16 EKİM 2015 FİLMLERİ

 Scott Cooper, üçüncü filminde gerçek bir olaya bakıyor. Johnny Depp’in ikinci gangster karakterinde çok çaba sarf ettiği muhakkak. “Kara Düzen”, retro dokusuyla cazibesine kapılabileceğiniz, ama olumlu taraflarına karşın olmamış bir gangster filmi. 2000’lerden gidersek Michael Mann’in “Halk Düşmanları”nı mumla aratıyor.

 Winter Hill Gang’in lideri, birçok kişinin ölümüne yol açmış Whitey Bulger’ın öyküsü. Johnny Depp, filmografisini uyuşturucu kralı George Jung (“Beyaz Şeytan/2001”) ve ünlü gangster John Dillinger’ı (“Halk Düşmanları/2009”) hatırlatan bir karakterle çıkageliyor. Bulger, Boston’un en tehlikeli suçlusu kimliğiyle peşinden koşulan, herkesi elinde oynatma potansiyeline sahip bir tipleme.

 COOPER’A AĞIR GELMİŞ

 Ancak filmin özelliği onun çevresinde dönen, ucu FBI muhbirliğine kadar uzanan karakol-devlet bağını perdeye taşımak. Günümüz Türkiye’sine de götürülebilecek bu ‘Derin Amerika’ eylemi çarpıcı. Senatörün kardeşi olan Bulger’ın yıllarca adalet için muhbirlik yapması aslında ‘yakalanmayalım’ tiratlarına kadar uzanıyor.

 Cumberbatch-Edgerton-Depp arasındaki ilişki filmi sırtlıyor. Ama Cooper, Junkie XL’in beste, Masanobu Takayanagi’nin sinematografi, David Rosenbloom’un kurgu desteğinden “Kardeşim İçin”deki (“Out of the Furnace”, 2013) kadar faydalanamamış. 60 milyon dolarlık tarihi bir proje ona ağır gelmiş. Senaryoda karakterlerin dengesinin tutturulamaması, gerçek hikayeyi ayağa kaldıramıyor.

 ‘ÇILGIN ŞAPKACI’ KAFALI ‘DON VITO CORLEONE’

 70’ler ile 80’leri çerçeveleyen dramatik yapı hiçbir şekilde beslenmiyor. Dakota Johnson’ın sonradan dahil olmuş hissiyatı yaratması bir yana sanki kendi şovlarını yapıp Oscar kovalayan oyuncular görüyoruz. İşin tuhafı ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında Akademi Ödülleri’ne aday olması şaşırtmayacak Edgerton dışında başarılı olan da yok. Cumberbatch idare ediyor, Bacon da öyle.

 Depp, boynunun altına bakınca, hareketleri ve tepkileriyle, vücut diliyle bir emek harcadığını hissettiriyor. Ama konuşurken filmi baltalıyor. George Jung’un inandırıcı kafası gitmiş, John Dillinger’ın gerçekçi portrelemesi de yok. Mavi göz makyajı ya da lenslerle bir çizgi roman kötüsü; ağız şekli, aksanı ve yürüyüşü ile ise Don Vito Corleone kimliği var. Sanki “Alis Harikalar Diyarında”ki (“Alice in Wonderland”, 2010) ‘Çılgın Şapkacı’ (‘Mad Hatter’) kafası yerleştirilmiş bir tarihi tipleme ortaya çıkıyor. Diğer oyuncuların çabası, sahiciliği Depp’in memur zihniyetiyle, Oscar kovalama arzusuyla zarar görüyor. Üstelik resimlerinden gördüğümüz kadarıyla Bulgey’nin gerçek gözleri de bütün görünüme etki edecek düzeyde yapay değil. Makyaj tasarımcısı sınıfta kalmış.

 KİRLİLİK DAHA İYİ YANSITILABİLİRDİ

 Cooper, “Çılgın Kalp”teki (“Crazy Heart”, 2009) acemiliğinin üstesinden büyüleyici kareler ve atmosferle “Kardeşim İçin”de gelmişti. Yeni ekip tutmuştu. Burada ise geri adım atıyor yönetmen. Ev içindeki iki cinayet sahnesini iyi çekmiş Takayanagi’nin katkısıyla.

