Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Çoklu baro sistemine yönelik eleştirileri sormak üzere AK Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan’ı aradım.

“İddia edilenin aksine baroları bölmüyoruz” diyerek başladı söze:

“'Her mahkeme bölgesinde bir baro kurulacak' diye bir zorunluluk getirebilirdik ama bunu yapmadık. Ya da bazı arkadaşlarımızın önerdiği gibi 'İstanbul’da biri Avrupa biri Anadolu Yakası’nda olmak üzere 2 baro kurulacak' yazsaydık bu da mecburi bölünme getirecekti. Ama yasanın şu andaki halinde zorunlu bölünme yok.

Kendisi dışında kimsenin görüşünü dinlemeyen karakterler var barolarda. Bunu yapmak yerine bir araya gelsinler, beraber liste yapsınlar, beraber politika belirlesinler, organize olsunlar ve bölünmeden baro yapısını korusunlar. Bunun önünde bir engel yok. Yani avukatların derdini taşıyan baro, herkese kulak kabartsın, herkese ağabeylik, başkanlık yapsın, kimse bölünmesin.

Var olan baroları da kapatmıyoruz. Sadece yeni baro kurmaya imkân tanıyoruz” dedi.

Baro düzenlemesine dair gözlemim şu; Çoklu baro AK Parti’ye yakın pek çok avukatın ve baro başkanının içine sinmiyor ama belli ki Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki net kararı nedeniyle önümüzdeki günlerde yasalaşacak.

Peki Bülent Turan’ın önerdiği gibi ayrı baro imkanı varken avukatlar tek çatı altında örgütlenmeyi başarabilir mi?

Siyaseten bu kadar parçalanmış bir ülkede bunun olması elbette imkânsız.

Rahmetli Süleyman Demirel hayattaydı.

Habertürk Gazetesi'nde röportajlar yapmaya başlamıştım.

Demirel’e ulaşmanın yolu doktoru ve danışmanı Aylin Hanım’ı aramaktan geçiyordu.

Zaman zaman konuşurdum kendisiyle.

Hep çok kibardı, “Bir dahaki ay yapalım Kübra Hanım” diyerek tatlı tatlı geri çevirirdi röportaj taleplerimi...

Demirel vefat etti. Sonra Aylin Cesur İYİ Parti milletvekili olarak çıktı karşımıza.

Önce şehit cenazesinde giydiği beyaz kürklü mantonun yersizliği ile gündeme geldi.

Dün de Salda Gölü'nde yapılanlara karşı kullandığı argo ifadelerle...

Politikaya atılan kadınların erkek diliyle siyaset yapmasını eleştiririz ya hep, bu işte tam onun örneği...

Salda Gölü’nün son hali hepimizin içini sızlatsa da bu sözler size hiç yakışmadı Aylin Hanım...

Dün bir açıklama daha yaparak “'O betonları söker, götürülen kumları eski yerine uygun şekilde monte ederiz' demek isterken ’eski yerine’ demeyi sehven unuttuğum ifadem yanlış yerlere çekildi” demişsiniz. Hâlbuki videoyu izleyince neyi kastettiğiniz gün gibi ortaya çıkıyor.

“Yanlış anlaşılma” falan demek yerine konuşmanın şehvetine kapıldım deseniz daha samimi ve inandırıcı olurdu.

Rakiplerine karşı nüktedan göndermeleriyle bilinen Demirel’in tezgâhında yetişmiş bir kadın siyasetçi olarak sizden daha zarif bir üslup bekliyoruz.

Ahmet Davutoğlu ayrı bir siyasi hareket kurarak yola çıktığında kendisine şüpheyle bakıldı...

“Erdoğan çağırsa geri döner” diyenler de oldu, “Siyasette hiç şansı yok” diyen de...

Geçmiş açıklamaları nedeniyle özellikle muhalif kesimde Davutoğlu’na verilen kredi çok çok düşüktü.

Bu durum biraz değişmeye başladı çünkü iktidara karşı dozu giderek sertleşen konuşmalar yapıyor.

Peki, acaba söylemlerindeki bu yüksek ton, seküler mahallenin Davutoğlu’nu muhalefetin yeni aktörü olarak kabullenmesini sağlarken AK Parti tabanında nasıl bir etki bırakıyor?

AK Parti’den kopmaya meyilli seçmen üzerinde Babacan’ın sesiz ve mesafeli muhalefeti mi yoksa Davutoğlu’nun keskin tavrı mı daha etkili olur?

