karşılığı mutlu olmaktır, her yaşta kendine bir oyun parkı yaratabilmektir...” demiş. O akşam üstü çocuk parkındaki boş salıncakta bir başıma sallanırken bir şeyi iyice fark ettim; 47 ya da 200 fark etmez kaç yıl geçerse geçsin büyümek istemiyorum! Bu akşam eve dönerken parka uğrayıp kaydıraktan da kayacağım.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!