 Locked-down shot (sahneden çıkan aksiyonu takip etmeyip sabit duran kamera tekniği) o bölümleri iyi yansıtıyor. Ama genel anlamda tarihi bir gangster filmini kaldırabilecek, kostüm ve sanat yönetimini oyuncularla bütünleyecek kalibrede bir rejisör göremiyoruz. Senaryonun da sıkıntılarıyla birlikte bir hissizlik var. Finalde Depp’in yüzünün gözükmemesi avantaj.

 Ama politik dalaverelerin, kirliliğin daha çarpıcı yansıtılmasını bekliyorsunuz. Filmin merkezine yerleşen azılı suçlu Depp’in germemesi bu süreci de etkiliyor. Ciddi bir yapının içinde onun yapay hali, gülünç duruyor. Cooper; Coppola, Scorsese gibi klasik Amerikan sinemasına damga vurmak istiyorsa, önce bir “Baba” (“The Godfather”, 1972) ya da “Arka Sokaklar” (“Mean Streets”, 1973) çekmeli… Böyle giderse eli yüzü düzgün “Kardeşim İçin”in bile seviyesini yakalayamayabilir.

 

FİLMİN NOTU: 4

 

Künye:

 Kara Düzen (Black Mass)

Yönetmen: Scott Cooper

Oyuncular: Johnny Depp, Joel Edgerton, Benedict Cumberbatch, Kevin Bacon, Dakota Johnson

Süre: 122 dk.

Yapım yılı: 2015

 

FAZLA CİLALANMIŞ PERİLİ EV FİLMİ

 İngiliz gotiğinden beslenirken, görsel efektleri, tasarımları ve sinematografisiyle göz kamaştıran bir perili ev filmi… Ama üzülerek belirtmek lazım, artık Del Toro’nun çektiği değil destek verdiği filmlerin devrine girmiş gibiyiz. “Julia’nın Gözleri”, “Mama”, “Hayat Kitabı” ve “Çizmeli Kedi”; “Pasifik Savaşı” ile “Kızıl Tepe”yi sollarken sıkıntı çekmiyor.

Guillermo del Toro, perili ev filmlerinin en eski formülüne bakıyor. Adeta 2000’lerde çekilen “Öbür Dünyadan” (“The Awakening”, 2011), “Siyahlı Kadın” (“The Woman in Black”, 2012) gibi demode filmlerle aşık atma derdini düşüyor. Onları düşününce İngiliz gotiği ile ilişkide kan oranı ve kırmızıyı kullanma laneti doyurucu. Fikir güzel. Ambalajıyla mest ediyor zaman zaman…

 ‘KIZIL ÖLÜMÜN MASKESİ’ HEYECANI YARATIYOR MU?

 Ama Danimarkalı Dan Laustsen etkili görüntüler, Argento’nun plastik dönemini hatırlatıyor. Öte yandan önümüzde belirenler, kırmızıyı çekici kılan, Roger Corman imzalı çarpıcı Poe uyarlaması “Kızıl Ölümün Maskesi” (“The Masque of the Red Death”, 1964) kadar heyecanlandırmıyor, silkelemiyor. Del Toro gittikçe görsel efektlere, tasarımlara ve sinematografiye yüklenirken arkada bir şey kalmıyor.

 Klişe perili ev filmi stüdyo görkemine hapsediliyor. 120 dakikada araya kararma-açılma efekti koymak filmin zamanla bir ‘arkası yarın’ seyirliğine dönüşmesini sağlıyor. Bu durum karşısında geri çekilirseniz çarpıcı karelerle akıcı bir süreç sizi bekliyor. Ama onun ötesinde Wasikowska, Chastain ve Hiddleston’ın emeğine karşın kalıcı bir şey değil bu…

 MEMURİYETTE SEVİYE GİTTİKÇE DÜŞÜYOR

 “Kızıl Tepe” için kötü demek kolay değil. Ama Edith Cushing’in Thomas Sharpe’la evlenmesiyle karşısına çıkan aile sırları, dramatik çatıyı ayağa kaldırmıyor. Aksine klişelere sürüklüyor. Sanat yönetiminde ve görsel efektlerde bir özen var, sinemadan ayrılırken film için ‘uğraşılmış’ diyorsunuz. Ama bu parçaları toparlayarak rafine bir zaman dilimine yerleştirecek özgür bir yönetmen yok sanki.