Ülkede bir seçim atmosferi olmadığı için bunu okumak çok kolay değil ama İYİ Parti örneği gösterdi ki sağda kurulan yeni partiler sol muhalefetle aynı argümanlar üzerinden kavgacı bir dille siyaset yaptığında milliyetçi muhafazakâr kesim üzerinde etkili olamıyorlar.

Yeni kurulan iki parti de muhafazakâr tabandan oy almayı hedefliyorsa, seküler kesimin gazına gelmeyip AK Parti tabanının reaksiyonlarına odaklanmalı...

Son günlerde AK Parti’nin oyunun yüzde 30’a kadar gerilediğini gösteren anketler var. Kimileri bu anketleri fazlaca ciddiye alıyor ama açıkçası ben 3 nedenle temkinli yaklaşıyorum.

Birincisi bunlar telefon anketleri, yani yeterince güvenilir değiller. Yüz yüze yapılan anketler kadar doğruluk payları yok. Üstelik bu anketlerde AK Parti’nin oyu düşerken diğer partilerden hiçbirinin oyu bariz biçimde yükselmiyor. Kararsızların ya da “cevap yok” diyenlerin sayısı şişmiş görünüyor. Kararsızların hepsinin muhalefete kayacağını düşünmek saflık olur.

İkincisi aynı anket şirketlerinin yaptığı lider araştırmalarında Erdoğan’ın oyu düşmüyor aksine pandemi döneminde yükselmiş görünüyor.

Üçüncüsü Cumhur İttifakı kurulduğundan beri artarak devam eden yerli-milli-manevi değerler söylemi seçmenleri de ciddi biçimde dönüştürdü. Ayasofya tartışmasının, LGBT’lilere gösterilen tepkilerin ya da muhalefete HDP üzerinden yapılan eleştirilerin bu taban üzerinde ciddi bir karşılığı var. Özgürlükler ve demokrasi konusunda iktidara yöneltilen eleştirilerse pek umurlarında değil.

AK Parti’nin büyük oranda oy kaybedeceğini iddia etmeden önce AK Parti tabanının nasıl bir dönüşüm geçirdiğini iyi analiz etmek gerekir.

AK Parti kuruluş yıllarında Avrupa Birliği hedefiyle, liberal-demokrat çoğulcu jargonuyla İslamcı ya da muhafazakâr seçmeni ciddi biçimde dönüştürmüştü. Farklı kesimlerin de desteğini alarak merkeze oturmuştu.

Son yıllarda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetini belirleyen öncelikler Gezi olayları, 15 Temmuz darbe girişimi gibi dönüm noktalarından sonra değişime uğradı. Yerlilik, millilik, beka meselesi gibi milliyetçi-maneviyatçı kavramlar özgürlüklerden, çoğulcu siyasetten daha önemli hale geldi.

Ve bu ikinci dönemde AK Parti seçmeni de dönüştü. Cumhur İttifakı’nın öne çıkardığı değerleri destekleyen kemik bir blok ortaya çıktı.

Örneğin 10-15 yıl önce Avrupa Birliği’ne destek verdiğini söyleyen kesimler bugün Batı’yı en büyük tehdit olarak görüyor.

Lafın kısası AK Parti’den koparak kurulan partiler kuruluş değerlerine vurgu yapıyor ama taban artık o eski taban değil.

Z Kuşağı'nın daha doğrusu genç seçmenin bir kısmının yeni bir siyaset dili aradığı doğru ama unutmayın ki Cumhur İttifakı da kendi değerlerini benimsemiş bir kuşak yetiştirdi bu süreçte...

Kısacası politik tahminler yaparken sosyolojik dönüşümlere daha dikkatli bakmakta fayda var.


4 ay önce ikinci çocuğunu kucağına alan Bergüzar Korel doğum kiloları ve selülitleriyle barışık fotoğraflarını paylaşmış.

Altına da bütün ünlülerin sıfır beden olmasını dayatan magazincilerle dalga geçen satırlar yazmış.

Hem özgüvenine hem de kendisiyle bu kadar barışık olmasına hayran kaldım.

Doğum yapan kadın kilo alır kardeşim. Bunun üzerinden kadınları aşağılamaktan, hakarete varan yorumlar yapmaktan vazgeçin artık.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • talip_65 30 gün önce Doğruları kitabın tam ortasından yazmışsınız, tebrikler.
    CEVAPLA
0:00 / 0:00