 Del Toro “Pasifik Savaşı”ndan (“Pacific Rim”, 2013) sonra burada da stüdyoya memurluk yapmış, direnememiş. Oradaki kadar ‘ucuz zevk’ yok belki. Ama her şeye rağmen eli yüzü düzgün duran “Tehlikeli Yaratıklar” (“Mimic”, 1997) ve “Hellboy”dan (2004) dahi geriye gidiş var.

 BİR PAZARLAMA HARİKASI

 Bu sebeple gerçeküstücü ve çizgi romansı perili ev filmi, “Şeytanın Belkemiği” (“El Espinazo Del Diablo”, 2001) gibi dahiyane mekan kullanımıyla hayran bırakan aynı alt türdeki bir şaheseri aramamızı sağlıyor. Orada Franco diktatörlüğünden beslenen siyasi arka planla yitik ruh merkezine dönüşen bol katmanlı dramatik yapı burada yok. Açıkçası “Kızıl Tepe”, göz boyamaktan başka bir şey yapmayan, çokça cilalanmış bir korku türü ürünü. Aynı zamanda da bir pazarlama harikası…

 Bu da filme olan ilgimizi ayağa kaldırsa da Meksikalı rejisörün artık destek verdiği eserlerle özdeşleşeceğini duyuruyor. Peter Cushing, ‘Nosferatu’ ve “Dehşet” (“The Changeling”, 1980) göndermeleri hiçbir şekilde etkileyici olamıyor. Del Toro stüdyo rahatlığı bu kez yaramamış.

 

FİLMİN NOTU: 4.6

 

Künye:

 Kızıl Tepe (Crimson Peak)

Yönetmen: Guillermo Del Toro

Oyuncular: Mia Wasikowska, Jessica Chastain, Tom Hiddleston, Charlie Hunnam, Doug Jones

Süre: 118 Dk.

Yapım Yılı: 2015

 

 

YARIM YAMALAK YEŞİLÇAM KOMEDİSİ

 Uğur Yücel’in eski günlerine dönüş filmi… “Yaktın Beni”, kıvamı tutturulamamış bir Yeşilçam komedisi. Ama ciddi olmaya çalışırken reji koltuğunda kendini gülünç duruma düşüren Yücel için bir fırsat. Oyuncu, komedide ve oyunculukta daha başarılı olduğunu anlayıp yeniden içindeki esas cevherin üzerine gidebilir.

  ‘Yönetmen Uğur Yücel’ imzalı filmlerden sadece biri için ‘vasat’ denebilir. “Yazı Tura” (2004) Güneydoğu’nun ilginç bir özetini çıkarmıştır. Ama kare kare inceleyince falsoları olan bir yapıttır. Yücel, ‘çerçeve yerleştirme’ye kafa yormayan, bu konuda açıklanması zor eserlere imza atar. Yeşilçam kolaycılığından kopamaz.

 UĞUR YÜCEL VE HASİBE EREN’E SAYGI DUYMAK LAZIM

 Bu sebeple de “Muhsin Bey”le (1987) girdiği, daha becerikli olduğu alana geri dönmesi sevindirici. Yücel, ‘Macit’ ile sinema tarihinde çokça gördüğümüz ‘baş belası’ prototipini geçiriyor vücuduna. Yeğeni Selam’la (Sarp Apak) ilişkisi filmin çizgisini belli ediyor. Yeşilçam komedisi formülünde ilerleyen “Yaktın Beni” (2015) aslında sinemanın araçlarından fazla destek alamayan bir film.

 Prodüksiyon kalitesi fena değil. Esas sıkıntısı sarkan oyunculuklar, karikatürize karakterler… Özellikle Yücel ve Hasibe Eren devreye girince gülümsüyoruz. Abartılı tipleri müthiş bir özenle canlandırıyor bu ikili. Ama kolaycı bir mizah hamlesi olarak devreye giren ‘gürültü’ filme zarar veriyor.

 SAMİMİYET HER ŞEY Mİ?

 Yapıt, kelimenin tam anlamıyla ritmi aksayan, kıvamı tutmamış bir Yeşilçam komedisini tanımlıyor. Can Yücel’in sahne atlamaktaki özensizliği babasının geri kafalı sinema anlayışının çok uzağında değil. Üstüne üstlük “Yaktın Beni”, seviyeyi düşürse de Uğur Yücel’in “Yazı Tura” dışındaki filmleriyle aynı kalitede. Hatta “Hayatımın Kadınısın”ın (2006) üzerine çıkıyor. ‘Ciddi film çekme’ arzusuyla her şeyin bitmediğini kanıtlıyor.

 Sinematografi ve kurgu, ayarı kaçırılan performansları hiçbir şekilde ayağa kaldıramıyor. Aksine mizahın iticiliğini daha da beslemek için acemi hamleler yapıyor. Apak, Kobal, Özcan ve Aydın samimi, ama ötesi değil…

 

FİLMİN NOTU: 2.8

 

Künye:

 Yaktın Beni

Yönetmen: Can Yücel

Oyuncular: Uğur Yücel, Sarp Apak, Sinem Kobal, Meltem Cumbul, Sezai Aydın, Ozan Özcan

Süre: 101 dk.

Yapım yılı: 2015

 

DENEME ÇEKİMİ OLMASIN?

 “Öyle ya da Böyle”, kelimelerin kifayetsiz kaldığı noktalardan biri... Sadece bu ‘trash (çöp) yerli komedi filmi’ne katlanabilenler, ‘orantısız gevezelikler bütünü’nün ya da ‘deneme çekimi’nin ne demek olduğunu idrak edecektir.

  İzlerken acımakla sinir krizi geçirmek arasında kaldığımız yerli komedilerin bir yenisi… “Öyle ya da Böyle” (2015), tahammül edenlere nasıl tatlar yaşatabilir bilinmez. Ama Reha Özcan ve Erdal Tosun’a yazık olduğu kesin. Alper Kaya hangi cüretle yönetmenliğe bulaşmış onu da anlayamıyoruz.

 BOŞ GEVEZELİKLER KAFA ŞİŞİRİYOR

 Ama bu yapıt, ‘trash (çöp) yerli komedi filmi’ artışına katılma konusunda çok hevesli... Film boyu boş gevezeliklerle kafa şişiren eser, bu eğilimle ilgili bir fikir de geliştirmemiş. Çoğu kez iç mekanda kamerayı yakınlara sokarak işini kolaylaştırıyor.

 Fakat bunu yapmadığı zamanlarda da tek ışıkla sanki bir deneme çekimi yapıldığını düşünüyor. Abartılı oyunculuğu da ‘tırlatma’ olarak adlandıran “Öyle ya da Böyle”, kafa yoran akıllı zihinlere göre değil. Alper Kaya ismini de yedinci sanattan hemen sildirmesi olası…

 

FİLMİN NOTU: 1.4

 

Künye:

 Öyle ya da Böyle

Yönetmen: Alper Kaya

Oyuncular: Reha Özcan, Şeyma Korkmaz, Selim Erdoğan, Erdal Tosun

Süre: 94 dk.

Yapım yılı: 2015

 

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

 

45 Yıl (45 Years): 5.6

Aşk Nerede?: 1.9

Aşk ve Merhamet (Love and Mercy): 6.9

Aşkın Ritmi (We Are Your Friends): 5.4

Beden (Cialo): 5.1

Ben Kimim (Who Am I): 6.2

Darbe: 2.7

Deccal: 3.4

Efsane (Legend): 5.3

Ejder Kılıcı (Dragon Blade): 2

Everest: 2.5

Geçmişin Laneti (Visions): 3

Geçmişten Gelen (The Gift): 2.9

Her Şey Güzel Olacak (Every Thing Will Be Fine): 1.9

Hitman: Ajan 47 (Hitman: Agent 47): 2.2

Kaçış Yok (No Escape): 2.5

Kara Bela: 3.8

Kod Adı: U.N.C.L.E. (The Man from Uncle): 5.5

Korku Terapisi (Regression): 5.5

Küçük Prens (The Little Prince): 6

Labirent: Alev Deneyleri (The Maze Runner: The Scorch Trials): 5.2

Lanet II (Sinister 2): 4.5

Madımak: Carina’nın Günlüğü: 1.5

Mantıksız Adam (Irrational Man): 4.8

Marslı (The Martian): 3

Merdiven Baba: 4

Minyonlar (Minions): 5.2

Mission: Impossible – Rogue Nation: 4.5

Pixels: 6.8

Sıradışı Anne (Ricki and the Flash): 3.5

Sicario: 3

Son Şans (Southpaw): 6.5

Stajyer (The Intern): 5.5

Şah Mat (Pawn Sacrifice): 6.3

Tehlikeli Yürüyüş (The Walk): 3.6

Yok Artık: 3.7

 

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938